Proje, hayatın emir ve fetva mugalatalarıyla şekillendiği, darbelerin darbe doğurduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı kapsıyordu.
Darbe aralarında, darbecilerin hukukuna uygun, onların ilke ile inkılaplarına bağlılık zemininde seçimler yapan TC, hem projeye dahil, hem de bir garip demokrasi olarak rol modeliydi.
Bir garip demokrasi, çünkü büyük yığınlar daha iyisini, güzelini, hoşunu, kısacası hakikisini görmedikleri, yaşamadıkları için, hal ile gidişe itirazlı değildi. Sosyal devletten de bihaberdi, büyük yığınlar.
Dolayısıyla vergi veren, askerlik yapanın hakkı yok, darbeciler ve onların boş zamanında seçim kazananlarıyla yukardaki Sultan edalıların bağışı vardı. Sosyal haklar onların gönlünden kopan bağıştı. Sultan’ın Tebaayı mutlu etme lütfü…
Ama halkın sırtından halka Sultani eda ile bağışta bulunma numarasında, AKP bütün gelmiş geçmişleri yaya bıraktı.
Yoksullara bölüştürülmek üzere gelen Avrupa fonları, iktidarın “hayır işleme” kampanyası olarak sunuldu. Kömür, pirinç, makarna dağıtım hayratı oldu.
Bütün dünyada dar gelirlilere devlet yardımı vardı. Ama hiç bir ülke kendi yurttaşını böyle sadaka alan dilenci yerine koyarak aşağılamamıştı.
Bunlar, yardımı banka hesaplarına yatırma yerine davul, zurna çalarak, insanları hizaya dizip kendilerinden utanır hale getirerek, kömür, makarna, pirinç torbalarını dağıtıyorlardı.
Sanki Recep Erdoğan kendi cebinden sadaka dağıtıyor, ya da oğlu Bilal gemi filosu kazancından bağış yapmış görünüyordu.
Bunu geçip, konumuza dönersek; mutlu masal projesinde, seçim olunca demokrasi gökten inecek, alemlerin silah çekeni İslam hiddet ve şiddetinin rüzgarları dinecek, etrafa zarar verenleri “ılımlı” hale gelecek; ehlileşme başlayınca yalan, dolan, talan parantezi de kapanacaktı.
Recep Erdoğan, bu amaçla “rol modeli”ydi. Amerika’nın seçilmişi ve görevlendirilmişi olarak “yallah” naraları ata ata, Kuzey Afrika’yı kendine benzetme (Sudan’ın General Beşir’i soykırımdan sanık, ama o özel ve güzel dostuydu) azmiyle ataktaydı.
Sokaklara silahlı tedarik ediyor, eli boşlara silah veriyor, para bağışlıyor, devrilenleri, nutuklarıyla yerde tekmeliyor, gelen İslamcıları kutlayarak, pay sahibi olduğu zafer şerbetini yudumlamaya koşuyordu.
Fakat, hiç kimse yüzünü sonuna kadar saklama zekasına sahip değildi. An geliyor, peçe sıyrılıyor, gerçekler yerde patlayan kabağın çekidekleri misali saçılıyordu.
Kuzey Afrika’da da “ılımlı İslamcılara isyan” başlıyor, işin büyüsü bozuluyordu. İnsanlar acı çekmiş, kanamış, ağlamış ama, İslamcıdan demokrat çıkmayacağı gerçeğini de öğrenmişlerdi.
Halk yalana, dolana, talana isyan ediyordu. Libya iç savaş manzaralı, Tunus kargaşalıydı. Mısır İslamcıları tepeden aşağı ediyordu.
Projenin ikinci başkanı rejimi yer yüzünde en çok gazeteci tutuklama rekoruna koşmuştu. Ağzını açan, yan bakan öğrenciden, sıradan Kürde kadar toplu tutuklamalarla darbeler dönemi aranır olmuştu.
Erdoğan’ın Model rejimi polis birlikleri şehirleri gaza boğuyor, sağa sola ateş ediyor, ayakta kalmak için halkıyla savaşıyordu.
Kısacası insan oğlunun kaybı, ötede kazancıydı. İslamcılardan demokrasi çıkmıyordu. Demokrasiyle kan, doku ve karekter uyuşmazlıkları vardı. Bunun anlaşılması da kazanç, ama Amerika’nın kaybıydı.
Ilımlı İslamcılar masalının hükmü iflas etmişti.
İslamcılar ve demokrasi
Masalın adı “Büyük Ortadoğu Projesi”ydi. Yazarı Amerika, “konu mankeni” AKP, yürütmenin ikinci başkanı da Recep Erdoğan’dı.