Dünyada insan haklarını izlemekle yükümlü olan kurumlar ve devletlerin istihbarat örgütleri, Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) mensup çetelerin, Irak ve Suriye'de büyük katliamlara imza attığı, insan hakları ihlallerinde bulunduğu yönünde raporlar yayınlamasına rağmen, ABD ve Avrupa sessizliğini koruyor.

İlk rapor, BM'nin Cenevre Örgütü'nde bu ayın başında BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Shamdasani tarafından açıklandı.
BM'nin Cenevre Örgütü'nde BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Shamdasani'nin açıkladığı rapora göre, Irak'ta sadece haziran ayında 2 bin 417 kişinin öldürülmüş, 2 bin 287 kişinin de yaralanmış.
Sözcü Ravina Shamdasani bir süredir çatışmaların ve otorite boşluğunun yaşandığı ülkede, IŞİD çetelerinin öncülüğündeki silahlı güçlerin saldırıları sonrasında haziran ayında, bin 531 Iraklı sivil ve 886 Irak güvenlik mensubunun öldürüldüğüne dikkat çekerek, bu sayının çok yüksek olduğuna vurgu yapıldı. Irak'taki cinayetleri şiddetle kınadıklarını belirten Shamdasani, "IŞİD güçlerinin devamlı bir şekilde sivilleri hedef aldığı, kaçırdığı, taciz ettiği ve öldürdüğü bilgisini alıyoruz" dedi.
Shamdasani, "IŞİD güçlerinin, Musul'da kapı kapı dolaşıp gençleri zorla silah altına aldığı" bilgisini aldıklarını da belirtti. BM verilerine göre, haziran ayında en fazla ölümün kaydedildiği yer kuzeydeki Musul'un başkenti Ninova. Burada 470 Iraklının öldürüldüğü, 327 kişinin yaralandığı belirtildi.

IŞİD’e yol mu açılıyor?

"Irak ve Suriye'de Radikal Müslüman Örgütlerin Durumu" adlı İngiliz ve ABD’li eski istihbaratçıların hazırladığı ve kamuoyuna da sızan rapor ise daha çok IŞİD çetelerinin insan kaynaklarını anlatıyor.
Rapora göre göre, 3 yıllık savaş iç savaştan beri 81 ülkeden 12 bin kişi  fazla Suriye ve Irak'a gitmiş. Suriye'ye dışardan gelen ve çoğunluğu gençlerden oluşan bu kesime 'İthal Mücahitler' deniyor.
Batılı ülkelerden gelenlerin bir kesimi Müslüman gençler, bir kesimi ise daha sonra Müslümanlığa geçenlerden oluşuyor. 10 yıl süren Afganistan savaşına bile, dışarıdan bu kadar bir katılımın olmadığını uzmanlar belirtiyor.  Fransa İçişleri Bakanı'nın Suriye'ye gidecek olan gençleri engelleyeceklerine yönelik açıklaması ve geçen hafta Avrupa Birliği İçişleri Bakanları'nın Milano'daki toplantısında bir tedbir paketi hazırlayacaklarına dair söylemlerini bir kenara bırakırsak, Avrupa Birliği ülkeleri ve birlik dışındaki Avrupa ülkelerinin çok fazla bir çaba sarf ettiğini söylemek mümkün değil.
IŞİD çetelerinin, bir anda Musul ve Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu kentlerin işgalinin Avrupa'da sistem içinde umudunu büyük ölçüde yitirmiş genç kesime daha çok cazip geleceği ortada.
Gençlerin Suriye ve Irak'a gidişi artarak sürüyor. Fransız yetkililer, 2014’ün ilk yarısına kadar Fransa’dan Suriye’ye savaşmak için giden gençlerin sayısının 700'ü bulduğunu belirtiyor. Bu rakamın büyüklüğü ise, şu kıyaslamayla ortaya çıkıyor: 1979'da Sovyet-Afgan savaşından 2001'de Taliban rejiminin NATO güçleri tarafından çökertilmesine kadar yani tam 22 yıl boyunca Fransa'dan Afganistan'a sayıları ancak 20 civarında bir katılım olmuş.

Türkiye bir üs

IŞİD çeteleri, kendisine her ne kadar asker bulmada Avrupa ülkelerini seçse de Türkiye bir bakıma merkez üs rolünü oynuyor. IŞİD çeteleri, Türkiye topraklarında kendilerine üye ve silah temin etmeyle sınırlı kalmıyor, Türkiye aynı zamanda Almanya, İngiltere, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Belçika olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden gelen gençlerin geçişinde önemli bir santral görevi üstleniyor. AB yetkilileri zaman zaman bu konuda Türkiye'ye eleştirilerde bulunuyor.
Avrupa Birliği resmi kurumları ve ülkeleri, AKP'ye ve Erdoğan'a eskisi kadar destek vermiyor. Erdoğan ve onun partisi, Avrupa'ya şimdi antipatik geliyorsa bunda AKP'nin IŞİD ile flörtü önemli bir neden.  
19 Haziran'da Berlin'de yayınlanan Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın yayınladığı rapor da Selefi Hareketi ve Suriye'ye gidişlere büyük yer ayırmıştı.
Rapor, Radikal İslam'ın Avrupa merkezinin Almanya olduğunu da gösteriyor. Teşkilatın konuya ilişkin raporunda Radikal İslamcı ve şiddet eğilimli grupların üye sayısındaki artış kabul ediliyor. Rapora göre Almanya’da El Kaide ve türevi örgütler ile Ensar El İslam ve Özbekistan İslami Hareketi’nin üye sayıları gizli örgütlenmeleri nedeniyle bilinmemekle birlikte 5 bin 500 olarak tahmin ediliyor. Hizb Allah’ın 950, HAMAS (Harakat al-Müqawama al-İslamıya) üyesi 300, Kuzey Kafkasya Ayrılıkçı Örgütü NKSP‘nin 250, Türkiye Hizbullahi‘nin 350, Müslüman Kardeşler‘in 1.300 ve Milli Görüş’ün ise 31 bin üyesi olduğu bilgisi aktarılıyor ve toplam İslamcı ve Radikal İslamcı potansiyel 43 bin 190 olarak veriliyor. Bu durum, IŞİD çeteleri ve El Kaide’nin Avrupa militanlarının merkezinin Almanya olduğunu açıkça gösteriyor.

4 bin kişilik liste verildi

Öte yandan Avrupa Birliği’nin terörle mücadele biriminin Türkiye’ye 4 bin kişilik liste verdiği ve gençlerin engellenmesi ya da listede bulunanların iadesini istediği belirtiliyor. Türkiye’nin işbirliğini kabul ettiği ama şu ana kadar bu listeden herhangi bir kişiyi tutuklamadığı ya da iade etmediği belirtiliyor. Bu durum Türkiye’nin açık bir şekilde radikal gruplara destek verdiği biçiminde yorumlanıyor.

Cennete gideceklerine inandırılıyorlar

İngiliz ve ABD'li eski istihbaratçıların "Irak ve Suriye'de Radikal İslamcı Örgütlerin Durumu" adlı raporuna tekrar dönecek olursak, ölen yabancıların etnik yapısı, IŞİD'in üye kazanmada kullandığı argümanlar ve gidenlerin yaş grubu şu şekilde tasnif ediliyor:
*  Gidenler 'Cihat', 'Şehit mertebesine erişmek' ve cennete gitmek biçiminde motive ediliyor.
* Geçen Mayıs ayında Suriye'de 100 Türkiyeli, 60 Cezayirli, 15 İspanyol ve 13 Hollandalı öldü.
* Avrupa ülkelerinden Suriye'ye gidenlerin yaşı 18-29 arasında değişiyor. Afgan savaşına katılan yabancıların 25-35 yaş ortalaması düşünüldüğünde epeyce bir gençleşmenin olduğu söylenebilir.
* Gidenlerin her hangi bir savaş tecrübesi ve askeri eğitimi yok. Yaş arttıkça, başka cephelerde savaş tecrübesi edinmiş kişilerin oranı da artıyor. Örneğin El Nusra ve IŞİD’e katılan 500 Suudi daha evvel Irak’ta savaşmış. Ruslar arasındaysa Kafkasya’dan tecrübeliler var.
* El Ensar Şeria adlı örgüt, bazı gençleri Libya'daki eğitim kampında eğitiyor. Eğitim Libyalı ve Tunuslu gönüllüler tarafından veriliyor.
* Batıdaki gençler, Tumblr, ask.fm gibi internet mecralarında iletişime geçiyor.
* Yabancı savaşçıların pek çoğu Suriye’ye giriş-çıkış yapan insani yardım, nakliyat vb. organizasyonların üyesi oluyor. Suriye’ye kaçak yollardan giriş sağlayan şebekelerse, aracılar vasıtasıyla örgütlerin ileri gelenleriyle iletişim halinde oluyor.

Geri dönerse tehlike!
Raporda, Suriye'ye gidenlerin geldikleri ülkelere geri dönüşlerinin global bir tehlike yarattığına vurgu yapılıyor. Bu kişilerin oluşturdukları şebekelerle potansiyel bir tehdit olduğuna vurgu yapılıyor, geri dönen birinin Mayıs ayında Brüksel'deki Musevi Müzesi'ne silahlı saldırı düzenlemesi örnek olarak gösteriliyor.
Raporlar, katliamların sahiplerini açıkça gösteriyor. Ancak şu anda IŞİD saldırılarının Kobanê'de yoğunlaşması karşısında batılı devletler sessiz kalıyor. Rojava devriminin Ortadoğu için bir model olarak ortada durması, Batı'yı IŞİD'den daha tedirgin ediyor gibi bir izlenim uyandırıyor.
Türkiye sınırları IŞİD için adeta günlük hizmet veriyor. BM'nin insan haklarıyla ilgili birimlerinin uyarıları hiçe sayılıyor. Tüm bunlar, bölgede yeni politikaların ve planların devreye sokulduğunun da bir göstergesi adeta.



ALİ ÖZŞERİK/ZÜRİH