Bu nasıl bir dünya ki, 21. yüzyılın bilim, teknik ve bilinç düzeyine rağmen, IŞİD gibi oluşumlar türüyor ya da türetiliyor?

Bu nasıl bir dünya ki, insanlık tarihinden günümüze miras kalan kadim inanç ve kimlikler göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor?

Bu nasıl bir dünya ki, köyler, kasabalar ve şehirler tanklarla, toplarla viraneye çevriliyor, insanlar barbarca katlediliyor?

Ve bu nasıl bir dünya ki, kadınlar, genç kızlar ve hatta çocuklar bile o sakallı vahşiler tarafından tecavüze uğruyor?

Gerçekten de bu nasıl dünya?

Önce Musul işgal edildi. Sonra Tel Afer. Buralarda katledilen Şebekler, Türkmenler ve Süryanilerin kanı daha yerde kurumamışken, Kobanê’ye dört bir taraftan saldırdılar. Bu da yetmedi, günlerdir Şengal ve çevresine hunharca saldırıyorlar. 

2 Ağustos günü IŞİD denen güruhun saldırılarıyla Êzîdîlerin 73. Fermanı da tarihe kaydedilmiş oldu. O gün çoluk çocuk, yaşlı, genç, herkes Şengal dağlarının yolunu tutmaya başladı. Zira kanlı tarih bir kez daha tekerrür ediyordu. Evlerini ve özellikle de köylerini terk edemeyenler, bu çetelerin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Sonuç, yüzlerce insanın ölümü, göç, talan ve devam etmekte olan bir insanlık dramı!

Gerçek şu ki, Şengal ve çevresi Irak hükümetinin siyasi denetiminde olsa da askeri olarak Güney Kürdistan hükümetinin kontrolündeydi. Özellikle de Musul işgalinden sonra buralar tümden peşmergelerin inisiyatifine bırakılmıştı. Ancak IŞİD güçlerinin daha ilk saldırı dalgasında peşmergeler buraları bırakıp güvenlikli alanlara kaçmaya başladı. Bu sahneleri hepimiz Ronahi Tv ekranlarında buruk bir şekilde izledik. Böylece bu alanlarda yaşayan halk, resmen kendi kaderleriyle baş başa bırakıldı.  

Êzîdîlerin imdadına yetişen ilk askeri güç YPG ile YPJ oldu. Çetelerle onlar çatıştı. Dağda mahsur kalan halkın güvenliğini onlar sağladı. Sonra da HPG ve YJA Star alana güç gönderdi. Böyle olmasaydı IŞİD çeteleri dağlık alana da operasyonlar gerçekleştirecekti. Zira her tarafa haber salmışlardı “Ya Müslüman olursunuz ya da hepinizi öldürürüz” diye. Bunu YPG ve HPG güçleri önleyebildi. Savaşan ve kan döken bu gençlere saygılı olmak gerekir. Onlar bu halkın onurunu temsil ediyorlar. 

Bütün bu gelişmeleri gazeteci arkadaşlarımız an be an izledi. Televizyon kanallarına konuştu. Ajanslara haber geçtiler. Yani her şey bu kadar ayan beyan iken, kimi ajans ve televizyon kanallarının aşırı bir dezenformasyonla olayları çarpıtması ve neticede halkta yanlış algılar yaratması, hiçbir siyasi ve basın etiğiyle uyuşmadığı gibi, kaçışları da örtbas edemez. 

Bugüne kadar yaşananlar siyasi, askeri ve insani yönden sorgulanmadan geçiştirilmemeli. Bu tablo olduğu gibi tarihe bırakılmamalı. Sorumlular mutlaka hesap vermeli. Halk neden yüz üstü bırakıldı? Her türlü destek çağrılarına neden olumlu yanıt verilmedi? Bu sorular, daha samimi ve özlü yanıtlar beklemekte.

Önümüzdeki günler için müneccim olmaya gerek yok. IŞİD çetelerinin hedefinde bu şehir var veya bu mıntıka var demekten ziyade Kürtler var, Türkmenler var, Şiiler var, Êzîdîler var, Süryaniler var… Kısacası bunların hedefinde toplum var. İnsanlık var. Her an herkese ve her yere saldırabilirler. Her ne kadar birçok alanda halkın öz savunma güçleri varsa da bunun yeterli olmadığı gün gibi ortada. Sorun ulusal düzeyi bile aşmış durumda. Dört parçada ve yurt dışındaki Kürtlerin birlik olma ve dayanışma içerisine girme gibi bir sorunu zaten yok. Asıl sorun, Kürt siyasi güçlerinin parçalı duruşu. Siyasi irade oluşturamama sorunu. İşte öncelikle bunun giderilmesi gerekir. Bu konuda özellikle de KDP, daha doğru bir tutum sergileyebilmeli. Daha ulusal ve ilerici bir pozisyon içerisinde olabilmeli. Başka bir deyişle tarafını netleştirmeli. Yoksa bu insanlık vebalinin altından kalkamaz.  

Sonuç itibariyle çözüm nedir diye soruluyorsa aslında bunun cevabı çok basit; her şeyden önce Musul öyle bırakılmamalı. Buraya ortak müdahale edilmeli. Zira burası çetelerin yuvalandığı ana üs konumunda. Bu yuva dağıtılmadan çevre alanlarda güvenlik sağlanamaz. Dolayısıyla Kürtler başta olmak üzere, Irak hükümeti ve dayanışma içerisine girmek isteyen tüm güçler ortak bir cepheyle buraya yönelmek durumunda. Mademki IŞİD, küresel gericiliğin cephesidir, o halde buna karşı da farklı tüm inanç ve kimliklerden müteşekkil bir insanlık cephesi oluşturulmalıdır. Nitekim gerek Şengal ve çevresinde ve gerekse de en son Maxmur’da Kürt siyasi örgütlerinin ve güvenlik güçlerinin ortaklaşmaya dönük adımlar atması son derece önem arz etmekte. Bunu daha üst bir seviyeye çıkarmak ve kalıcı bir birliğe dönüştürmek her siyasi örgütün esas görevi oluyor. 

Umarız ve dileriz ki, bu ortak cephe kısa bir süre içerisinde ulusal bir kongreyle taçlanır.