‘Stratejik Derinlik’ denen, yeni Osmanlıcılık denen dış politika tezi de Davutoğlu’na aittir ve Erdoğan hükümeti bunu benimsemişti. Ayrıca bu politika sadece Erdoğan-Davutoğlu ve AKP politikası değildir. Zaten Türkiye politikasında sık sık söylendiği gibi “Milli konularda milli takım ruhuyla” hareket edilir. Erdoğan’ın temel politikaları her ay MGK’de ele alınıyor ve onaylanıyor. Yani sadece AKP politikası değil, bir devlet politikası olarak ele almak gerekir. Kısacası “Garp cephesinde yeni gelişme yok” diyebiliriz. Zaten aksi olanaksızdır ve doğal olan da budur.
Bu doğaldır da, bu politika kime, ne getirir, ne götürür bunu tartışmak gerekiyor. Ortadoğu bir barut fıçısı gibi ve yeniden şekilleniyor. Er ya da geç yeni bir şekillenme kaçınılmazdır. Ezilen halklar özgürlük arayışında, ezenler-egemenler ise yeni paylaşım savaşında payını büyütmek, en azından elindekini kaybetmemek derdinde. Bu nedenle her türlü hukuk, insanlık kurallarını ayaklar altına alan şiddetli-kanlı bir savaş sürüyor. Bu savaşın bir amacı da yeni bir Kürt soykırımıdır.
IŞİD denen örgütü küçümsememek gerekiyor. Çünkü Ortadoğu’da her şeyin bir görünen, bir de gerçek yüzü vardır. IŞİD’i değerlendirmek için sadece yaptığı insanlık dışı katliamlara değil, arkasındaki güçlere ve yönelimlerine bakmak gerekiyor. Ortadoğu yeniden şekillenirken, mezhepçilik silahını kullanarak IŞİD’i kimler niçin destekliyor? Medyaya yansıyan belge ve bilgiler dışında IŞİD’in yönelimleri de kendisini ele veriyor.
Rojava Devrimine karşı en kanlı saldırıları yapan ve hala bunu sürdüren IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve sonrasında yaptıkları durumu açıklıyor. Irak ordusu tek kurşun atmadan Musul’u IŞİD’e teslim etti. Ardından da Kürdistan Federal yönetimine bağlı peşmerge güçleri de Şengal ve Maxmur’u onlara bırakıp kaçtı. Bütün dünya hala Şengal’deki başta Êzîdî halkı olmak üzere Asuri-Süryanilerin, Şii Türkmenlerin soykırımını seyrediyor. Bu halklar bazı senaryolar için kurban ediliyor. HPG-YPG-YJA Star güçleri de müdahale etmeseydi katliam çok daha büyük boyutlara varacak, IŞİD Rojava’ya yönelecekti. Bir insan olarak Şengal soykırımı karşısında devletlerin ve büyük insanlığın tavrından utanç duyuyorum. Bu soykırımı tezgahlayan, seyreden dünya egemenlerini nefretle lanetliyorum. PKK kadar silahları, paraları, askerleri yok muydu? Niçin seyrediyorlar? Bu tutumları kendilerini de ele veriyor.
Şengal soykırımından sonra esas hedefin Rojava Devrimi olduğu biliniyor. Şengal soykırımı bir prova gibi değerlendiriliyor. Bu durumda Kürdistan halkının ve bölgedeki ezilen halkların her ferdinin iyi düşünmesi ve doğru hareket etmesi, doğru mücadele etmesi büyük önem taşıyor. Biz çözüm derken, egemen devletler kendi istedikleri olmazsa bölgeyi kargaşaya itmeyi tercih edebilir. Bu da katliamların ve soykırımların sürmesi demektir. Bunu önlemenin tek yolu, bölge çapında tüm ezilenlerin yeni özgür yaşam kavgasında birleşmeleridir. Demokratik çözüm süreci de bunun en önemli parçasıdır. Mücadele her alanda sürüyor, kızışıyor. Önemli olan bu mücadeleyi “entegre” olarak sürdürebilmektir.
Kürtler, birçok nedenle 20. yüzyılın kaybedeni, mağduru ve kanlı katliamların kurbanı oldular. Ama yaşanan bütün acılara, utanç verici Şengal soykırımına rağmen, Kürtler 21. yüzyılın direnişçisi, kazananı ve kahramanı olmaya adaydır. Bu mücadeleyle sadece Kürdistan halkları değil, bütün bölge halkları da özgürleşecek ve demokratikleşecektir.
IŞİD-Şengal-Rojava
Erdoğan’ın yemin ederek cumhurbaşkanlığına başlaması ve Davutoğlu’nun yeni hükümeti kurmasıyla Türkiye siyasetinde şeklen yeni bir dönem başlıyor. Şeklen diyoruz, çünkü 12 senedir başbakanlık yapan Erdoğan cumhurbaşkanlığına terfi etti. Davutoğlu ise zaten yıllardır Erdoğan’ın önce danışmanı, sonra da Dışişleri Bakanı olarak hep birlikte olduğu bir isim. Davutoğlu’nu emanetçi ya da Erdoğan’ın kuklası olarak görmek de yanlış olur.