Türk-İslam Faşizmi, bir çağ garabetini daha gerçekleştirdiler. Bütün nimetler avuçlarının içinde olmasına rağmen, sahip olduklarıyla yetinmediler. Ülkelerini işgal ettiler.

TC, artık işgal ülkesidir. Anayasa yok, kanunlar yok, tek yerden çıkan emir var…

IŞİD’in dindarlık ve kindarlık hayaleti dolaşıyor, sokaklarda. Meydanları, idam çığlıklarıyla inletiyorlar. Havayı kan, intikam naralarıyla dolduruyorlar.

İlk okulda, minnacık öğrencilerinin eline, idam ilmiği verip ırkçı sloganlar bağırtıyorlar.

Hapishaneler dolu. Biri yatarken, öteki ayakta sırasını bekliyor. Yakalananın malı, mülkü gasp ediliyor, geride kalanları açlığa mahkum ediliyor.

Ülkenin efendisi olan AKP ve MHP ikilisi bize yabancı değil. Onları, 1970’lerden tanıyoruz. Maraş, Çorum katliamı, Sivas yangınından tanıyor, Kürdistan vahşetlerinden biliyoruz.

MHP, o sıralarda 1970’lerde Türklere karşı birinci Türk olma savaşındaydı. Silahlı milis gücüne "Komando" deniyordu. MHP’nin bugünki lideri Bahçeli de direksiyon başında silah taşıyıcısıydı.

AKP’liler ise kardeş MSP’de, Osmanlı’nın talancı, hırsız gücü "Akıncılar" kılıklıydı. İki parti, "Milliyetçi Cephe" hükümetinde ortaktı. Sokaklar kan gölüydü.

Bugünkü parlamento Başkanı da aynı cephede, Kanlı pazarın düzenleyicisiydi. Hepsi bir arda kurtlar gibi uluyup, İslam naraları atıyor, sokaklardan ölü toplanıyordu.

İkilinin, geçmişi böyledir. Kanda ortaklık…

İkili, yıllar sonra, IŞİD’in dindarlık ve kindarlık temelinde, yeniden bir arada. Ama onlar, bu kez işgalci.

Ama ikili aşamalardan bir olup birleştiler. Erbakan’ın mahdumları olan AKP’liler, önce Kemalist sağa (Ergenekoncular) savaş açtılar.

AKP’liler sabıkalı, ama Ergenekoncular da işkencecilikten kirliydi. O nedenle, desteksiz kaldılar. Yenilgi kaçınılmaz oldu.

Komünizmle mücadele ile ikiliye yan destek vere gelmiş Fethullah Gülen teşkilatı AKP ile iktidar ortağıydı. Ama paylaşım savaşı ile birbirine girdiler. Erdoğan polis, ordu ve adliye desteğiyle onları da yere serip, camilerin egemeni oldu.

Ancak 15 Temmuz’da sokağa taşan darbe hazırlığından sonra dengeler yeniden değişti. AKP-MHP’nin dinci, ırkçı ortaklığı yeniden ihya oldu.

İkili, tekmil nimetlerin efendisi olmasına rağmen, geleceklerini garanti altına alma adına, kendi düzenlerine darbe yapıp işgal rejimini egemen kıldılar.

Polisi, askeri, basın yayın ile orduyu tek emir ve komuta altına aldılar.

Nitekim, geçen hafta toplanan uluslararası Venedik Komisyonu, "TC’de, artık hukukun kırıntısı (asgarisi) bile yok" tesbitiyle dağıldı. 

Çünkü, TC gazeteci ve yazar tutuklama ile yayın yasağında bir anda dünya rekortmeni oluvermişti. Dünyada 259 gazeteci tutukluydu. TC, bunların 146 tanesini barındırıyordu.

Politik tutuklu rekoru da bunlardaydı. Irkçı rejime rağmen, aday olma ve seçilme suçu işleyen Kürtler, tutuklu politik rekorun istatistiğini teşkil ediyordu..

Oysa çağımızda, işgalin bile bir kaidesi, kuralı, ayrı bir hukuku vardı. Masum siviller dokunulmazdı.

Ama, insani haklar bunlara vız geliyordu. IŞİD ruhunun serpildiği rejimde, tutuklular, adil yargılanma hakkından mahrumdu. İnsanlar, neyle suçlandıklarına dair bilgilenmek için, dosyalara ulaşamıyorlardı. Avukatla görüşme hak ve özgürlüğü ise yok derecesinde kısıtlıydı.

Yine uluslararası hukuka göre, işgal topraklarındaki insanlar rehine değildi. Rehine olayı, Hitler Faşizmi ile tarihe gömülmüştü.

Amerika, Vietnam savaşında, Mai Lai köyünde katliam yapan askerlerini ve daha sonra Irak’da, üstüne "çiş" yaparak, esiri aşağılayan askerini cezalandırıyordu. 

Ama TC, birçok konuda olduğu gibi intikamcı vahşette de dünya dışı idi. Kürdistan, Türk intikamcılığının kurbanları mezarlığıydı.

Geçen hafta, İstanbul’da bombaların patlamasından sonra, Hitler’in intikamcı ruhu yeniden hortluyordu.

Cumhurbaşkanı, "şehitlerin kanı yerde kalmayacak" deyince, İçişleri Bakanı bu lakırdıyı emir kabul ediyor ve "yarından tezi yok" diyerek, "intikam sözü veriyor" aynı gece Kürt avı başlıyordu.

İki günde 600 kadar Kürt toplanıyor, rakam üçüncü günde 1000 kişiye yaklaşıyordu.

Öte yandan, bırakın 1920’leri, 1990’lardan beri bu kaçıncı bilinmez, ama Cumhurbaşkanı, yabani ve dünyaya yabancı ruhları cezbetmek için, Kürtlere karşı bir kere daha, Türk seferberliği ilan ediyordu.

Oysa Kürt hareketi, hiç bir şeyin sebebi değil, ırkçı barbarlığın, nice seferberlik fırtınasını geride bırakmış, üstelik kan ve ateş içinde çoğalmaya devam etmiş sonucuydu.