Şiddet, işkence, kelle koparma ve bunların görüntüleri tüyleri ürpertiyor. Neredeyse hemen hergün bu görüntülerle oturup kalkıyoruz. “Savaş” diyorlar, “savaşın getirdikleri” diyorlar, şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Dünyanın birçok yerinde savaş olsa da, Ortadoğu'daki kadar şiddetin kanıksatıldığı bir yer yok sanırım. Suriye’de çıkarılan savaş, çeteler kanalıyla olanca hızıyla sürüyor. Bunların başını varlığından herkesin haberdar olduğu IŞİD çekiyor. Gündeme Musul’u ele geçirmesiyle dünya gündemine oturdu ve böylece Irak’ta yeni bir savaş dönemi de başlamış oldu.

IŞİD, "Arap monarşik rejimleri ile Vahhabi şeyhlerden destek alan, fanatik ölçüde mezhebi dil kullanarak taraftar toplayan askeri-politik bir yapılanma". Savaşını ve varlığını Şii-Alevi-Hıristiyan karşıtlığı ve düşmanlığı üzerinden sürdürüyor. Tayyip’in koşulsuz destek vermesi de bu yüzden. Varlığı sır değildi. Türkiye’nin Musul Konsolosluğunda bulunanları "bizim dostlarımız" diyerek Erdoğan’ın bizzat izniyle ve Türkiyeli şoförleri rehin alması ile nerdeyse her evin gündemine girdi. Sayıları gün gün yeni ittifakla çoğalan bu çetelerin yaptığı vahşeti kontrol altına alamayanlar, çeteler üzerinden ittifaklar kurarak Ortadoğu'yu dizayn etme arayışları ve çabası sürdürüyorlar. Ancak; bu arayış ve çabalar siyasi ve ekonomik yeni faturalar çıkarmakta ve bu faturalar altından kalkamayacak boyutlara gelmektedir.
Çetelerin ve onların her gün yeniden ürettikleri vahşetin yaşamımızın bir parçası haline gelmesindeki en önemli faktörlerden birisi de kuşkusuz onlara verilen ekonomik destektir. Bu desteğin miktarı-boyutu hakkında net verilere ulaşmak zor olsa da "Örtülü ödenek"ten, karşılandığı aşikardır. Geçmişten biliyoruz Çiller’in örtülü ödenekten tahsis ederek kurduğu ölüm makinalarını ve Kürdistan'ı nasıl kana buladığını… Onca faili belli ama meçhul gösterilen insanları... Artık toprağın bile bunca haksız ölümlere başkaldırıp kemikleri dışarı attığını... Örtülü ödeneğin Başbakan’ın doğrudan tasarrufu altında olduğunu biliyoruz. Dostluk ve düşmanlık kavramlarının nasıl iç içe geçtiğini... O nedenle, Suriye’deki iç savaş çeteler üzerinden sürdürülürken, AKP'nin "örtülü ödenek" harcamalarına dikkatle bakmak gerekiyor. Konsolosluktaki insanlar rehin alınmadan önce, anımsayalım. Tayyip; "IŞİD için, kapıları açın, onlar bizim dostlarımız" dememiş miydi?
Halkın vergilerinden oluşturulan bu ödeneğin hesabını kitabını tutan yok. Harcanan paraların, tüm "kirli işler"de kullanıldığı kanısı geçmişteki örneklerden de anlaşıldığı gibi gittikçe pekişiyor. Açıkçası bu paraların ve politik desteğin cihatçı çetelere kafa kopartsınlar, şiddet uygulasınlar, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirsinler diye akıtıldığı inancı zihnimizde mıh gibi duruyor. Ayrıca, Suriye’ye yakın olan yerlerde Türkiye sınırları içinde, çetelerin ellerini kollarını sallayarak dolaşması, esnaftan haraç toplaması yaralı olan çete üyelerinin tedavilerinin yapıldığı/yaptırıldığı da gizli-saklı değil.
Bir yandan barış deniyor bir yandan karakollar inşa ediliyor, çeteler besleniyor. Kürtlere karşı- Alevilere karşı, demokrasi güçlerine karşı. Direnenler Rojava’da ve diğer yerlerde Kürtler.
AKP’den hesap sorma zamanı çoktan geldi geçiyor. Sadece belli kesimin direnmesi ile bu şer güçlerinin ortadan kalkması da mümkün değil. Hemen yanı başımızda varlığımızı, inancımızı onurumuzu tehdit ediyor, zarar veriyor. İşbirlikçilerden kurtulmanın, demokratik bir ülke yaratmanın koşulu barıştan ve birlikten geçiyor. Bütün demokratik güçlerin bir araya gelmesinden geçiyor. Hiçbir bahaneye gerek kalmadan hem de.