Saray-Kışla rejimi, Ortadoğu savaşında yenildiğini, bu yenilginin bir sonucu olarak adım adım “galiplerle” “teslim anlaşmaları” imzaladığını Türk halkından gizliyor.

İstanbul’daki IŞİD vahşeti, bu yenilginin ilk kanlı sonuçlarından birisidir.

Rejim, yıllardır Kürt halkına, Rojava devrimine ve Alevi-Şii halklarına karşı Ortadoğu’da “sünni kuşağına liderlik” hayaliyle yürüttüğü savaşta yenik düştü ve şimdi müttefiklerini “satmak” zorunda kalıyor. Düşmanlarıyla, Rusya ve İsrail ile “tek taraflı barış” imzalayarak savaş alanından çekilmesi, onun müttefiki El Kaide’, El Nusra’ ve IŞİD saflarında sanılandan büyük bir öfke ve hayal kırıklığı yarattı.

Çünkü bu güçler, Rusya ve İsrail’le “çok masum görünüşlü” anlaşma metinlerinin ne anlama geldiğini, bizim ahmak medyatörlerimizden çok daha iyi biliyorlar. Rusya ile “anlaşmanın” sonucu Suriye üzerindeki bütün “iddialardan” vaz geçmek, böylece Irak-Şam İslam Devleti’nin “cihadına” sırt çevirmektir. İsrail’le “anlaşmanın” sonucu ise bundan böyle Ortadoğu’da her türlü “İslami vizyon ve misyonu” terk etmek anlamına geliyor. Bunları bilen “teröristler” işte şimdi Saray’ın mecburi ihanetini böyle cezalandırıyor.

Şimdi Türkler yeni bir değerlendirme yapmak zorundalar.

IŞİD Türkiye Cumhuriyetine karşı savaş açmıştır.

PKK ile savaşarak ve Rojava Devrimine düşmanlık yaparak IŞİD belasını savuşturmak mümkün mü?

Belli oluyor ki, Cumhurbaşkanı bu problemi kafasında çözmüş olmaktan uzaktır.

Kanlı saldırıdan sonra verdiği demeçte, durduk yere PKK’nin adını da açıklamasına katarak, “uluslar arası terörizme karşı birlikte mücadeleden” söz etti.

İnsanlık uluslar arası terörizme karşı “birlikte” mücadele ediyor.

Amerika, Rusya, Avrupa Birliği, tüm dünya PYD askeri güçlerinin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerini IŞİD’e karşı destekliyor. Bu birliğin dışındaki tek ülke Türkiye’dir. Türk devlet güçleri yalnız bu birliğin dışında kalmıyorlar; aynı zamanda bu birliğin desteklediği güçlerle hem Irak’da, hem Suriye’de, hem de ve esas olarak Türkiye’de savaşıyorlar. Ne diyorlar? PYD ile PKK eşittir. Yani Suriye’de IŞİD’la PYD, Irak’da HPG savaşıyor, Saray rejimi obüsleriyle Til Abyad’ı bombalıyor, Tankları ve uçaklarıyla HPG’ye karşı savaşıyor.

İşte bu nedenle Kürdistan özgürlük güçleriyle savaşmak,  aslında Türk halkına saldıranların safında yer almak oluyor. 

Türkler IŞİD belasına karşı Kürtlerle birleşmelidir. Bütün dünya Kürtlerle IŞİD’a karşı birleşirken, Türklerle Kürtlerin birbirine düşman olması aklın mantığın alacağı iş değildir. Saray rejimi Ortadoğu’da yenik düştü, yenik düşen yıkılır, rejim şimdi yıkılmamak için her türlü yola başvuruyor. Türkiye'nin ve Türklerin menfaati IŞİD’a karşı Kürdistan Özgürlük Hareketiyle birleşmektedir. Saray kendi menfaati için Kürt halkına saldırıyor ve Türklerle Kürtlerin birleşmesini önlüyor.

Bu rejim er ya da geç tasfiye edilecektir. Ama eğer bu tasfiyeden önce Kürdistan’daki savaş sona erdirilemezse, özellikle Özel Güvenlik Şirketlerinde “sünni Arap mültecileri” silahlandırarak, onları yıkılan Kürdistan şehirlerinde iskan ederek, Alevi yerleşim yerlerine yerleştirerek bölgeyi Kürtsüzleştirme ve Araplaştırma yolundan gidiş önlenemezse, bunun sonucu Türkiye’nin Afganistanlaşması, Pakistanlaşması olur. Kürdistan’da ve Alevi bölgelerinde yerleştirilen üç-dört milyon “sünni Arap mülteci” demek, IŞID için muazzam bir örgütlenme alanı demektir.

Kürdistan güçleri tıpkı Rojava’da olduğu gibi bu vahşet sürüsünü kendi topraklarından sürüp çıkarır. Ya Türkler? AKP’nin “ılımlı İslamcı” tabanı, tıpkı Suriye’deki “ılımlı ÖSO gibi”, kısa bir zamanda DAİŞ’çileşir. Örgütün adı, Ankara-Konya-İstanbul İslam Devleti olur.

Ne yapmalı?

Saray halkların birliğini Türk-Kürt savaşını dayatarak parçalıyor, meydanı IŞİD’a açıyor,  

Uluslararası terör örgütü IŞİD’a karşı, hepimiz “demokratik ulus ve ortak vatan cephesinde” birleşmeliyiz.

Bunu yapamazsak, herkes kendi yoluna gider, Türk halkı en büyük dostu Kürtleri kaybeder, bölünmüş vatanında IŞİD’la  baş başa kalır.