Almanya Gündemi
NSU davası nihayet başladı. Daha doğrusu başlayamadı.
Önce 17 Nisan'da başlayacaktı. Ama basın akreditasyonu sorunu nedeniyle 6 Mayıs'a ertelendi. Davanın ikinci duruşması dün, üçüncüsü ise bugün görülecekti. Ancak davanın bir numaralı sanığı Beate Zschaepe'nin avukatları reddi hakim başvurusunda bulununca, dava 14 Mayıs'a ertelendi.
Dün bütün Alman gazetelerin manşetinde NSU davası vardı. Ve hemen hemen hepsinin birinci sayfasında aynı fotoğraf vardı: Beyaz gömlekli, takım elbiseli, uzun saçlı, tırnakları bakımlı, kollarını kavuşturmuş bir kadın. Oldukça rahat görünüyor. Hatta biraz havalı. Arka fonda, ona bakan polisler. O kadın, intihar etmiş iki 'yoldaşı' ile birlikte 10 insanın ölümünden sorumlu tutuluyor. (9'u yabancı olduğu için katledilmiş o insanlar arasında 2 Kürt var. Biri Suruçlu, diğeri Elazığlı.)
Nazi dendi mi akla postallar, gamalı haç, bomber ceketleri gelir. Çirkin suratlar gelir. Ama önceki gün mahkeme salonunda rahat tavırlarıyla dikkat çeken kadın, daha çok bir iş kadınını anımsatıyordu. Bu 'çelişki' davayı izleyen gazetecilerin çok dikkatini çekmiş olmalı ki, yorumlarda bu hususa sık rastlamak mümkün. Örneğin Leipziger Volkszeitung gazetesinin 'Bir kadın' başlığıyla verdiği haberden bir paragraf şöyle:
"Kötülük böyle mi görünüyor? Katiyen. 30'ların sonundaki bir kadını görüyoruz, kızıla çalan kahverengi saçı bakımlı, yüzü hafif makyajlı, beyaz gömlek, siyah ceket, siyah pantolon. Banka çalışanı ya da emlakçı olabilirdi. Ama değil. Beate Zschaepe, 10 insanı katleden bir Neonazi çetesinin üyesi."
Bu satırları okurken aklıma Yahudi düşünür Hannah Arendt ve "Kötülüğün Sıradanlığı" geldi. Arendt, 1961-62'de The New Yorker dergisi için Hitler'in sol kolu olan Adolf Eichmann'ın İsrail'deki yargılanmasını izlemeye gider. Milyonlarca Yahudi'nin ölüm emrini vermiş Eichmann'ı korkunçötesi bir insan, kötülüğün ta kendisi, hatta canavar olarak düşünür hep. Ama mahkeme salonunda "fazlasıyla normal, ortalama bir insan, gayet basit bir devlet memuru" ile karşılaşınca kötülüğün ne denli sıradan bir görünüme sahip olduğunu anlar.
Irkçılık, postallı dazlaklara has bir şey mi?
Ya da şöyle soralım: Nasıl olur da 'fazlasıyla normal, ortalama bir insan, gayet basit bir iş kadını' görünümündeki Beate Zschaepe, 9'u göçmen 10 insanı hunharca katleden bir Neonazi hücresinin yüzü olabilir?
Bu 'çelişki', Alman toplumunun en temel sorunlarından biridir. Çünkü bu toplumun 'sıradan' üyelerinin büyük bir çoğunluğu, ırkçılığın şu veya bu düzeyde zihinlerinde yer edindiğini görmek istemiyor. Ya da görüp de bunu bir sorun olarak algılamıyor. Normal görüyor belki de. Yüzleşmiyor. Yüzleşmek istemiyor.
Yüzleşmek isteseydi Münih'te sadece – dava boyu susması beklenen – Beate Zschaepe oturmazdı. Bu cinayetlerde büyük sorumluluğu bulunan Alman güvenlik birimleri otururdu. Mesela iç istihbarat kurumu olan Anayasayı Koruma Örgütü otururdu. Göçmenleri ve kendi polisini koruyamadı belki ama hem kendi adamlarını hem de finanse ettiği Nazileri iyi korudu. Örneğin NSU deşifre olur olmaz tutulan dosyaları imha etti. Bir sürü bilgiyi gizledi, delil kararttı.
Bu hususlar mahkemede gündeme gelmeyecektir. Müdahil avukatlarından gelecek olası girişimler büyük ihtimalle mahkeme heyeti tarafından 'yetki alanımıza girmiyor' denilerek reddedilecektir. Meclis bünyesinde yürütülen soruşturmadan da tatmin edici bir sonucun çıkması beklenmiyor.
Bu dava, devlet de kurumlarıyla ve toplum da gizli ırkçılığıyla yargılanırsa başarılı olur, sonuç verir. O yargılamayı mahkeme yapmayacaktır.