Kısa süre önce Abadi- Erdoğan görüşmesi yapıldı. Bu görüşmenin Kürtler ve Kürdistan gündemiyle yapılan sayısız görüşmelerden çok farklı bir görüşme olduğunun bilinmesi gerekir. Kürdistan, 1639 tarihinde yapılan anlaşmayla ikiye bölündü. Lozan’da Kürdistan’ın dört parçaya bölündüğü dünyanın malumu. Kürt düşmanı Türk basınında ‘İdlib tamam sıra Afrin’de’ manşetlerinin atıldığı gün yapılan bu görüşmenin Kürdistan’ı bölen tarihi görüşmelerden hiçbir farkı yoktur. Abadi-Erdoğan görüşmesi, Kürdistan’ın bu parçalanmışlığını kalıcı kılmak amacıyla, Kürtlere karşı sürdürülen savaşı daha kapsamlı kılmak amacıyla yapılan bir görüşmedir

Bir süreden beri Türk devleti ve Erdoğan, diğer işgalci devletlerle birlikte Kürt karşıtı bir savaş cephesi kurmaya çalışmaktaydı. Önce İran’la görüştüler, sonra da Irak’ı bu sürece dahil etmek için el altında çeşitli girişimlerde bulundular. Türk devleti ve Erdoğan, Kürt karşıtı bir savaş cephesi kurmak amacıyla bütün yolları denemiş, her yola başvurmuştur. Barzani’nin referandum yapması, arkasında ortaya koyduğu ihanetçi tutum, Irak ve Türkiye’nin Kürt karşıtı savaş cephesi kurmasını kolaylaştırmıştır. Abadi-Erdoğan görüşmesinden, Kürtlere karşı, bütün dünyanın gözlerinin içine baka baka ve açıkça savaş ilan edilmiş, ilan edilen savaşın adımları planlanmıştır.

Görüşme sonrası yapılan açıklamalara bakıldığında, Irak ve Türk devleti, PKK’yi imha etmeyi, Şengal ile Kerkük’e girmeyi planladıklarını ilan etmişlerdir. Ayrıca Türk devleti Kürdistan’ın petrolünü gasp etme planlarının güncelleyerek petrol boru hatlarını da bu görüşmenin konusu yapmıştır.

Abadi’nin bir cümlesi bu görüşmenin bütün içeriğini ortaya koymaktadır. Abadi, „ortak çıkarlar bağlamında ikili ilişkilerimizi çok önemsiyoruz“ diyor. Evet, doğru söylüyor, çıkarları için dün birbirlerine küfredenler, bugün Kürtlerden korktukları için birbirlerini kucaklamaktadırlar. Her şey bu kadar açık ve net.

Erdoğan ise ‘referandumu gayri meşru’ ilan ederek başladığı konuşmasında, „yapmış olduğumuz uyarılara rağmen herhangi bir olumlu gelişme olmayınca bazı yaptırım kararları aldık“ diyerek, üst perdeden hüküm kurucu cümleler kurduktan sonra devamla, „Türkiye, İran, Irak olarak yaptığımız görüşmeler ve attığımız adımlarla şu anda olumlu bir noktaya geldiğimize inanıyorum. PKK terör örgütünün Kandil’de Sincar’da bir yapılanması mevcut. Buralarda bizler ortak mücadeleyi sürdürmeye varız“ diyen Erdoğan, bu görüşmeden ‘petrol boru hattının çalıştırılması için her türlü desteği vermekten’ söz ederek soygun ve sömürü planlarını da açıklamıştır.

Yapılan görüşmenin ayrıntıları çok açık. Kürtlere karşı kapsamlı ve çok amaçlı bir savaşın hazırlıklarıdır söz konusu olan. Bu savaşın bir tarafında Türk devleti ile şimdilik Irak devleti, diğer tarafında ise Kürt halkı bulunmaktadır. Şimdilik diyoruz çünkü, Suriye’nin ve İran’ın da bu savaşa dahil olması çok mümkündür.

Erdoğan, Kürtlerin özgürleşmesinin yarattığı korkudan dolayı, düne kadar ‘muhatabım değilsin’ dediği Abadi ile bu nedenle diz dize, yan yana gelmiştir. Ancak meseleyi buradan ele almak apolitik bir tutum olur. Sonuçta bunlar sömürgecidirler, her kılığa girer, insanlık dışı her davranışı yapabilirler. O nedenle konuyu bu çerçevede ele almanın bir anlamı yok.

Asıl olan kapıya dayanmış olan bu savaşın önemini, kapsamını ve olası sonuçlarını doğru anlamak ve bu savaşı püskürtecek mekanizmaları, politikaları hayata geçirmektir. Bu savaşta Kürtlerin, en zayıf yanı henüz ulusal birliğin oluşturulamamış olmasıdır.

Bu handikabı aşabilecek yegâne güç, demokratik Kürt siyasetidir. Ne yazık ki yapılan çalışmalara rağmen birlik gerçekleşmedi. Çaresizlikler ve yokluklar yeni kazanımlara vesile olabilir. O nedenle yaşanan bu sorunlar Kürtlerin yanlış önderliklerden kurtulmasını ulusal birlik önündeki engelleri aşılmasını sağlayabilecektir.

Bu dünyanın devletleri adil değil. Bugünün Kürtleri dünün Yahudilerinin yerine konmaktadırlar. Türk devleti ve Erdoğan, işbirlikçileriyle birlikte, bütün dünyanın gözü önünde ve aleni olarak Kürtleri yok etmek için çok yönlü imha planları yapmakta bu planlarını ilan etmektedir. Bu imha planları ve saldırılar yapılırken ne BM’den ne de başka uluslararası bir kurumdan tek bir söz duyulmamakta, tek bir tepki ortaya konmamaktadır.

Tarih, bütün dünyanın bu zalimane tutumunu kaydederken, Kürtlerin her şeye rağmen kazanacağını da kaydedecektir. Çünkü Kürtler haklıdırlar, kendi özgücüne güveniyor ve doğru bir mücadele hattında bedel ödeyerek yürüyorlar.

Kürt halkı, bütün örgütlülükleri, gücü ve olanaklarıyla kendisine karşı sürdürülen ve daha kapsamlı olarak sürdürülmek istenen bu savaşı püskürtecek ve ana sütü gibi hakkı olan özgürlüğünü kazanacaktır. İşgalciler Kürtlerden korktukları için birleşiyorlar, ancak bu korkularından dolayı yenilecekler, korkuları gerçek olacak. Tüm işgalcilere dert olsun.