Güneyli Kürtler, baktığını göremeyen, gördüğünü kavrayıp anlayamayan körlemesine bir gidişle Türk devletine gönüllü teslim olmuş, sömürge anlayışıyla iç ve dış bağları, bütün bağlantılarıyla ona "tabi" doğrultuya girmiş Hewler yönetiminin, bünyede açtığı yaraların acısını çekiyordu, bugün…

Kandırılmış, dolandırılıp yara, bere içinde orta yerde bırakılmış ve bağımsızlık hayallerinden de uzaklaşmış olarak…

Oysa TC, Amerika’nın zorlamasıyla yaklaştığında AKP iktidarda ve olan devlet niteliklerini de kaybetmiş, IŞİD doğrultusunda sloganların altıldığı bir mecraya girmişti. Takkiye denilen, muvaza ile yalan dolan aynı kazanda kaynıyordu.

Ortalıkta, "hırsız var" haykırışları birbirine dolanıyordu. Rejim dünyanın yadırgayan bakışları altında, dünkü yandaşlarını, kazanç üstüne oturma yollarında birlikte yürüdüğü ortaklarını da tasfiye etmiş, inandırıcılığını kaybetmiş, ne yapacağı bilinmez tehlikeli bir yapı haline gelmişti.

İlişkisi olan bütün devletler, "canını seven kaçsın" dercesine uzaklaşırken bir tek Hewler beyleri sağır olmuş, komşularına ve yetişebildikleri herkese yaptıklarının gümbürtüsünü duymuyor, yapıştıkça yapışıyordu.

Kulaklarının dibinde fısıldayan Ankara görevlisi danışmanlar, dolara hücum rüzgarlarıyla savrulup yanlarında peydahlanıveren dalkavukların nefesi güçlü çıkıyordu. Onların rehberliğinde, ne gibi belalı sulara atıldıklarının farkında bile değillerdi. Sanki Kürt halkı, "dost, kardeş" Türk devletine sömürge olma uğruna Enfal denilen soykırım köprülerinden geçmiş gibi, ülkeyi, IŞİD sloganlarının duyulduğu rejime yaklaşıyorlardı.

 Kardeşlerine öfkeden, Arnavutluk'tan, Bosna, Çeçenistan, Orta Asya ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde bindirilip İstanbul’a indirilen teröristlerin, havaalanlarından alınıp, sınır boylarındaki kamplara nakledilmelerini göremiyor, gördüklerini kavrayamıyor, eğitimden sonra silahlandırılıp, törensellikle Suriye’ye gönderilmelerini "kardeşin demokrasi" hamlesi sanıyorlardı.

Çünkü kulaklarının dibindeki fısıltı kuvvetlice inandırıcı geliyordu:

"Bunlar, demokrasi ve özgürlük arayıcısı Müslüman kardeşlerimizdir. Rojava Kürtleri de ortak düşmanımız."

Türk medyasında bile boy gösteren füze ve füze başlıklarının, an gelir, kan içici katillerin elinde, kendilerine döner gerçeğini de kavrayamadılar. Çünkü, akılları başka yerde, hayalleri bulutlarda dolaşıyordu. Rojava, araya hendek kazılacak düşman, Türk devleti de, Amerika'ya rağmen petrollerini Akdeniz'e akıtarak, kasalarına dolar dolduracak kardeşti. (Amerika, petrol yüklü gemiye el koyduğunda, ayıp olur diye aldatıldıklarını düşünmeyecek ve şaşkın kalacaklardı.)

IŞİD, Türk imalatı füzelerle, Musul'un zaptına çıktığında bile "uyanın sıra sizde, birlik olalım" diyenleri dost ve kardeşlerle ilişkilerini bozmaya çalışan hain ilan ediyorlardı.

Çünkü, beylerimiz o sırada, dost ve kardeşlerin yıllar öncesinin, "Kürt devleti Arjantin'de de kurulsa yıkarız" yemini de unutmuş, bağımsız Kürdistan devletinin icazeti için Ankara yollarındaydı.

Ankara'nın ise hesabı başkaydı: Yer yüzünde tek bir Kürt’e gün yüzü göstermeme…

IŞİD’ın İran etkinliğine karşı NATO icazetli Suudi Arabistan, Katar ve Türk projesi olduğunu Alman medyası da dillendiriyordu. Özelde ise besleyen efendinin hedefi Kürt kazanımlarıydı.

Suriye’den sonra Musul ele geçirilerek İran’ın bölgedeki kolları geniş ölçüde budanmış, şimdi sıra IŞİD’in özel amaçlar için kullanım süreci başlamış, Türk medyası da, "PKK Şengal’i ikinci Kandil yapmak istiyor" haberleri boy vermişti. Bundan sonra Şengal’i savunmaya giden Kuzeyli gerillalar, Hewler tarafından tutuklanmış, IŞİD de genelde köpeklere hitap olan "apart" emrini almıştı. Efendilerinin "apart" emrinden sonra kadim Kürdistan kültürünün yaşayan kök müzesi, Êzîdî Kürtlerinin kutsal yurdu Şengal kapılarına dayandılar. Besleyen efendinin emri yerine getirerek…

İkinci hedef, Türk devletinin 1990’lardaki IŞİD benzeri katliamından kaçan Kürtlerin barınağı ve Erdoğan’ın nefretle bakıp, "orası boşaltılacak" dediği Maxmur’du.

Bütün bunlar, IŞİD kafasını aşan ince bir kurmay planlamasıydı.

 Kurmay mı? Kim katillere katil, insan kesene bile terörist diyemiyor, insanlık suçu işleyerek onlarla bütünleşıp arka çıkıyorsa, kurmay hizmeti veren de onlardı. Êzîdî katliamı, Şengal dağında açlık ve sussuzluktan ölenler onların zaferi, ama insanlık utancı…

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, katilleri meşru gösteren ve savunan yer yüzünün tek devlet adamıydı. Vicdanları  parçalayıp, utanç çamuruna yatıran sözleri şöyle:

"IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir. Ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu. Eğer Irak’ta Sünni Araplar dışlanmasaydı, böyle öfke birikmesi olmazdı. Beşar Esad olmasaydı, bunlar yaşanmazdı."

Hewler beyleri, Davutoğlu'nu duydu mu, duydu ve algıladıysa eğer, Kürdistanî ruh Kuzeyli gerilla ile birleşik cephe kurup dayanışma için, daha ne bekliyor acaba? Yoksa, "hewar" sesine geleceklerini umdukları dost ve kardeşlerin küseceğinden mi korkuyorlar?..