Toplumsal normların belirlediği çizgide ilerlemek zorunda bırakılan kadınlar için edebiyat, bir yaşam biçimi. İranlı şair Furuğ Ferruhzad'ın, "Kendi varlığımın sesi olayım istedim; yazık ki kadındım" dizeleri kadının edebiyattaki sancılı yaşam mücadelesinin belki de en derin kanıtı. Haydarpaşa Garı, Kamp Armen Dayanışma Aktivisti şair, yazar Rabia Mine, edebiyatta kadının yerini ve bir kadın şair olarak yaşadığı süreci anlattı. "Edebiyat da her şey gibi çok erkek" diyen Mine, sadece Ortadoğu ülkelerinde değil 200 yıl öncesine kadar Avrupa'da kadınlar, kitaplarının basılabilmesini sağlayabilmek için erkek isimleri kullandığını hatırlatıyor. 


Sıkıştırılmışlığın olduğu yerde yazar çıkmaz

Türkiye'de de kadının edebiyattaki yerini toplumsal yaşamdaki görünürlüğünden bağımsız düşünmenin imkansız olduğunu belirten Mine, erkek zihniyetinin, dinciliğin egemen olduğu bir toplumda kadın edebiyatçı olmanın zor olduğunu söylüyor. Ardından ekliyor: "Yazarlık sınırsız bir düşünce ve yaşam algısı gerektiren bir durum. Kadın ise birçok alanda sıkıştırılmıştır. Ne kadar özgürleştirdiğinizle bağlantılıdır yazarın özgür olup olamayacağı." 


Karanlık karanlığın içindeyken görünmez

Şiirlerinde aşkı ve özlemi yazmadığını, çizgisinde keder ve karanlığın baskın olduğunu ifade eden Mine, bunu şöyle açıklıyor: "İçinde doğduğum, beni ele geçirmek için çabalayan sistemin içindeki karanlığı yazdım. Bazen beni eleştirirler, "neden bu kadar ümitsiz şiirler yazıyorsun" diye. Karanlığı, karanlığın içinden göremezsiniz. Karanlığı görebilmeniz için ışıklı bir yerde durmanız gerekiyor. Benim için tarifi başka olan umut noktasından bakıyorum yaşama ve ışıklı bir yerden karanlığı tespit ediyorum. Karanlık, hedef gösterilmesi gereken bir şeydir. Şiddeti, sömürüyü kapsıyor. Sadece kadının değil kadının pozisyonunu da içine alan her şeyin alındığı ve çürütüldüğü bir anı kapsıyor. Onu yazmayı misyon bildim kendime. Acıyı yazıyorum. Kendi süzgecimden geçirdiğim acının tarifidir benim şiirim." 


Kadının başarısı erkeği korkutuyor

Yaşamın her alanında kadının başarısının erkeği korkuttuğunu söyleyen Mine, "Kadının erkekten daha fazla artılarının olduğunu düşünüyorum. Ayrıntıyı daha iyi görebilmesi, hassasiyetlerinin yoğun olması, doğurgan olması ve bunları tam kapasite kullanması erkeği son derece korkutuyor. Erkeğin, bize ait olmayan tanımları biçerek, bizi küçük küçük parçalara bölerek formüle etmesi korkusundandır. Elbette bana 'kırılgan' diyecek. 'Çiçek', 'böcek', 'sulanması, korunması, sahip çıkılması gereken bir şey' diyecek. Ben karşısında tam kapasite durduğumda tehlike unsuru olacağımdan, gayet kurnazca manipüle etmek, bölüp parçalayıp yönetme politikası yürütecektir. Ben kırılgan değilim, güçlüyüm. Bir çiçeğe benzetileceksem de kaktüse benzetilmeyi tercih ederim açıkçası. Ve öyle de yazıyorum" diyor.


Yazmak bir savunma mekanizması

Birçok kadın gibi kendisinin de hem toplum hem de ailede şiddet gördüğünü ifade eden Mine, "Kendimi bildim bileli, bana çarpan sözcükleri kağıda döktüm" diyerek, yazmanın kendisi açısından bir savunma mekanizması olduğunu vurguluyor. 


Ezilen halklar için mücadele ediyorum

Yazdığı şiirler ve yazılardan ötürü tehdit mesajları aldığını da dile getiren Mine, "Çok zor bir hayatın içindeyiz bu ülkede. Çok ciddi saldırılara da uğradım. Çünkü herkes siz neyseniz oradan konuşmanızı ve yazmanızı bekliyor. Türk'seniz 'Türk gibi', Kürt'seniz 'Kürt gibi' davranmanız gerekiyor onlar için. Ben bütün bunların üstünden bakmaya çalıştığım için bedel ödüyorum. Ödemeye de devam edeceğim. İnsanın içinde doğduğu vatan ve bayrakla tanımlanması, faşizmin kendisi ve yaşamdaki en sorunsal öge. Bu ülkede kimlikler üzerinde bir yerden durarak, ezildiğini düşündüğüm halklar için mücadele ediyorum. Bunun da herkes tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum" dedi. 


 JINHA/İSTANBUL