İmparatorluktan ulus devlete giden süreçte Türkiye’de hayatın her alanında “ırk” kavramına yapılan vurgu, bir paradigmayı meşrulaştıran, sorgulanamaz tek gerçeklik olarak sunulmuştur hep. Buna bağlı olarak “öteki”lere yönelmiş, tüm mekan ve zamanlarda varlığını ve yıkıcılığını en acımasız biçimiyle göstermiştir.

Anahtar kelimeler ve kavramlar olarak ifade etmek gerekirse eğer; “Tek Dil, Tek Din, Tek Vatan, Tek Bayrak” zihniyeti üzerine kurulmuş bir paradigma bu.
Sözgelimi içinde birçok etnisitenin, ırkın yaşadığı bir ülkede hala “Ey Türk Gençliği…” diye başlayan bir hitabeyi ya da “Türküm doğruyum…” diye başlayan bir andı hala resmi olarak yürürlükte tutuyor ve kutsuyor olmak, ırkçı ve köhnemiş bir zihniyetin becereceği bir durum olabilir ancak.
***
Türk ırkını esas alan, Türkiye’deki diğer etnik kimlikleri görmezden gelen ve asimile sonucu doğurabilecek ifadeler olmakla birlikte ideolojik devlet algısının küçük çocuklara dayatan bir beyan olduğunu ifade eden ve Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmenliği’nin öğrenci andı başlığı taşıyan 12. maddesinin kaldırılması amacıyla Mazlum-Der tarafından başlatılan kampanyalar devam ediyor. 5 yıldır “Andımız”ın kaldırılması için kampanya sürdüren Mazlum Der Diyarbakır Şubesi, 19 Mayıs’ta da “Gençliğe Hitabe”nin kaldırılması çağrısı da yapmıştı.
Bir ideolojiyi dayatmak yerine “bireyi insanlık onuruna bağlı doğal hak ve özgürlüklere sahip bir varlık” olarak kabul eden bir eğitim anlayışının benimsenmesi gerektiğini savunan Mazlum Der; “Tek tipçi” ve “ötekileştirici” olan “Andımız” başta olmak üzere, her türlü sembol, ritüel ve etkinliğin eğitim sisteminin dışına çıkarılmasını talep ediyor ve Türkiye’nin kendi farklılıklarıyla barışmasını, dini, ideolojik ve etnik grupların haklarını gözetmesi gerektiğini, tepeden inme, halktan kopuk, tekçi, asimilasyoncu, inkarcı ve kibirli anlayışın terk edilmesini ve bu nedenle tekçiliğe, ırkçılığa ve asimilasyona hizmet etmesinin yanında çocukların ahlaki ve psikolojik gelişimini de engelleyen bu andın kaldırılmasını öneriyor.
***
Bu metin, Türkiye’de, ilköğretim okullarında her sabah okunan, 23 Nisan 1933 günü Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından hazırlanmış ve o günden beri okunan bir metindir. 1990’lı yılların başlarında değişikliğe uğrayarak 1997’de yapılan son revizyonla beraber aşağıdaki biçimiyle bugünkü halini aldı.
***
Evet. İlköğretimde öğrenciler her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki “öğrenci andı”nı söylerler:
“Türküm, Doğruyum, Çalışkanım, İlkem; Küçüklerimi korumak, Büyüklerimi saymak, Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ey büyük Atatürk; Açtığın yolda, Gösterdiğin hedefe, Durmadan yürüyeceğime and içerim. Varlığım; Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene.”
Türkiye’de ırkçılık yok diyenlere güzel bir cevap ve neredeyse herkesin ezberinde olan resmi belgesidir bu ritüeller.
8 yıl bunu her gün “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diyen çocuklardan sonra bir de sözüm ona hümanist olup insanlığı sevmesi, ayrım yapmaması falan beklenir.
Bir de bunun “rahaaaaat, hazrooll, dikkaaaaatttt!” tekmiliyle öğrenciyi esas duruşa sokuşu vardır ki, tam evlere şenliktir.
Bir çeşit telkin ve tekrarla şartlandırarak öğretme yolu bu.  Çünkü bilinçaltı belli bir tekrardan sonra verilen telkinleri birer içgüdü, yaşamının ana yasası gibi algılamaktadır.
***
Demokrasiyi içselleştirememiş bir yapıda sırf içerisinde Atatürk, Türklük geçiyor diye kendisine bir çeşit dokunulmazlık verilen, üstüne üstlük neredeyse kutsallık adledilen, eleştirdiğinizde hain ilan edileceğiniz, çoğu zaman kimsenin elini vicdanına koyup “yahu bu ne kadar şuursuz bir şeydir” demediği/diyemediği bir konu bu. Barış süreci denilen ve yol temizliğinden söz edilen bu süreçte alın size yasaya filan da gerek kalmadan, bir genelgeyle temizlenecek bir sorun.