Urfa, 1979 yaz ayları... Baskı, kitlesel tutuklama ve gözaltıların rutinleştiği bir sırada PKK Yürütme Komitesi, ülke içindeki son toplantısı için bir araya geliyordu.
PKK lideri Abdullah Öcalan, Kürdistan'da artık kalma koşullarının kalmadığı, hareketin Ortadoğu'ya çıkması gerektiği düşüncesindeydi. Bu görüşünü komite üyeleriyle de paylaştı.
O zamana kadar PKK'nin yurt dışında hiçbir ilişkisi yoktu. Filistin'deki örgütlerle de o güne kadar hiç teması olmamıştı. Hareketin tasfiye olmaması için Suriye'ye çıkmak dışında fazla bir seçenek kalmamıştı.
Peki bu nasıl olacaktı?
İşte o zaman Öcalan, Urfa'daki toplantıda, "Ethem arkadaşın Kobanê'de akrabaları var, oraya gidebiliriz. Ancak bizi kabul ederler mi? O aileye dayanarak Filistin’e ulaşabilir miyiz, imkan yaratabilir miyiz?" sorularını peşi sıra sordu.
Her şeye rağmen risk alınacaktı. Toplantıda hareketin Ortadoğu'ya çıkması kararlaştırıldı. Bu karardan yalnızca 3 kişinin haberi vardı.
Temmuz 1979...
PKK lideri Abdullah Öcalan, Ethem Akcan ile birlikte yola çıktı. Ethem Suruçluydu. Sınırı, geçiş noktalarını iyi biliyordu. Kaçakçıları tanıyordu. Büyük zorluklar sonucu Kobanê'ye ulaşıldı.
O günleri Cemil Bayık, "Artık içerdeki gücümüz ezilse de, Önder Apo'nun yeni bir PKK yaratacağına inandığımız için rahatlamıştık" sözleriyle anlatacaktı.
Öcalan, Kobanê'de Ethem Akcan'ın akrabalarının evinde bir müddet kaldı. Gelir gelmez Filistinlilerle ilişki de geliştirdi. Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi'nin kimliği ile önce Şam'a ardından Lübnan'a geçti.
Filistinliler, Öcalan'ı tanımıyordu, ciddiye almadılar. Keza kurumsal bir ilişki üzerinden de ulaşmamıştı. Kuzey Kürdistan'daki kadrolarını Lübnan'da eğitmek istediğini söylediğinde de önce kabul etmediler. Ancak uzun tartışmalar sonucu talep kabul edilebildi. Fakat kadroların sınırdan geçişine hiçbir yardımda bulunmayacaklardı.
Suriye'nin Müslüman Kardeşler ile yaşadığı çatışmalar nedeniyle o yıllarda sınırda sıkı güvenlik önlemleri alınmıştı. Öcalan, bir kez daha Kobanê'ye giderek, PKK kadrolarının Suriye'ye geçişini örgütlemeye başladı.
Talimat uygulanabilseydi...
Önce küçük bir grup Filistin'e aktarıldı. Grup Bekaa'ya ulaştıktan sonra Öcalan, ülke içine yeni bir talimat daha gönderdi. Bu kez 250 militanın daha gelmesini istedi ancak bu gerçekleşemedi.
O sırada Siverek'te devlet yanlısı aşiretlerle yaşanan çatışmaları ele almak ve yeni düzenlemeler için ülke içinde toplantı yapılacaktı. Toplantı yolunda Mazlum Doğan, toplantının hemen ardından ise Hayri Durmuş yakalanmıştı. Mazlum ve Hayri'nin yakalanması, PKK için büyük bir darbeydi.
Aslında Öcalan'ın "Merkez Komite üyeleri başta olmak üzere 250 kişi hemen gelsin" talimatı yerine getirilmiş olsaydı, PKK'nin hiçbir öncü kadrosu yakalanmayacaktı.
Yurt dışına çıkan kadrolar, Bekaa Vadisi'ndeki Helwe Kampı'na yerleşir. Burada Filistinlilerle birlikte 3 yıl boyunca askeri eğitim görürler. (Sonraki yıllarda bu kamp, Mahsum Korkmaz Akademisi ismini alacaktı.)
Helwe Kampı'nda askeri ve siyasi eğitim gören PKK kadroları, bu süreçte Rojava ve Lübnan'daki Kürtlerle ilişki geliştirmeye, Rojava kentlerinde halk içinde örgütlenme çalışmaları yapmaya başlar.
Öcalan ise hazırladığı bir grubu Kuzey Kürdistan'a göndermek için çalışmalara başlar. Bu grubun başında ise PKK'nin efsanevi militanlarından Kemal Pir vardır. Aralarında Mahsum Korkmaz'ın da olduğu bu grup, Siverek'te yaşanan deneyimden çıkıp artık gerilla savaşına başlayacaktır.
Kemal Pir'in başında olduğu gerilla birliği ülkeye gönderilir. Lübnan'dan gelen bu kadrolar, hem savaşı başlatmak hem de hareketi yeniden toparlamakla görevlidir. Grubun bir kısmı Kuzey Kürdistan'a ulaşır ancak Kemal Pir’in de içinde olduğu grup yakalanır. Mahsum Korkmaz yaralı olarak kurtulur.
Bu olayın hemen ardından 12 Eylül darbesi patlak verir. Zaten PKK'nin birçok kadro ve sempatizanı, 12 Eylül darbesinden önceden yakalanmıştır. Dışarıda kalan az sayıda kadro ise Ortadoğu'ya çıkma fırsatı bulmuştur.
Darbeden sonra PKK, artık Ortadoğu'ya iyice yerleşmişti. 2. Kongre hazırlıkları başlamıştı. Fakat kongrenin başlamasına az bir zaman kala İsrail-Filistin savaşı patlak verdi. Bu süreçte PKK, Filistinlilerle birlikte savaşa girme kararı verdi.
O zamanlar İsrail ile yaşanan savaşta yer alan Cemil Bayık, Filistinlilerle birlikte savaşa girme gerekçesini şöyle açıklıyor: "En zor günlerimizde Filistinlilerin yanına gelmiştik. Bize sağladıkları olanaklara dayanarak kendimizi hazırlamış, ülkeye yönümüzü vermiştik. Böyle bir ortamda Filistinlileri yüzüstü bırakamazdık. Orada olduğumuz müddetçe Filistinlilerle birlikte yaşamayı ve savaşmayı esas almıştık. Halkımıza karşı görevlerimiz ve Filistin halkına karşı duyduğumuz sorumluluk bunu gerektiriyordu."
***
PKK, Filistinlilerle birlikte İsrail'e karşı savaşa girer. Birçok önder kadrosu ve binlerce sempatizanı zindanlarda olan PKK'nin savaşa katılması demek, büyük bir risk demektir. Ama Öcalan, "Ne pahasına olursa olsun Filistin halkının yanında olmamız lazım" diyecektir.
Filistin halkıyla birlikte sonuna kadar savaşıldı. Bu savaşta PKK'nin 12 militanı hayatını kaybetti, 15 savaşçısı da esir düştü. Beyrut kuşatmasında en büyük direnişi PKK militanları verdi. Çatışmalar sonucu esir düşen PKK'liler, yapılan anlaşma gereği serbest bırakıldı.
Ülkeye dönüş başlıyor
İsrail ile yaşanan savaşta PKK'nin gösterdiği direniş, o yıllarda, başta Filistinliler olmak üzere Ortadoğu'da bulunan bütün devrimci örgütlerin takdirini kazanmıştı.
İşte bu koşullarda PKK, ikinci kongresini yaptı, Kuzey Kürdistan'a yeniden dönüş kararı alındı. Adıyaman'dan Botan'a kadar her bölge için silahlı propaganda birlikleri hazırlandı. Artık gerilla savaşı, Botan'da başlatılacaktı.