Hafız Ahmet TURHALLI

 

İslam adına iktidara gelen günümüz muktedirleri İslam’ı atalarının uygulamaları gibi öldürme ve ölümle tanımlamaktadırlar. Her gün „ne kadar Kürt öldürdük, ne kadar Kürt astık“ diye adeta tekbir getiriyorlar.

Din adına, dindarlık namına öldürerek, işkence ederek, zindanlara atarak, zulüm yaparak hükümdarlıklarını sürdürüyorlar. İşgal, talan ve katliamı fetih adı altında kitlelere „amentü-imanın şartları“ gibi kabul ettirmişlerdir.  Bu, dinin hizmetinde olmak değil, dini hizmete koşturmaktır, putperestliktir. Put taştan, ağaçtan yapılmış bir cisim olmaktan öte ruhi ve ameli olarak kendisine adaklar, hizmetler sunulandır.

Türk zorbalığı da insanlar şehit-terörist ilan edilerek söylemde İlah’a, gerçekte ise iktidarlarına adak olarak sunuyorlar.

Söylemde ve görünürde bu İslam dinidir. Oysa ki gerçekte iktidar putuna tapmadır, putperestliktir. Bu putperestlik ruhi gıdasını milliyetçilikten alır. Din burada sadece bir araçtır, Moğollarda Şamanizm, Pers istilalarında Zerdüştilik, Haçlı seferlerinde Hıristiyanlık sadece bir iktidar aracıdır. Emevi, Abbasi ve Osmanlı’da bu İslam’dır.

Bu put bugün Türkiye’de Sünni Erdoğan, Suriye’de Alevi Esad, Suudi’de Vahabi Selefliği gibi ülkelerde devam ediyor.

Uygulama biçimi, nihai amaç ve hedefin iktidara gelme, iktidarda olma olduğu ideolojiler de birer dindir. Ve bu din, uğruna insanların adak olarak sunulduğu putperestliktir.

Oysa ki Kuran her ne sebeple olursa olsun insan öldürmeyi yasaklamıştır.

„İsrail oğullarına şunu yazdık; Kim nefsi ya da başka birini müdafaa ve bir fitneyi ortadan kaldırmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir insan öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim ki birinin (ölmesine) öldürülmesine engel olarak diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur.“ (Maide 32)

İslam’ı iktidarla eşleştirenler İslam karşıtı güç odaklarıdır. Hz. Peygamberin vefatından sonra din ve mezhepler bir araç olarak kullanılmıştır. Dinin bir araç olarak kullanıldığı bu süreçte sadece gayrı Müslimler değil, Halife Hz, Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Peygamber’in torunları Hasan-Hüseyin ve yüz binlerce Müslüman katledilmiştir.

Durum şudur: Emevilerin Kerbela’da kafasını kestikleri aslında İslam dinidir. Gövde Kerbela çöllerinde bırakılmış, kafa ise Bağdat ve Şam’a götürülmüştür. 15 asırdır bu böyle devam ediyor. İslam’ın bedeni parçalanmıştır. İslam Alemi’nin bilmesi gereken temel şey budur.

Kuran’ bir insanı öldürmenin insanlığı öldürmek olduğunu söylerken, iktidarı bundan muaf tutmamıştır. Bilakis meşru ve ahlaki olmayan iktidar amacı hedeflenerek söylenmiştir. İnsanlara zulüm yapmak, katliam ve talana maruz bırakmaktan daha büyük bir ahlaksızlık olabilir mi? Bu putperestlikten bile daha geri, maneviyattan yoksun olma duruşudur. „Dinsizliktir“ diyeceğiz, lakin dinsizlerin hiç olmazsa bağlı oldukları toplumsal ve dünyevi değerler vardır. Bunlarda insanlık onur ve haysiyetiyle ortaklığı ifade eden hiçbir değer yoktur.

Bu din ve mezhep bazen Şii olmuştur, bazen Sünni. Adı sanı ne olursa olsun sonuçta din ve mezhep adına insanlar-Müslümanlar katledilmiştir. Muktedirler Allah’a değil, kendilerine itaat etmeyenleri „kafir“ ad ederek öldürmüşlerdir. Ve bu katliamı yaparlarken de „Allah u Ekber“ diyerek salavatlar, tekbirler getirmiştir. Bundan daha büyük bir sahtekarlık, münafıklık var mı?

Kuran ‘bir mümini öldürmenin cezasının ebedi cehennem’ olduğunu söyler. Bu katiller ise dini inancı tersine çevirerek mümini kafir ilan ederek cinayet işlemişlerdir. Kendilerini İlah, iktidarlarını da din-iman olarak gösteren bu küffar ehli „Allah’a isyan etti“ gerekçesiyle zulümlerine karşı direnen insanları darağaçlarına çekiyor.

Katledilen bu insanlar ne yaptı, Allah’a nasıl isyan ettiler, Allah kimdir, diye soran yok. Bu karar „devletin ilah olarak“ ilan edilmesidir. Devlet ise kendileri ve iktidarlarıdır.

İşçiler iş şartlarının iyileştirilmesini ister, terörist damgası yer, işkence görür, zindanlara atılır. Efrîn, Cizre, Nusaybin ve Sur’da insanlar terörist diye yakılarak öldürülür. Ve bu vahşet din adına yapılır.

Din, ama kimin dini?

İslam’ın lanetlediği Firavun, Nemrut, Roma Kaizerlerinin yaptıkları ile bunların yaptıkları arasında bir fark var mı? Uygulamalarıyla birer Firavun olan bu diktatörler Peygamberin takipçisi oldukları yalanını uydurmaktan da geri kalmıyorlar.

İbadetleri gösterişlidir. Seccadelerini kan gölüne sererek namaz kılarlar. Oruçlarını öldürdükleri insanların ile zemzem diyerek açarlar. Zekatlarını çaldıkları milletin malıyla verirler. Kelime-i Şahadetleri „Tek millet, tek devlet, tek adam“ iktidarıdır.

Bunlar sadece insanları değil, doğayı da katlediyorlar. Kuzey Kürdistan’da devletin bekası adına ormanlar, doğa yakılıyor. Oysa ki „bir kişiyi öldürmeyi tüm insanlığı öldürmekle“ eşdeğer kılan İslam öldürme değil, yaşatma esası üzerinde kurulmuştur.

Tekrarlıyoruz, İslam’ı öldürme ve ölümde arayanlar Müslüman değil, iktidar putuna secde eden putperestlerdir. İnsanların kafasına yerleştirilen iktidar putu mutlaka kırılmalıdır.