Kürt halkını bölen emperyalistler memnun ve suskun. Sözde burjuva haklarını savunan NATO Türkiye’nin arkasında, ABD, zorbanın yanında olmakla tarihinin ahlaksız politikasını sürdürmekte, merkezi devletlerin sömürgeci baskısı, Kürtleri haksız hukuksuz bırakmış. Neredesin ey insanlık? Faşist İran ve Türkiye Kürdistan’da savaşı sürdürürken, güçlü devletler üç maymunu oynarsa ve insanlık bunca düşerse, Kürtlere sadece bir yol kalıyor. O da halkına sahip çıkmasıdır. Kürdün bu dönemde fikri ve zikri ne olursa olsun, Türk ve İran saldırılarına karşı birlik olup ayağa kalkması gerekiyor. Bu sütuna kısaltarak aldığım bazı okuyucu mektuplarını size sunuyorum:
Veysel Avustralya’dan yazıyor: „Sevgili Haydar Abi. Tabii ki kim ne derse desin Kürtler kendi mücadelesini yürütecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalı, bu kadar mütevazi bir halk hareketine dünyada belki ender rastlanmıştır. Demokratik Özerklik’te çok mütvazi bir istemdir, evrensel hukukla da örtüşmektedir. Çıkışından bu yana bu kadar çok büyük aşamalardan geçmiş ve hiç geri adım atmamış bir halk hareketini kimse durduramaz. Kürtler ne tehditler ve ne zulümler gördü! Bir kaç örnek vermek gerkiyorsa Diyarbakır direnişi, faili meçhul cinayetler ve köy boşaltmaları. Doksan dokuz’da tutsak edilen halkımızın Önderi. 2003’te bozgunculuk yaratmaya çalışan şahsiyetleri ki, sadece bunları göz önüne getirdiğimiz de artık bu halkın önünde kimsenin duramayacağı çok nettir. Ama bu mücadeleyi görmemezlikten gelen sözde kendine aydınım diyen Kürtlere söylenecek tabii ki iki sözde olmalı. Demokratik Özerklik ilanından hemen sonra Radikal gazetesinde Ziya Ekinci’yle yapılan röportaja ne demeli! Çok alaycı bir şekilde sanki hiç bir önemi yokmuş gibi biraz da ukalaca bir üslupla Demokratik Özerklik ilanı boşa çıkartacak söylemlere ne demelidir. Yok işte ben Ahmet ve Aysel’e yazdım çizdim, bende kendi adıma özerkliğimi ilan ederim, yok zamanı değil havadan sudan şeyler yazmaktadır. Yok KCK, PKK, DTK ve BDP bunlar neyin nesi bilmem ne! Sözde bazı Kürt aydınları aydınım diye geçiniyor. Yani bu yaşına rağmen insan süreç karşısında biraz mütevazi olmalı. Bazı Kürt aydınlarını örnek vermek gerekiyorsa, Şex Said’in torunu rahmetli Abdulmelik Fırat ve uzun zamanlar Avrupa’da yaşayan rahmetli Mahmut Baksi hatta ünlü romancı Mehmed Uzun bu mücadeleyi görmemezlikten gelerek aramızdan ayrılıp gittiler. Misyonlarını  oynayamadılar. Rahmetli Mahmut Baksi’nin tüm olumsuzluklarına rağmen en son beni halkıma teslim edin dedi. Tüm yaşananlara karşın bu halk onun cenazesini bir serhildan şeklinde karşıladı. Aynı şekilde Mehmed Uzun hastanedeyken hastanenin önü her gün bir düğün yeri gibiydi. Rahmetli Mehmed Uzun bir zamanlar ATV’de Ali Kırca’nın programına çıkıyordu. Ali Kırca sürekli PKK Mehmed Uzun’u tehdit ediyor diyordu. Ama rahmetli hiç şunu söyleme gereği bile duymadı „beni PKK niye tehdit etsin.”
Şimdi seksen küsur yaşlarında olan Ziya Ekinci de acaba aynı hatayı mı yapıyor? Kardeşinin Ankara’da kontralar tarafından nasıl vurulduğunu belki de unutmuş olmalıdır. Tabi bunu söylerken kan davasını sürdürelim anlamına gelmemelidir.” 
Ali Tokay yazıyor: „Sayın Işık, çok güzel olmuş, ağzınıza kaleminize sağlık. Yazınızı beğendim, zaten yeni Özgür Politika’da en çok sizin ve Ahmet Kahraman’ın yazılarını beğenirim. Doğru söylüyorsunuz, istiklal marşı okuyup Aynur’u linç etmeye kalkanlar Türkiye’de çoğunlukta. Bu ırkçı İslam boyalı eski Milli Türk Talebe Birliği kadroları da Kürtlerin tasfiyesine karar vermişler. Zaten Kemalist zevatla anlaşmaları da bu temeldedir. Bu işi en iyi biz yaparız diyorlar. Benim daha çok üzüldüğüm, kahrolduğum konu ise şu: Kürt Özgürlük Hareketi ve sizin gibi bazı devrimci aydınlar bunların niyetini, samimi olmadıklarını, Kürtleri soykırımdan geçirerek ve böylece tasfiye etmeye çalıştıklarını hergün bas bas bağırıyorlar. Ama buna rağmen Türklerin Kürtleri uyanmıyor. Ama umutsuz değilim, tam tersine. Kürt halkının milyonları özgürlük kararı vermiştir ve bu iş sonuca gidecektir.”
Atakan Hollanda’dan yazıyor: ”Merhaba Haydar Işık, yazınızı okudum. Bence şu cümle T.C.’nin niyetini ortaya koyuyor: 30 yıl önce Kürt yoktu. 30 yıl önce olmayan birilerini şimdi var saymak ve o insanların hak istemlerine karşılık vermek T.C. için neredeyse imkansız. T.C.’yi astığı astık, yüzü gülmeyen bir babaya benzetebiliriz. Kendi çıkarları doğrultusunda yaşayan, eşine, çocuklarına değer vermeyen, mahallede dolaşırken insanların çekindiği, korkanların -ki bu çoğunluktur genelde- saygı gösterdiği, evde şiddetten vazgeçmeyen, eşini bir eşya gibi gören, çocuğunun ihityaçlarına maddi ve manevi anlamda yanıt vermeyen çünkü kıraathanede arkadaşlarıyla oturmaktan keyif alan, içki içmeye, çapkınlık yapmaya parası olan ancak mutfak masrafını düşünmeyen, okula giden çocuklarına harçlık vermeyen, okul araç ve gereçlerini almayan bir baba tarifi benim gözümün önüne geliyor. 30 yıl önce Kürt yoktu; bugün neden olsun?! Seslerini çıkarmadan otursunlar yerinde ve kendilerine dayatılanı yapsınlar yeterli diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.“