• Arapların siyasi gücü, sloganların ötesinde çok daha karmaşık bir ülke tablosunu ortaya koyuyor. Koalisyon masası açısından da önemli sonuçlar doğuracak tercihler gündemde.

Zvika KLEIN*-Çeviri: Yeni Özgür Politika

İsrail’in Arap vatandaşları, yurt dışında çoğu zaman başkalarının tezlerini kanıtlamak için gündeme getiriliyor. Kendi siyasi tartışmalarına ise daha az yer veriliyor. Kimi zaman İsrail demokrasisinin kanıtı olarak gösteriliyor, kimi zamansa maruz kaldıkları ayrımcılık üzerinden tanımlanıyorlar. Bu sırada kendi partileri nüfuzlarını nasıl kullanacaklarını, hangi talepleri öne süreceklerini ve destekçilerinin ne ölçüde uzlaşmayı kabul edeceğini tartışıyor.

Bu tercihlerden bazıları İsrail tarihini şimdiden değiştirdi. Ra’am, 2021’de kurulan Bennett-Lapid koalisyonuna katılarak başlangıçta İsrail sağından bir başbakanın yönettiği hükümetin ayakta kalmasına yardımcı oldu. Bu seçim de Arap partilerini koalisyon görüşmelerinin merkezine taşıyabilir.

İsrail’in 120 sandalyeli parlamentosunda, yani Knesset’te, koalisyonun çoğunluğu elde etmesi için 61 sandalyeye ihtiyacı var. Bir Arap vatandaşının oyu da bu hesabı, bir Yahudi vatandaşının oyu kadar etkiliyor. Hükümetler bu oylara dayanarak kurulabilir; parlamentodaki desteklerini kaybettiklerinde ise düşebilirler.

'Apartheid' kavramı, seçim gecesi atılan sloganların izin verdiğinden daha dikkatli kullanılmalı. Uluslararası Af Örgütü’nün suçlaması yalnızca işgal altındaki toprakları değil, İsrail’in kendisini de kapsıyor; örgütün raporu, Arapların parlamentoda temsil edildiğini de kabul ediyor, ancak Arap vatandaşların seçme ve seçilme haklarına sahip olması, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin durumunu açıklamaya yetmiyor. Onların hukuki ve siyasi koşulları farklı. Siyasi sisteme katılım, İsrail sınırları içindeki ayrımcılığı da ortadan kaldırmıyor.  Bu meselelerin her biri kendi koşulları içinde incelenmeli. İsrail’in Arap vatandaşlarının parti kurduğu, seçimlerde sandalye kazandığı ve ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin müzakerelere katıldığı demokratik gerçeklik de aynı titizlikle ele alınmalı.

Arap partileri arasındaki farklılıklar önemli. Abbas, Ra’am’ın hükümete katılmasını istiyor. Hadash, Ta’al ve Balad’dan oluşan Ortak Liste ise Netanyahu’nun yerine kurulacak bir hükümete dışarıdan destek vermek üzere müzakereye açık olduğunu belirtiyor. Listenin lideri Yousef Jabareen, suçla mücadele için bütçesi ayrılmış ve denetlenen bir plan talep ederken savaş ve yerleşim birimlerinin bütçeleri dâhil ulusal meselelerde kırmızı çizgiler belirliyor. İş birliğinin bu görüş ayrılıklarına rağmen sürdürülebilmesi gerekecek. Bir başbakanı değiştirme konusundaki ortak çıkar, sonrasında ne yapılacağı sorusunu yanıtlamaya yetmiyor.

Ra’am, bir başka dikkat çekici adım atarak eski Yesh Atid milletvekili ve İsrail’in ulusal düzeyde ağır suçlarla mücadele biriminin eski başkanı olan Yahudi siyasetçi Yoav Segalovitz’i partiye kattı. İslamcı-muhafazakâr köklere sahip bir partiye geçmesi, polislik, siyasi ortaklık ve kimlik meselelerini aynı tartışmanın içine taşıyor. Seçmenler bu tercihi bir fırsat, bir hata ya da uzun sürmeyecek bir düzenleme olarak görebilir. Kararı verecek olanlar onlar.

Yahudi partileri arasında da benzer ölçüde önemli görüş ayrılıkları var. Keshet Neev ile Eylül ayında Eisenkot’la yaptığımız röportajda Eisenkot, siyasi ortaklık için koşullarını sıraladı ve bu ilkelerin hiçbir Arap partisi tarafından karşılandığını düşünmediğini söyledi. Reuters’ın aktardığına göre, Ekim'de katıldığı bir podcast yayınında da herhangi bir Arap partisiyle ittifak kurmayacağını açıkladı.

Bunlar, hükümetin sorumluluklarına ilişkin sorular. 7 Ekim’in ardından HAMAS konusundaki görüş ayrılığı, doğrudan ulusal güvenliği ve vatandaşların kendi adlarına karar verenlere duyduğu güveni ilgilendiriyor. Yönetimde söz sahibi olmak isteyen Arap liderler, tıpkı olası ortakları gibi, tutumlarının ve siyasi sicillerinin yakından incelenmesini beklemeli. Önerileri, daha baştan kabul edilmeleri gerektiği varsayılmadan ciddiyetle değerlendirilmelidir.

2021’de Ra’am’ın da yer aldığı hükümete liderlik eden Naftali Bennett, bugün aynı düzenlemenin tekrarlanmasına karşı çıkıyor. İtirazını parti üyelerinin etnik kimliğine değil, partinin Siyonist olmayan niteliğine dayandırıyor. Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Ra’am’ın koalisyona katılmasını destekliyor. Her iki tutum da kurulabilecek hükümetin niteliği ve gerektireceği uzlaşmalar bakımından sonuçlar doğuruyor. Bu tutumların hiçbiri yalnızca sandalye sayılarına bakılarak anlaşılamaz.

Arap listelerinden herhangi birinin belirli bir hükümette yer alıp almaması; uygulanabilir bir anlaşmaya, izlenecek politikalara ve ortakların sürdürebileceği güven ilişkisine bağlıdır. Bir partiyle koalisyon ortaklığını reddetmek, tek başına ırkçılık kanıtı değildir. Aynı şekilde, bir Arap vatandaşının siyasi meşruiyeti de Yahudi çoğunluğun kabul edilebilir bulduğu bir partiyi seçmesine bağlı olamaz. Özellikle seçimler bu ayrımları rahatsız edici hâle getirdiğinde, bir demokrasinin söz konusu çizgileri net biçimde koruması gerekir.

Hiçbir lider bütün bir topluluğu temsil etmiyor; bir seçmenin kimliği de sandık başında verdiği kararın ardındaki her şeyi açıklamıyor.

Seçim gecesi gözler, kabine masasının çevresindeki sandalyelere çevrilir. Oysa ülkenin demokratik yaşamı, o masada kendine yer bulamayan herkes için geçerliliğini koruyan ilkelere de bağlıdır.

* Zvika Klein'ın JP'deki yazısı çevrilerek düzenlendi.