Avusturya’da “12 Stunden Tag-12 saatlik iş günü“ olarak bilinen yasaya karşı tepkiler sürüyor. Yasa tasarısı önümüzdeki pazartesi meclise sunulacak ve hafta sonuna kadar Parlamento’da onaylanması planlanıyor. Bugün ise yüzbinler Viyana’da eylemde olacak. KADİR GÜNEŞ VİYANA Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP) kurduğu sağcı koalisyonun hazırladığı ve önümüzdeki günlerde Parlamento’da onaylanması planlanan „12 Stunden Tag -12 saatlik iş günü“ yasa tasarısına karşı tepkiler sürüyor. İşçi temsilcileri, sendikalar ve muhalif siyasi partiler bu yasaya karşı sokağa çıkmaya hazırlanıyor. Bir önceki koalisyon hükümeti tarafından da hükümet programına alınan ancak tepkiler üzerine yasallaştırılamayan bu yasa tasarısı Avusturya tarihinde işçi haklarına vurulmuş en büyük darbe olarak nitelendiriliyor. „12 saatlik iş günü“ yasası Avrupa ülkeleri için bir ilk olması açısından önemli. Yasanın ayrıntılarını ve ona karşı tepkileri, bugüne kadar yapılan veya yapılacak eylemleri „Enternasyonal Komünist Sendikacılar İnisiyatifi“ Genel Sekreteri Gerhard Back’la konuştuk. Kamuoyunda 12 saatlik iş günü olarak bilinen ve işçi haklarını kısıtlayan bu yasa ne tür değişiklikler getirecek? Sendikalar ve siyasi partiler bu yasayı neden bu kadar önemsiyor?  Bu tasarı „12 saatlik İş Günü Yasa Tasarısı“ olarak biliniyor ancak kapsamı geniş ve eğer yasalaşırsa işçi ve emekçiler için tarihi bir yenilgi olarak anılacak. Şu anda yasal çalışma saatleri günlük 8 saattir. Zorunlu durumlarda 10 saate çıkarılıp bu çalışma süresi için de ekstra ücret ödeniyor. Ayrıca istisnai durumlarda işçi temsilcileri ve sendikaların onayıyla çalışma süresi 12 saate kadar çıkabiliyor. Ancak dediğim gibi bu istisnai bir durum ve işçi temsilciliğinin ile sendikanın onayı alınmadan uygulanabilecek bir durum değil. Ancak önümüzdeki günlerde Parlamento’ya sunulacak yasa tasarısı eğer geçerse, hiçbir onaya gerek kalmadan işçiler sadece patronların isteği üzerine günlük 12 saate, haftalık 60 saate kadar çalışmaya zorlanacak ve 11 ve 12. saat için ekstra bir ücretlendirme yapılmayacaktır. Yasa tasarısı bununla birlikte yasal olarak en az 36 saat olan ve çoğunlukla 48 saat olarak uygulanan hafta sonu tatillerini de tehdit ediyor. Buna göre patronların isteği doğrultusunda her bir işçi senede 4 pazar günü veya resmi tatil günü çalıştırılabilecek. Ayrıca bu yasa 12 saatlik iş gücü olarak biliniyor ancak patronun isteği üzerine 2 saatlik arayla bir işçi 8+8 toplam 16 saat çalıştırılabilecek ve bu kazanılmış işçi haklarını en az 300 yıl geri götürecek ve diğer ülkeler için de kötü bir örnek olacak. Tasarının geçmemesi için hangi eylemleri yapacaksınız?  Bir süredir işçi temsilcileri olarak Avusturya’nın her bölgesinde toplantılar yapıyoruz. Yaptığımız tartışmalar sonrası 30 Haziran Cumartesi günü (bugün) Viyana’da merkezi bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Yüzbinlerce kişinin katılmasını öngördüğümüz bir yürüyüş yapacağız. Yasa tasarısı önümüzdeki Pazartesi Parlamento’ya sunulacak ve hafta sonuna kadar mecliste onaylanması planlanıyor. Önümüzde çok kısa bir süre var bunun için Cumartesi günkü yürüyüş çok önemli. Yasa onaylandıktan sonra Ocak 2019’dan itibaren yürürlüğe girecek. Elbetteki sendikal mücadele sadece sokağa çıkıp yürüyüş yapmak değildir. Sendikalar bu gibi durumlarda grev kararı da alırlar ancak maalesef şu ana kadar bu yasa tasarısına karşı alınmış böyle bir karar yok. Oysa geçmişimize baktığımızda grevin ne kadar etkili bir direniş yöntemi olduğunu görebiliriz. Örneğin 2003 yılında „Emeklilik Yasası“ ile ilgili değişiklikler içeren bir yasanın Parlamento’dan geçirilmesi planlanmış buna karşı sendikalar karar alıp en az 1 milyon emekçinin katıldığı iş bırakma eylemi yapılmıştı. 1 günlük iş bırakma eylemi hükümete geri adım attırmış ve yasa tasarısı içerisindeki önemli maddeler değiştirilerek Parlamento’ya sunulmuştu. Tasarı zaten işsizliğin önemli sorun haline gelmeye başladığı bir ülkede neden yasalaştırılmak istenir? Evet ülkemizin önemli sorunlarından biri de işsizlik. Bu yeni yasayla birlikte işsizlik oranı daha fazla artacaktır. 1970’li yıllarda ülkede 33 bin işsiz insan varken dönemin Muhafazakar Parti (ÖVP) Başkanı Josef Taus iktidarda olan Sosyal Demokrat Partili Başbakan Bruno Kreisky’e (SPÖ) „Ülkede bu kadar işsizin olması bir skandaldır. Siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz“ demişti. Şu anda bu muhafazakarlar iktidarda ve ülkede en az 500 bin işsiz var. Ama bu iktidar işçilerin değil patronların iktidarı olmak istiyor. Geçen yıl yapılan seçimlerde sermayenin Muhafazakar Parti’yi destekleyerek iktidara taşıdığı ve bu yasa tasarısının da bunun diyeti olduğu önünde iddialar var, bu konuda neler söylemek istersiniz?  Bunlar sadece iddia değil ülkedeki büyük şirketlerin patronları bu yasayı sipariş ettiler, parasını ödediler ve şu anda onlara servis edilmesini bekliyorlar. Geçtiğimiz seçimlerde sadece motor üretimi yapan KTM şirketinin Muhafazakar Parti ÖVP’nin seçim kampanyasına 500 bin euro bağış yaptığı biliniyor. Sermayenin gücüyle iktidara gelen bir hükümetin bu tasarıyı gündemine alması bizler için bir sürpriz olmadı doğrusu. Bu yasa tasarısı bu hükümet döneminde yasalaştırılmak isteniyor ancak önceki dönemin hükümet programında da bu tasarı yer alıyordu. Geçmiş dönemin büyük iktidar ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) tutumu kafa karıştırıcı değil mi sizce de? Evet maalesef bu yasanın gündeme gelmesinde Sosyal Demokrat Parti’nin rolü de var. Hatta daha önce yasalaştırmaya çalıştılar ama tepkiler üzerine geri çekmek zorunda kaldılar. Ama bizler açısından şu anda önemli olan şey bu yasanın Meclis’ten geçmesini engellemektir. İktidara gelmeden önce sloganı „Değişim“ olan Muhafazakar Parti sonrasında büyük tepkilere rağmen aşırı sağcı parti FPÖ ile koalisyon kurdu. İş günü yasasıyla başladılar, başka neleri değiştirecekler? Evet bu koalisyon hükümeti „Değişim“ istiyor ancak bu değişim halkın yararına olacak bir değişim değil. Eğer bu tasarıyı yasalaştırabilirlerse Meclis gündemine başka bir tasarı getirecekler ve o tasarı göçmenleri ciddi anlamda tehdit eden maddeler içeriyor. Örneğin uzun süre işsiz kalıp sosyal yardımlarla geçinen göçmenler ülkelerine geri gönderilecekler. Düşünsenize 20 yıldır burada yaşıyorsunuz, bir iş bulamadığınız için sınırdışı ediliyorsunuz, düşünmesi bile korkunç. Biz bu yasaya karşı var gücümüzle karşı çıkacağız derken karşı çıktığımız şey sadece bu yasa değil bu iktidarın ülkemizi sokmak istediği durum. Bunun önüne geçmek için elimizden geleni herşeyi yapacağız.