
PKK Merkez Komite Üyesi Dilzar Dîlok, Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Şengal’e yönelik saldırısını değerlendirerek, önemli tespitlerde bulundu.
Ortadoğu'da yaşananın bir ölüm ve yaşam savaşı olduğunu belirten Dîlok, "IŞİD’in Ortadoğu’da çizdiği tablo, İslam’a karşı bir İslam’dır. Çünkü Müslüman toplumun kabul ettiği tüm İslami değerler yerle bir edilmiştir. Karşı İslam çizgisi, hiçbir Müslümanın savunamayacağı bir konuma gelmiştir. Bir yandan batı emperyalizminin yayılmacılığı karşısında direnmeye çalışan bir Ortadoğu var, bir yandan da paramparça olmuş bir Ortadoğu zihniyeti var. Tabii ki IŞİD’in en büyük silahı da bu parçalanmışlıklar üzerine gitmektir. Aslında şöyle demek gerekiyor; dünya emperyalizmi bir teklik dayatıyor, homojen, tek yönlü bir faşist zihniyet. Bunu tek renk, ses ve biçim olarak da tanımlamak lazım. Bunun karşısında IŞİD’in faydalandığı, fırsat olarak değerlendirdiği parçalanmışlık ise Ortadoğu’nun çok renkliliği, çok toplumluluğu, çok etnisiteliği, çok inançlılığı, çok farklı siyasal görüşlü rengarenk bir toplum gerçeğidir ve bu bir konfederal yapılanmadır. IŞİD de bunun karşı direnişindedir" şeklinde konuştu.
Emperyalizmin vurucu gücüdür
Dîlok, Ortadoğu'da yaşananlar karşısında uluslararası kamuoyunun sessiz kalmasının nedenini şu sözlerle dile getirdi: "Hiçbir insani, hukuki ve toplumsal zemini olmamasına rağmen bir devlet ilanı yapılmıştır ve uluslararası kamuoyu buna sessiz kalmıştır. Bunun gerçekleştirici gücü de bir ulus devlet değildir, paramiliter güçlerdir. Basından da takip ediyoruz; Türkiye üzerinden katılımlar oluyor. Yine bazı dinci örgütlerin gerçekleştirdiği katılımlar var. Dünyada kapitalizmin umudun zerresini bırakmadığı insanlar, maneviyatla kandırılıp IŞİD saflarına katılıyor. IŞİD, İslam’ın kullanılarak karşı İslam’a dönüştürülmesidir. Çizgi budur. Irak somutunda Musul’da, Telafer ve son olarak Şengal, Maxmur’a yönelik saldırılar şunu gösteriyor; aslında hiçbir ulus devlet bağımsız değildir. Ulus devlet sadece emperyalizme karşı değil, kendi içindeki paramiliter güçlere karşı dahi bağımsız değildir, hiçbir şey yapamamaktadır. Bugün Amerika’nın dağıtamadığı bir ulus devlet gerçeğini, IŞİD parçalayabiliyor, yıpratıp aşındırabiliyor. Dolayısıyla dünya emperyal gerici güçlerin desteklediği bir güç var karşımızda. Bugün bu gücü, sadece oluşturulmuş bir çete gücü olarak değerlendiremeyiz. Dünya emperyalizminin, kapitalist modernitenin bu çağda Ortadoğu’ya saldırttığı bir vurucu güç diyebiliriz."
Erkek zekasıyla hareket ediyor
IŞİD'in beşyüz yıllık insanlığı öldürerek, geriye dönmeyi amaçladığını belirten Merkez Komite Üyesi Dilzar Dîlok, bunun adımları olarak da Türkmen, Hıristiyan, Êzîdî ve farklı inançlara mensup toplulukların kaçırıldığı, göçertildiğini söyledi. Dîlok, IŞİD'in gerek Suriye'de gerekse Irak'ta mevcut rejimlerle çatışmamasının, farklı etnik yapılara ve inanç gruplarına saldırmasının nedenlerini ise şöyle açıkladı: "IŞİD’in yaptığı eylemleri, tüm saldırı biçimlerini, yaptığı açıklamaların hepsini bir araya getirdiğimizde ortaya şu çıkıyor; IŞİD bir erkek emperyalizmidir. Bundan dolayı da erkek zekasıyla hareket etmektedir. Erkek zekası ne yapar ya da egemen erkek ne yapar? Önce erkeklere saldırmaz. Bulunduğu yerde önce kadınlara saldırır. İşte güçlü kadın varsa ona saldırır, zayıf erkekler varsa onlara saldırır ya da tabiri caizse bunları karılaştırmaya çalışır ve kendine bir erkeklik alanı yaratır. Rojava’da bunu yapmaya çalıştı, cihat evliliği ilan etti. Kürt kadınlarını düşürme, karılaştırma aslında bir siyasal fuhuşun normal bir cinsel fuhuşa dönüştürülmesi şeklinde bir şey. “Ya bırakacaksınız, ya kaçacaksınız ya da karılarımız, metalarımız olacaksınız” diyor." Dîlok, Rojava'da Kürt halkı ve kadınların bu yozluğa karşı direnerek, önünü belli oranda aldığını ifade etti.
Petrol anlaşmalarıyla devlet kurulmaz
Bugün, Êzîdî halkın tüm fakirleştirme, yoksullaştırma, işsizliklere, coğrafyasının daraltılmasına rağmen onuruyla ve kendi inancıyla, kendisi olarak yaşamak için her şeye direnmiş bir topluluk olduğunu ifade eden Dîlok, bugün de yönünü dağlara vermeyi tercih ettiğine dikkat çekti.
Dîlok, IŞİD'in saldırılarına karşı KDP'nin tam bir kriz içinde olduğunu belirterek, Kürt Halk Önderliğinin öngörülerine rağmen, Kürt Ulusal Kongresi zemininde ortak öz savunma hattının oluşturulmasına yanaşmadığını, mevcut durumda da direnmediği halde, Rudaw gibi yayınlar aracılığıyla direniyormuş gibi gösterdiğini söyledi.
KDP ile ortak bazı ilkeler çerçevesinde bütünleşilebileceğini kaydeden Dîlok, halen de ortak savunma güçleri oluşturulabileceğini aktardı ve devamla şunları söyledi: "Bugün Hewler’e de bir saldırı olursa biz gerekirse orayı da savunuruz. Amaç, bu fedai ruhun tüm Kürdistan’a yayılmasıdır. Ve KDP bundan kaçmaktadır. Bu, kendi egemenin belirlediği sınırlar dışında tavır gösterememedir. Kendi ailesel çıkarlarını, parça çıkarlarını tüm ulusun çıkarlarının önüne koymadır. Bugün KDP’nin en büyük yanılgısı nedir; Türkiye ile içine girmiş olduğu petrol anlaşmalarıdır, hem de resmi olmayan anlaşmalar, Irak hükümetinin kabul etmediği anlaşmalara rağmen varolacağını sanma yanılgısıdır. Petrol anlaşmalarıyla ulus devlet kurulamayacağını KDP öğrenecek."
KDP'nin siyaseten bir uçurumun eşiğinde olduğunu vurgulayan Dîlok, "Ya bu uçurumdan atlayacaktır ya da atlamıyorsa direniş kararı almalıdır. KDP’nin bugün yapması gereken tek şey bir ulusal direniş kararı almak, tüm peşmergeleri ve tüm Güney Kürdistan halkını direnişe çağırmaktır. KDP, Irak devlet bütünlüğüyle de hareket etmeli, cumhurbaşkanlığı nezdinde de girişimler başlatmalı ve Şengal’deki halkımıza kesinlikle insani yardım ulaştırmalıdır. Bunu oturup halkın ölmesini bekleyip sonra kendisini bir kurtarıcı olarak göstermenin bir anlamı yoktur. KDP’yi sadece Kürt halkının gözünde temizleyecek olan budur" dedi.
Her kadının bir eylemi olmalı
IŞİD'in bir erkek emperyalizmi olduğunu tekrarlayan Dîlok, dünya feminist hareketinin aslında bu erkek emperyalizmi karşısında yenildiğini savundu. Dîlok, soykırıma tabi tutulanların sadece Kürt ve Arap kadınlar olmadığını ifade ederek, her kadının kendi tecavüzünü burada görmesi gerektiğini kaydetti. Dîlok devamla; "Orada bir Êzîdî, bir Arap kadınına yapılan tecavüz tüm dünya kadınlarına yapılmıştır. Bedensel olarak olmayabilir ama fikirsel olarak, kadın kimliği olarak yapılmıştır. Çünkü kadınlar dünyanın en alttakileridir. Ezidiler Ortadoğu’nun en alttakileridir, ama zihinsel olarak varlık olarak düşündüğümüzde tüm dünya kadınlarına yapılmış bir tecavüz var ortada. Hiçbir kadın susarak bu tecavüzden kurtulamayacaktır" şeklinde konuştu.
Feminist hareketlere eleştiri
Özelde Türkiye'deki feminist hareketlerin konu ile ilgili sessizliğini eleştiren Dîlok, "Türkiye feminist hareketi, tek bir açıklama ve değerlendirme yapmamıştır. Farklı etnik, cinsel kimlikler ve inanç grupları da dahil olmak üzere başta kadın özgürlükçü olduğunu söyleyen tüm kesimler, bu tecavüz, soykırım ve saldırıları gerçeği karşısında kaybetmiştir. Eğer bir feminist hareket varsa, bu soykırımı, bu tecavüzü kendisine yapılmış olarak kabul edip kesinlikle bir eylem başlatması gerekiyor. Beş bin kadın, beş bin Êzîdî genç kız kaçırılmıştır. Birçok aile, Dêrsim Katliamı'nda olduğu gibi kendi çocuklarını öldürmek zorunda kalmıştır. Bu hiçbir insanın yapamayacağı bir şeydir, bu bir travma durumudur. Bunun sonuçları yüzyıllarca sürecektir. Ama biz IŞİD’in yarattığı ölüm korkusuna karşı, kendimizi yaşam umudu yapacağız. Bunun kararlılığındayız. Tüm demokratik kesimler ve özgürlük arayışı olan herkes böyle bir kararlılığa ulaşmalıdır" dedi. Dîlok, bugüne kadar Türkiye'deki feminist hareketin hiçbir çıkış yapmamış olmasını, 'korkunç bir durum' ve 'çok egemen bir yaklaşım' olarak niteledi.
Susmak soykırım suçudur
Dîlok, Kürt toplumuna yaklaşımda feminist hareketin kendisini doğunun içinde bir oryantalizmden kurtaramamış olmaktan kaynaklandığını belirtti ve sert eleştirdi: "Bu soykırım karşısında sessiz kalmanın kesinlikle bir soykırım suçu olduğunu biz hep söyleyeceğiz. Bunu unutmayacağız. Her platformda dile getireceğiz. Çünkü şu bizim için önemlidir. Türkiye’de bir kadının tecavüze uğraması karşısında bin eylem yapmak gerekiyor. Bunu yapmaya çalışıyoruz, zihniyet mücadelemizle de, sistem karşıtı duruşumuzla da yapmaya çalışıyoruz. Bir kadın karşısında yapılmış mücadeleyi doğru bulmuşken binlerce kadın için neler yapılamaz? Bugün Türkiye özgürlükçü kesimlerin kıyameti koparması gerekiyordu, ama Türkiye basını dahil herkes bu durum karşısında sessiz kalmıştır, görmezlikten gelmiştir. Hiçbir duyarlı, hiçbir vicdani ses çıkmamaktır. Ve biz bugün bir kez daha görmekteyiz; Kürt toplumu en alttakileriyle birlikte, kadınları başta olmak üzere kendi özgürlüğünü kendisi yaratacaktır. Ama yine de şunu bir çağrı olarak dile getirmek gerekiyor; kendine kadınım diyen, kadınlığı bir kimlik olarak ve bir özgür kimlik olarak gören her birey, kadınlığı temel toplumsallaşma olgusu olarak gören her birey, kesinlikle IŞİD karşısında bir duruş sahibi olmak zorundadır. IŞİD karşısında bir söylemi olmak zorundadır. Bir eylemi olmalıdır. IŞİD’in kendi somutunda açığa çıkardığı erkek emperyalizmi karşısında bir duruşu olmak zorundadır. Her kadının bir söylemi olmalıdır, her kadının bir eylemi olmalıdır. Eğer yoksa kadınlık namına da bir şey kalmayacaktır."
Demokratik Ortadoğu birliği tutunulacak tek değerdir
Kürdistan'da yaşanan savaşı; erkek emperyalizmi karşısında kadın çizgisiyle, kadın zihniyetiyle, kadının toplumsal anlayışıyla oluşturulacak bir yaşamın direnişi olarak ele aldıklarını ve bunu sonuna kadar sürdüreceklerini belirten Dîlok, parti olarak direniş kararlılığını; "Tüm etnik grupların, tüm inançların kendiliklerini bulacakları, özgür yaşayabilecekleri bir sistem arayışımız var ve bu arayış Önderliğimizin belirttiği Demokratik Ortadoğu Birliği ve Konfederalizmi somutunda yaşanacaktır. Biz bunun mücadelesini vereceğiz. Kaçırılan her Êzîdî kızın da hesabını soracağız. Karşı İslam karşısında demokratik inanç değerlerini savunarak da kuracağız ve yanlış, yarım duran tüm özgürlük namına hareket eden sistem karşıtı mücadele eden tüm kesimlerle birleşerek bunları bütünlüklü bir mücadele platformuna çekerek de bu direnişimizi sürdüreceğiz" sözleriyle dile getirdi.
HABER MERKEZİ