Rus petrollerinin dörtte üçü Kafkaslar'daydı. Hitler'in yeni hedefi burasıydı. Rusya için Fransa'yı mağlup eden Altıncı Ordu'yu hazırlamıştı. Plan şöyleydi: Sovyet orduları Don kıyısında kuşatılıp yok edilecek. Sonra Stalingrad'a doğru harekete geçilecekti.
Aslında Friedrich von Paulus komutası altındaki Altıncı Ordu saldırıya geç başladı. İlk başlarda Ruslar pek direniş gösteremediler. Ancak Almanlar ne kadar uzağa ilerlerse ilerlesinler, Kızıl Ordu her zaman ellerinden kurtuluyordu.
O sıralarda Alman askerlerinden biri olan Wilhelm Hoffman günlük tutuyordu. Savaşın kısa bir süre içinde biteceğini düşünmüştü. Tuttuğu günlükte, "Belki Noel'e kadar evde oluruz" diye yazmıştı.
Ruslar baharda bir milyonluk birliklerinin çeyreğini kaybetmişti. Artık saha muharebelerini göze alamazlardı. Bu yüzden geri çekilmeye devam ettiler. Rus komutanlara göre bu ustaca planlanmış bir geri çekilmeydi. Hitler'e göre ise ezici bir zafer.
İki hafta süren saldırıdan sonra Alman ordusu güneye kaymıştı. Temmuz'un sonunda Alman birlikleri Kafkasya'nın kilit noktası Rostov'a girdi. Hitler artık petrol sahalarına doğru ilerliyordu. Ağustos'ta Naziler Stalingrad'ın kuzeyi Volga'ya ulaştı. Nehir trafiğini kesti ve karşı kıyıları ateş altına aldı. Artık şehrin ele geçeceğine kesin gözüyle bakan Hitler, "Stalin'i yedim" diyecekti.
Tüm binalar böyleyse...
Stalingrad, Volga'ya bakan yüksek yarlar üzerine kurulmuştu ve batı kıyısı boyunca 25 km uzanıyordu. Bütün bir şehir derin vadilerle oyulmuş dağlık bir zeminde uzanıyordu. Stalin şehri savunmaya kararlıydı. Askerlerin ölü bir şehirden ziyade canlı bir şehri daha iyi savunacağını düşündüğü için sivilleri kentten tahliye etmemeye karar verdi. Sonra radyodan şehre şöyle seslenmişti: "Her sokağa barikatlar kuralım; her mahalleyi, her binayı her evi zaptedilemez kalelere dönüştürelim…"
Almanlar 23 Ağustos'tan itibaren yüzlerce uçakla şehre saldırdı. Stalingrad hava saldırılarına boyun eğmemişti ama kent yerle bir olmuştu. Ancak o paramparça olan binaların hepsi birer kaleye dönüşecekti....
11 Eylül tarihinde Wilhelm Hoffman günlüğüne şöyle yazmıştı: "Taburumuz ağır kayıplar veriyor. Onuncu günün sonunda 40 kadar Rus askerin ölüsünü bulduk. Stalingrad'daki tüm binalar böyle ise o zaman hiçbirimiz bir daha Almanya'ya dönemeyiz."
Berlin kara kara düşünmeye başlamıştı. Genelkurmay Başkanı General Franz Halder kış yaklaştığından dolayı ilerleyişe devam etmek gibi bir sorumluluğu almayı reddetti. Bunun üzerine Hitler, Halder'i görevden aldı.
Stalingrad'da Altıncı Ordu'nun komutanı da oldukça düşünceliydi. Friedrich Paulus'ın birlikleri bombalanmış şehirlerde göğüs göğüse savaşmaya alışık değildi.
Onları hiç görmüyoruz
26 Eylül'de Hoffman günlüğünde Alman ordusunun huzursuzluğunu, "Onları hiç görmüyoruz. Evlerin ve kilerlerin içine yerleşmişlerdi. Her yönden ateş ediyorlar. Gerilla taktiği uyguluyorlar" sözleriyle durumu özetliyordu.
Hitler'in yeni genelkurmay başkanı Kurt Zeitzler ise durumu uzun uzadıya düşündü ve Hitler'e şöyle dedi: "Durumu düzeltmek için derhal adım atılmazsa bir felaket yaşanabilir." Hitler, "Çok kötümsersin, Zeitzler" diye yanıtladı ve ekledi: "Daha önce bundan çok daha kötülerini gördük ve hayatta kaldık. Mevcut zorlukların da üstesinden geleceğiz."
Almanlar artık haftada 20 bin asker kaybediyordu. Üstelik Almanların yanında Romenler, Macarlar, Hırvatlar ve İtalyanlar olmasına rağmen... Ekim'de Almanlar Volga'ya doğru tekrar saldırdılar. Hedefleri tüm nehir kıyısını ele geçirip, Rusların lojistik hattını kesmekti. Ama bunu başaramadılar. Almanlar için durum içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.
Geceleri dehşetti
Wilhelm Hoffman, "Korkunç bir Rus kışını daha savaşarak mı geçirmek zorunda kalacağız? Stalingrad artık bir şehir değil. Gündüzleri büyük bir alev bulutu, kör eden bir duman. Geceleri dehşetti..." sözleriyle yaklaşan kışa dikkat çekecekti.
Savaş devam etti. Ruslar, birliklerini vapurla Volga ve Don nehirlerinin karşı kıyılarına geçirdiler ve Alman askerlerini yazdan beri ellerinde tuttukları köprü başlarına sıkıştırdılar.
Ruslar siper kazdılar ve beklemeye koyuldular. Almanlar şehrin onda dokuzunu ellerinde tutuyorlardı.
8 Kasım'da Hitler akşam yemeğinden sonra Münih'te bir konuşma yaptı: "Orada Stalin'in adını taşıyan şehri ele geçirdik. Direnen birkaç düşman mevzisi dışında. Zamanın hiç önemi yok."
Ama gerçek hiç öyle değildi ve zaman Almanların aleyhine işliyordu. Hitler'in konuşmasından önce Rus kışı başlamıştı bile. Çok yakında sıcaklık sıfırın altında 30, 40 hatta 50 derece olacaktı. Teçhizatlar, insanlar, şehir, her şey donacaktı.
10 Kasım'da Paulus, Stalingrad'dan çekilmek için Hitler'den izin istedi. Hitler bu talebi şiddetle reddederek, saldırıya devam etmesini söyledi.
19 Kasım'da Ruslar yeni bir saldırı dalgası başlattı. Saldırının başlamasının üzerinden daha dört gün geçmişti ki iki Rus ordusu birleşti. Ruslar, 75 bin Alman askerini tuzağa düşürdüklerini sandılar. Aslında 250 bin kişinin bağlantısı kesilmişti. Artık Alman ordusu zor durumdaydı. Yakıt, cephane ve yiyecek bekliyorlardı. Ama o yardım hiçbir zaman gelmeyecekti...
'Çöküş kaçınılmaz'
Noel günü Radyo Moskova, Stalingrad'dan Almanlara yayın yaptı: "Her yedi saniyede Rusya'da bir Alman askeri ölüyor. Stalingrad bir toplu mezar."
8 Ocak'ta Ruslar teslimiyet şartlarını önerdiler: "Sıcak yer, tıbbi bakım ve yiyecek." Hitler reddetti.
10 Ocak'ta Ruslar nihai saldırıyı başlattı. 24 Ocak'ta Alman General Friedrich Paulus, "Birliklerin cephanesi ve yemeği kalmadı. Etkili bir komuta artık mümkün değil. Çöküş kaçınılmaz. Ordu, kalan birliklerin hayatlarını kurtarmak üzere teslimiyet için izin istiyor" sözleriyle Hitler'i bilgilendirdi. Hitler ise "Asla teslim olmayacaksınız" dedi. Ama Almanlar çoktan teslim olmaya başlamıştı bile. Hitler, Paulus'tan kendini vurmasını istemişti.
Stalingrad Almanlar için öyle sıradan bir yenilgi değildi. Tam bir felaketti. 199 gün süren savaşta Almanlar bir milyon askerini kaybetti. Stalingrad direnişi Nazi faşizminin yenilgisiyle sonuçlansa da Ruslar'da bu savaşta 1 milyonu aşkın insanını kaybetti.
Romen, İtalyan ve Macar orduları yok edilmişti. Rusya'daki Almanlar'dan sadece 6 bini evlerine dönebilecekti.
Hoffman savaşın bitişini günlüğüne şöyle kaydedecekti: "Stalingrad artık Almanların toplu mezarı…"
Ve her şey sona erdiğinde Hitler'in ağzından şu sözler dökülür: "Yaşam nedir? Yaşam ulustur. Ne de olsa insanlar ölür. İnsan yaşamının ötesinde ulus vardır."