
Başta Almanya’nın başkenti Berlin olmak üzere, Hamburg, Bremen, Bonn ve Dortmund kentlerinde gerçekleştirilen ‘Demokratik İslam’ panelleri, 12 Nisan’da Mannheim, 13 Nisan’da Stuttgart, 19 Nisan’da Hollanda’nın Den Haag ve 20 Nisan tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’le devam edecek. CİK bu paneller serisinin ardından 24-25 Mayıs 2014 tarihleri arasında Almanya’nın Hagen kentinde, ‘Avrupa Demokratik İslam Konferansı’nı düzenleyecek.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı Adası’nda 14 Ekim 2013 tarihinde BDP ve HDP heyeti ile yaptığı görüşmede, El Kaide ve ona bağlı örgütler gibi “İslam’a ihanet” içinde olan kesimlere karşı Kürdistan’da, ‘Demokratik İslam Kongresi’ önermişti. Avrupa’da çalışmalar yürüten Kürdistan İslam Toplumu da düzenlediği çeşitli panellerle ve ardından Hagen’deki konferans ile bir nevi bu kongrenin Avrupa ayağını oluşturacak.
Avrupa’da Demokratik İslam Konferansı’nın organizatörlerinden olan Kürdistan İslam Toplumu (CİK) Başkanı Melle Muhyeddin Kurtay ile konferans çalışmalarında sağladıkları ilerleme ve konferansın hedefi üzerine konuştuk.
Sayın Kurtay, öncelikle Kürdistan İslam Toplumu’nun çalışmaları hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?
Kürdistan İslam Toplumu’nun çalışmaları 20 yıldır Avrupa’da sürüyor. Federasyonumuzun Avrupa ülkelerinde 33 camisi bulunmaktadır. Bunlardan yirmisi, halkımızın çabaları ile mülkiyeti halkımıza ait olan camilerdir. Bu camilerde halkımıza hizmet etmekteyiz. Halkımızın birliği, insanlık, İslam’ın doğruları ve gerçek özü için vaaz ve hutbeler verilmektedir. Kürtler arasındaki birlik duygusu güçlüdür. İnançlı halkımızın da, bu çalışmalarımızdan çok hoşnut olduğuna inanıyoruz. Biz, CİK olarak halkımızın bütün taleplerine güç getiremezsek de çalışmalarımız genel olarak iyi devam etmektedir.
Şimdiye kadar ne tür çalışmalar yaptınız?
Biz kendi mellerimizi ülkeden getiriyoruz. Onun için melle sayımız biraz az. Bu da çalışmalarda bir sıkıntı bizim için. Yine de mellelerimiz bütün camilerimizde halkımızın dini vecibelerinin yanı sıra çocuklarımıza dersler vermekte. Her camimizde bazen sayıları 100’ü bulan katılımla dersler verilmekte. Yine her camimizde kadın komisyonları var.
Rojava’ya yardım ulaştırıyoruz
Örneğin Avusturya ve Bremen camilerimizde kadınlar eğitim vermekte. Bremen’de bu amaçla bir medrese açtık. Burada yaklaşık 300 çocuk, kadın ve genç, İslam tarihi, Kürdistan tarihi, Kürtçe dil dersleri, Kuran eğitimi görüyor. Yine her yıl Hac ve Umre organizasyonunu gerçekleştirmekteyiz. Yine Kurban Bayramı’nda halkımızın yardımlarını başta Rojava olmak üzere muhtaç olan halkımıza ulaştırıyoruz. Bu yıl başta kurban bağışları olmak üzere fitre, zekat, sadaka ve yardım kampanyasında yaklaşık 120 bin Euro Rojava’daki halkımıza ulaştırılmak üzere Heyva Sor a Kurdistanê’ye ilettik. Yine yaklaşık 200 kurban da Heyva Sor aracılığı ile Rojava’daki halkımız için kesildi.
Rojava’daki halkımızla dayanışmak ve çetelerin gerçek yüzlerini anlatmak için yürüyüşler, etkinlikler düzenledik. Hutbe ve vaazlarımızda da çetelerin sahtekarlıklarını anlattık. Yine demokratik çevrelerin organize ettiği eylemlerde yerimizi aldık. Diğer yandan Demokratik İslam panelleri düzenledik. Bu panellerimiz devam ediyor.
Kurumunuz Avrupa genelinde ne kadar çalışanı ve üyesi var?
Rakamsal olarak bir sayı veremeyiz ama Avrupa’daki her camimizin bir yönetimi ve yaklaşık 150 ile 200 arasında düzenli aidat veren üyesi bulunmaktadır.
Avrupa’da çok yoğun bir Kürdistanlı kitle var. Kurum olarak ne kadar bu kitleye gerçek İslam anlatılıyor? Ya da İslam’ı kendi amaçları için kullanan kesimlere yönelik ne kadar etkili bir mücadele veriliyor?
Avrupa’da İslam’la alakası olmayan Fethullahçılar, Milli Görüşçüler, Kaplancılar, kendilerine göre bir İslam yaratmış. Yıllarca halkımızı kandırdılar, uyuttular. Halen bugün bunların camisine giden Kürtler, bizim camilerimize gelenden daha fazla. Herkes bir örgütün camisine gidiyor. Bunları biraraya getirmek, toparlamak o kadar kolay olmuyor elbette. Çünkü biz onlara göre çok daha yeniyiz. 22 yıllık bir geçmişimiz var ayrıca bu hareket bazı kişiler tarafından darbe aldı.
Etkili bir çalışma yok
Bir çaba ve çalışma var ama istediğimiz gibi değil. Elimizde aslında yeterli malzeme yok. Bizim ki biraz klasik bir hareket olmuş. İşte hoca olacak, camiye gidecek, namaz kıldıracak vs… Yani bir çalışma, bir irşat hareketi olamadık. Diğerlerini hocası ayrı, irşat grubu ayrı. Tek tek evlere gidiyorlar, çalışmalar yürütüyorlar. Biz bir türlü bu klasik sistemden çıkaramadık. Bu çalışma gençlerle, kadınlarla olur. O anlamda eleman da yok. Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu yönetiminde henüz bir kadın dahi yok.
Ayrıca federasyon olarak bir kadın çalışmamızda yok. Bir hareketin eğer kadın ayağı yoksa o zaman ilerlemesi de olmaz. Önümüzdeki kongrede tespit ettiğimiz bazı kadın din alimi arkadaşları yönetime girmeye teşvik etmeyi düşünüyoruz.
Geçen yıl bir kadın ve gençlik konferansı yapmak istedik. İkisini de beceremedik. Komisyon da kuruldu ancak yine de yapamadık. Çünkü gençler bizim değil. Biraz dini bilgisi olan bir genci biz yetiştirmemişiz. Başkaları yetiştirmiş, biz el attığımızda fazla başarılı olamıyoruz. Ama şimdi 2 yıldan beri gençler ve kadın çalışmasına ağırlık verdik. Diyebilirim ki bütün camilerimize gençler geliyor ve hem din dersi hem de Kürdistan tarihi ve Kürtçe dil kurslarına katılıyorlar. Yine son kongrelerini yapan camilerimizde (Hagen, Wuppertal vb.) kadın arkadaşlar yönetime girdiler. Çünkü biz biliyoruz, kadının olmadığı yerde başarı da olmaz.
Sayın Kurtay, Rojava devriminden sonra orada El Nusra, El Kaide ve farklı Selefist gruplar gibi çete grupları çıktı. Bunlar din adına Kürt halkına, sivil insanlara saldırıyorlar. Federasyonunuzun bu konudaki düşünceleri neler?
Rojava’daki o çetelerin damarı Asrı Saadet dönemindeki çetelerin damarıdır. Suudi Arabistan, Libya, Katar, Tunus gibi ülkelerden gelip Rojava’da savaşanlar, İslamiyet’i katletme, yok etme hareketleridir. Biz halkımızı özellikle gençlerimizi uyarıyoruz, bu çeteler İslam’dan uzaktırlar. Yanlış yoldadırlar, bunlara kanmayın.
İslamla alakası olmayan katiller
Biz mazlum Kürt milleti olarak kendi vatanımızı, topraklarımızı savunuyoruz. Onun için bu çetelere karşı birlik olmalıyız. Bu çeteler, zulümkardır, insanlıkla, İslam’la alakaları olmayan katillerdir.
İslam’ın özü şefkat ve rahmettir. Oysa bugün Rojava’da olan çeteler Kur’an’ın yasakladığı ne kadar zulüm, fitne fesat varsa onları uyguluyorlar. Dinler tarihine baktığımızda bütün dinler, mazlumdan, barıştan, adaletten yanadırlar. Ve bu dinlerin hiçbiri de iktidar olmadı. Mesela Hz. Musa, Firavun zulmüne karşı çıktı. Hz. İsa Roma İmparatorluğu’nun zulmüne karşı çıktı. Hz. Muhammed de Arap cahilliğine karşı çıktı. Allah tarafından indirilen bir din, şu an yeryüzün de yok. Çünkü bir indirilen din var, bir de uydurulan din var. Rojava’daki çeteler de kendilerine bir din uydurdular. Din dışıdırlar. Örneğin Medine Antlaşması’nda Yahudiler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve ateistler var. Bu antlaşma İslam’ın ilk anayasasıdır. Bu anayasanın ilk maddesinde, “bütün halkların hakkı korunacak, herkes herkese itaat edecek, saygı gösterecek, kimse kimsenin malına, mülküne, namusuna tecavüz edilmeyecek. Eğer bir suç işlenmişse, halk cezasını verecek. Dışa karşı bir savaş olursa birlikte savaşılacak” deniliyor.
Böyle kardeşçe bir antlaşma. Kur’an-ı Kerim’de diyor ki; “Dinde zorlama yoktur.” Peygamber efendimiz cihada gidildiğinde “kesinllikle başkalarının malına mülküne, namusuna el uzatmayın” diyor. Ama Rojava’daki bu çetelerin bunlarla hiç alakası yok. Bir kız çocuğu sadece Facebook’a girdi diye boğazına kadar toprağa gömüyorlar ve taşlayarak öldürüyorlar. Bu dinin neresinde var? Bunlar kafiroğlu kafirdirler. Bunlara karşı mücadele edilmeli ve ortadan kaldırmalıdır.
Bu çeteler yalnız Rojava’da değil Avrupa’daki gençlere özellikle de Kürt gençlerine el attı ve onları Rojava’ya savaşmaya gönderiyorlar. Federasyonunuz bunlara karşı neler yapıyor?
Bizim zaten gençleri camilerimize çekmemiz o amaçlıdır. Şimdi şöyle bir durumdayız: ‘Bir yangın var, kurtarabildiğimizi kurtaralım.’ Bir kısım gençlerimizi yangından kurtarmak için buraya getirmeye çalışıyoruz. Şu anda bazı camilerimize gençler geliyor, eğitim görüyorlar. Ama bu yeterli değil. Bir de bu sadece İslami Hareket’in işi değil.
Bütün kurumlar duyarlı olmalı
Bu gençlerimizi çetelerden kurtarmak için sadece biz değil Avrupa’daki bütün Kürt kurumları birlikte mücadele etmeli, özellikle de aileler bu konuda çok duyarlı olmalıdırlar. Bunun önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Aileler çocuklarını Kur’an kursuna gönderiyor ancak çocukların orada beyinleri yıkanıyor, kendi halkına karşı savaştırılmak üzere yetiştiriliyor. Aileler çocuklarını nereye gönderdiklerini bilmeli.
İkinci bir noktada bizim imkanlarımızın diğerlerine karşı sınırlı olmasıdır. Biz devletten yardım almıyoruz. Gençlerimize eğitim verecek kadrolarımız az. Almanya Kürt Enstitüsü ile birlikte bir proje geliştiriyoruz ancak bu yeterli olmuyor. Bir örnek verecek olursam bizim hemen yanımızda bir Türk camisi var. Onların her türlü imkanı var. Yurtları var. Gençler yatılı olarak da kalabiliyorlar. Üniversite hazırlıkları için yardımlar alabiliyorlar. Onların hocalarına devlet maaş veriyor, bizim öyle bir imkanımız yok.
İslamiyet’in 1400 yıllık kaybı
Demokratik İslam panelleri serisi devam ediyor? Biraz bu panellerden bahseder misiniz?
1400 seneden beri İslamiyet’in pratikte, adalet, eşitlik, özgürlük anlamında kayıp ve mahkum olduğunu görüyoruz. Oysa İslamiyet apaçık delilleriyle, ayetiyle, hadisiyle, adalet, eşitlik, rahmet, şefkat, yardım ve özgürlük dinidir. Ama bugün bakıyoruz bunların hepsi tersine çevrilmiş durumda. Ortadoğu’da İslam’ın bu erdemleri, rejimlerin elinde bir saltanat haline dönüştürülmüş. Özellikle Kürt halkına karşı bu saltanatlar -İslam adına- zulmü, katliamı, köleliği dayatmaktalar. Kürtler Ortadoğu’da imha ve yok olmanın hedefi olmuşlardır. Artık İslamiyet adına saltanat sürenlere, zulüm katliam yapanlara ‘yeter’ diyoruz. Onların uyguladığını iddia ettikleri ne asrı saadet İslamı, ne insanlık İslamı, ne de birlik ve kardeşlik İslamıdır.
‘Medine Sözleşmesi’ni ortaya çıkarmak istiyoruz’
Biz halkımıza da bütün İslam dünyasına da bu konferanslar ve paneller aracılığı ile hem İslam’ın barışçıl özünü anlatmayı hem de İslam adına sahtekar ve zulümkar uygulamaları ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Çünkü gök ve yeryüzünün arasında ne varsa Allah’ındır ve bu varlık insana emanet edilmiştir. İnsan bu emaneti Allah’ın mesaj ve iletisine göre yerine getirmek zorundadır.
Paneller serisi nasıl gidiyor?
Sayı olarak beklediğimiz oranda olmasa da panelleri düzenlediğimiz şehirlerde iyi geçti. Halkımız da memnun kaldı. Biz bu panellerde İslam’ın özü olan, eşitlikçi, adaletçi Medine Sözleşmesi’ni tekrardan insanlara, Müslümanlara anlatmak, ortaya çıkarmak istiyoruz.
Nedir Medine Sözleşmesi?
İslamiyet’in ilk çıkışıdır Medine sözleşmesi. Ancak İslam adına hareket edenlerce hasıraltı edilmiş bir antlaşmadır. Müslümanların çoğunluğu daha düne kadar Medine Antlaşması‘ndan bihaberdi. Bu sahte dinciler veya kendine göre din uyduran kesimler onu saklamışlardı.
Hatta işte “Bir Êzîdî’yi öldüren ya da bilmem şunu öldüren cennete gider” gibi şeyler uydurdular. Oysa Peygamber, Medine’de Yahudiyle, Hıristiyanıyla, Budistle kardeşçe yaşamış ve demiş ki, “Hiç kimse kimsenin malına, ırzına, dinine tecavüz etmeyecek.”
Ama bu hasıraltı edilmiştir. İlginç olansa 1800’lerde Medine Vesikası’nı ya da sözleşmesini Batı bilim çevrelerine tanıtan Alman oryantalist Wellhausen olmuştur. Sonra Afganistan’da Hamidullah adında bir din alimi İslam alemine yayıyor ve “İşte Medine’de böyle bir antlaşma olmuş” diyor.
Bu sahte dindarlar, kendine dini uyduranlara, dini çıkarlarına alet edenlere, siyasallaştıranlara karşı Medine Antlaşması’nda bütün halkların dinleriyle ve mezhepleriyle ve bütün renkleriyle vardır. Dolayısıyla Kürt halkının da diğer ezilen halkların da, emekçinin, işçinin, köylünün hakkı vardır. Ama bu totaliter iktidarcıların işine gelmediği için bunu hasırlaltı etmişler şu anda da devam ediyorlar. Biz CİK olarak bunu ortaya çıkarmak istiyoruz.
Günümüzde Medine Sözleşmesi’ni ilk olarak dillendiren Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan oldu. O gündeme getirdi. Şimdiye kadar kimse Medeni Sözleşmesi’yle ilgili olmuyordu. Biz de panellerimiz ve konferanslarımızda Medeni Sözleşmesi’ni anlatıyoruz.
Sayın Kurtay, son olarak ‘Avrupa Demokratik İslam Konferansı’nın içeriği nasıl olacak?
Avrupa’nın değişik ülkelerinde gerçekleştirdiğimiz ve halen devam eden panellerin finali, “Avrupa Demokratik İslam Konferansı” olacak.
24-25 Mayıs 2014 tarihlerinde iki gün olarak Almanya’nın Hagen kentinde gerçekleştirilecek. Konferansa çeşitli halklardan din adamları ve alimler davet edildi. Bunlar arasında İhsan Eliaçık, Hüda Kaya, Ayhan Bilgen ve bizim cemaatin melleleri katılacaklar. Arap ve diğer halklardanda alim insanlar olacak. Konferansın sonunda bir deklarasyon yayınlanacak.
Gerçek İslam’ın ne olduğu, gerçek İslam’da halklara, azınlıklara, gayrimüslümlere ne gibi haklar olduğu ve bu sahte İslamcıların maskesini düşürecek bir sonuç bildirgesi ile ilan edilecek.
MURAT ALPAVUT/HAGEN