2007 yılında dünya ekonomik krizinin Euro Bölgesi’nde vurduğu ilk ülke İrlanda’ydı. Yunanistan’ın ardından ekonomik krizde gözlerin çevrildiği ikinci ülke İrlanda’da “teslim bayrağını” çekmiş, Brüksel ile IMF’nin şartlarını kabul ederek 2010’nun sonunda 67 Milyar Euro’luk ilk yardım paketini almıştı.
Ancak ekonomik büyümenin neredeyse durduğu ülkede AB’nin baskısıyla üç yıldır uygulanan kemer sıkma politikası İrlandalıları perişan etmiş durumda. İşsizlik oranının yüzde 14’e ulaştığı İrlanda’da vergiler yükselirken, memur maaşları yüzde 20 oranında düşürüldü, sosyal yardımlar büyük oranda kesintiye uğradı.
Böyle bir tabloda İrlanda halkı AB bütçe anlaşmasının kabul edilmesi için 31 Mayıs Perşembe günü sandık başına gidecek. AB ülkelerinde bütçe açığını azaltmayı amaçlayan aynı anlaşmanın Hollanda’da da kabul edilmesi için yapılan hükümet görüşmelerinde büyük anlaşmasızlık çıkmış ve erken seçim kararı alınmıştı.
Dengeleri etkileyecek
İrlanda’da ise durum biraz daha farklı. 2011’de başa gelen Enda Kenny’nin başbakanlığındaki hükümet, anlaşmayı referanduma götürme kararı aldı. Ancak İrlanda halkının “hayır” ve “evet” demesi anlaşmanın hayata geçirilmesi için yeterli olmayacak. Çünkü bütçe anlaşması, diğer AB anlaşmalarından farklı olarak üye ülkeler “veto” hakkına sahip değil.
Alman başbakanı Angele Merkel’in ısrarıyla hazırlanan bütçe anlaşmasının hayata geçmesi için 17 üyeli Euro bölgesinde en az 12 ülkenin anlaşmayı kabul etmesi gerekiyor. Fakat İrlanda halkının kararı hem Dublin hükümetinin iç politikalarını ve hem de Brüksel’deki dengeleri etkileyecek.
Dün televizyon kanallarından halka seslenen başbakan Kenny ise, “Ülkemizin atabil olması için referandumda güçlü bir şekilde evet demeliyiz. Çünkü bütçe disiplini anlaşması daha fazla borçlanmayı frenleyecek, yatırımlara güven verecek” şeklinde konuştu.
Muhafazakar lider Kenny, referandumdan “evet” çıkması için 4 milyon nüfusluk ülkeyi baştan sonra gezerken, Yunanistan’da olduğu gibi aşırı sağcı ve sol partilerinin yükselişe geçmesi dikkat çekiyor.
ANF/AMSTERDAM