Türkiye Kürt meselesi yüzünden ABD’yle karşı karşıya geldi, değil mi? Öyle midir bilmem. Bunu ben söylemiyorum.
Darbeyi ABD’’nin tezgahladığını bizzat Erdoğan “darbeciler üst akıldan talimat aldı” açıklamasıyla ilan etti. AKP’ye yakın Güneş Gazetesi “darbe teşvikçisi ABD, tetikçisi Gülen, destekçisi NATO” diye manşet attı.
Erdoğan’ın konuşmalarından anlıyoruz ki, bu daha “birinci etap”, bunun “ikinci ve üçüncü etapları” da varmış ve Türk devletinin başındaki kişi, “ne kadar etabınız varsa gelin” diye meydan okuyor.
İyi de neden böyle oluyor?
Ülkeye yazık değil mi?
Siz “ikinci ve üçüncü etapla” boğuşabilirsiniz. Onlar sizden üç yüz, siz onlardan bin üç yüz öldürebilirsiniz. Onlar sizi hapsetmeye çalışır, siz onları hapsetmeye çalışırsınız.
İyi de memleketin, milletin günahı ne?
Kürt meselesi yüzünden ABD’yle böylesine cephe cepheye gelmenin alemi mi vardı?
Çözseydiniz.
ABD ile karşı karşıya gelmezdiniz.
Eğer dediğiniz gibiyse, yani darbenin arkasında “üst akıl” varsa, o zaman o “üst akıl” darbenin arkasına geçmezdi.
Neden çözmediniz?
Ve hala neden çözmemekte ısrar ediyorsunuz?
Neden Öcalan’la ilgili ciddi bir adım atmıyorsunuz?
Dünya İsmet Paşa'nın “yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır” diyerek ABD’’ye meydan okuduğu dünya değil.
İşler Paşa'nın dediği gibi olsaydı, Türkiye “kurulacak yeni dünyada yerini alsaydı”, yani Sovyet Blokuna yaklaşsaydı, ya da Nasır gibi, Enkrumah gibi, Bin Bella gibi bir yönelim alsaydı, NATO’nun güneydoğu kanadı çöker, dünya dengeleri ABD aleyhine değişirdi. Cılız sermaye çökse de devlet sektörü ve Sovyet desteğiyle Türkiye ayakta kalırdı.
Ama şimdi işler başka.
Türkiye Kürt meselesini çözmeyecek…
Bu nedenle ABD’yle, AB’yle ve NATO’yla karşı karşıya gelecek.
Geldiği için krize yuvarlanacak, darbeler, karşı darbeler bataklığında bocalayacak.
Ve bataklıktan çıkmak için ABD, AB, NATO yerine Rusya’ya, Şanghay beşlisine yönelecek…
Yani “iki ucu şeyli değnek”…
Türkiye bu haliyle, şimdiki küresel patronlarının emrinde kalsa da, kendine yeni bir küresel patron bulsa da krizden kurtulamaz. Aynı zamanda bu yeni yönelim ne demokrasiye, ne bağımsızlığa, ne de refaha kapıları açar.
Ha Amerika…
Ha Rusya…
Üstelik böyle bir yönelim Türkiye’yi çökertir. Türk kapitalizmi Türkiye’ye egemen, Batı kapitalizminin organik parçası. Bu iş “devletçi” bir ekonomiye sahip ülkenin o kutuptan bu kutba kaymasına benzemez. Koçlar, Sabancılar, Doğanlar böyle bir yönelimde batar. Battığı zaman Türkiye batar.
Ve siz böyle bir yönelimin NATO tarafından cezalandırılmayacağını mı sanırsınız?
Yanılırsınız.
Bakın CENTO NATO’ya göre “daha az” stratejik bir ittifaktı. 1979 yılında İran Humeyni “devrimiyle” birlikte CENTO çöktü. O günden, şu birkaç ay öncesine kadar İran perişan oldu. Batının ambargosu altında ezildi. Humeyni rejimi kurulduktan bir yıl sonra Irak’la savaşa tutuştu. Tam sekiz yıl sürdü. Milyonlar öldü. İran buna rağmen ayakta kalabildiyse, bunu petrolüne, doğal gazına borçlu.
Sizde belki “imamın abdest suyundan süzülmüş ‘yeşil renkli namus gazı’ olabilir, ama petrol yok, gaz yok, stratejik teknolojik monopol yok. Sıcak paraya bağlı zavallı bir ekonomi var.
Elbette parası, mülkü, sarayı, AVM’si filan olmayan halk açısından NATO’ya kafa tutup, yeni bir yönelim almak mümkündür.
Ama sermaye bunu yapamaz.
O yapamayınca, Kışla ve Saray da yapamaz.
Yapamayacağınız işlere kalkışacağınıza, başınızı kendi elinizle bağlandığınız ABD ve NATO’yla belaya sokacağınıza, neden Kürt sorununu çözmüyorsunuz?
Neden “demokratik özerk bölgelerin toplamından oluşan adem-i merkeziyatçı bir devlet ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğinden oluşan, toprağı bütün, demokratik ulusu bölünmez, bayrağı tek, dili ortak demokratik cumhuriyet” yoluna koyulmuyorsunuz?
Neden Rojava’yla el ele IŞİD’ı yenip, tüm Kürdistan parçalarının gönlünü kazanmıyorsunuz? Onlarla aranızdaki sınırları kaldırmadan silikleştirip, neden, “Ortadoğu Ortak Evini” inşa yoluna girmiyorsunuz?
Sizin kendi ülkenize…
Üstüne titrediğiniz sermayenize…
Kendi halkınıza kastınız mı var?