Ellerim çenemde seğiren bir gözümü kontrol etmekten vazgeçmiş, karşımda oturan hiç tanımadığım bir adama içimin en mahrem yerine değen, kendime bile anlatmadığım, bende saklı olduğunu ancak anlattığım o anda fark ettiğim şeyleri ifşa ediyorum. Yüzündeki kayıtsızlık beni etkilemiyor. Kabuğundan kurtulmuş ağrılı bir yara açıklığında kanayarak akıyor sözlerim, kanırtarak yaranın kabuğunu daha da derinleştirerek çığlık çığlığadan derin bir nefes alışa varan bir değişkenlikte anlatıyor benden bağımsız bilincim, ruhum, bedenim ve bende olduğunu ancak anlatırken fark ettiğim kendimden gizlediğim başka yerlerim. "Kadın karakterlerin daha güçlü erkek karakterlerinden" diyor yüzündeki kayıtsızlığa bulaşmış sözcüklerle. Şaşırıyorum. Ağzımdan çıkan sözcükler ritmini şaşırıyor. Anlattıklarımı, sadece işi gereği dinlediğini düşündüğüm adamın, hikayelerimdeki karakterlere bu kadar vakıf olması şaşırtıyor beni.

Beni anlamadan dinleyen birine anlatıyor olmanın rahatlığı dağılıyor, sözcüklerim birkaç kez çıktıkları hazneye geri dönerek değişime uğrayarak çıkabiliyor ağzımdan. Hikayelerimdeki karakterleri tanıyan birine konuşuyor olmanın huzursuzluğu çöküyor üstüme. Aynı kayıtsız ses tonuyla devam ediyor konuşmasına, benim duraksamış olmamı da fırsat bilerek. "Ana karakterler erkek, ama kadın karakterlerin çok daha güçlü, çok daha sahici. Erkek karakterlerde hep bir yapaylık, derinliksizlik var" diyor. "Erkek karakterler benim" diyorum, "kendimi anlatıyorum hikayelerimdeki erkek karakterlerde." Duraksamadan devam ediyor. Yani hikayelerinde de kendinden, kendinle yüzleşmekten kaçmaya devam ediyorsun tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Kendimin bu kadar olduğumu, daha derinleştirecek bir yerimin bulunmadığını izah etmeye kalkışacakken saatine bakıyor, sürenin dolduğunu söylüyor. Bir daha asla gelmeyeceğime dair içimde kendimle kavilleşirken, bir hafta sonra yine aynı saatte gelmemi söylüyor yarı buyurgan bir sesle.  
Dışarı atıyorum kendimi. İçimde, yabancı bir adamın beni çözmüş olmasının huzursuzluğuyla. Aslında yabancı olmasından ziyade bir adamın beni çözmüş olmasının verdiği bir huzursuzluk bu. Erkek bir psikiyatrist istemiyorum demiştim ilk gittiğimde. Sonra bu duvar soğukluğunda adamla karşılaşınca, anlattıklarıma hiç tepki vermeyince rahatlamış, haftalarca anlatmıştım içimdekileri. Daha doğrusu hikayelerimi anlatmıştım. Her haftaki seansımda bir başka hikayemi anlatıyordum. Bazen anlattığım hikaye o anda aklıma gelen, o anda yazdığım bir hikaye oluyordu. Hiçbir tepki vermiyordu. Beni dinlemediğine, sadece saatinin dolmasını beklediğine o kadar emindim ki tüm mahrem detaylarını vermiştim kadın karakterlerimin. Onların sırlarını bir yabancıyla paylaştığım için onlara ihanet etmiş hissediyordum kendimi. Bunca yıl sözcüklerin en kuytu köşelerinde özenle sakladığım, kimsenin bilmediği, daha doğrusu hiçbir erkeğin değemediği, örseleyemediği, ağrıtamadığı kadın karakterlerimi bir anda bir erkeğin hoyrat duyuşlarına terk edivermiştim. Şimdi onlar beni terk ederse ne yapardım ben. Çekip giderlerse yavan, ıpıssız kalırdı hikayelerim.
Sonra çekip gittiler bir bir, hiçbir şey demeden. Susarak. Derimin altındaki ete, etimin altındaki kemiğe, kemiğimin içindeki iliğe kadar işleyen bir yalnızlığa beni terk ederek. Her gidiş içimde ıssız bir sızı, ağrılı bir ağrılık, loş bir boşluk bırakarak… İçimdeki boşluk o kadar çok ağrıdı ki, içimdeki ağrı o kadar çok boşluk çoğalttı ki bir süre sonra kurmacamla gerçeğimi birbirine karıştırdım. "Sanırım yazdıklarımı yaşıyorum" dedim doktora. "Ya da yaşadıklarımı ben yazıyorum" dedim. "Bunu kimse bilemez" dedi doktor. "Kimi zaman yaşadıklarını yazar insan, kimi zaman da yazdıklarını yaşar."
Gerçekten yaşamış mıydım ben o kadınları? Var olmuşlar mıydı hayatımda beni o kadar sağaltarak. Ben var oluş muydum onların hayatında erkekliğimin tüm arızalarından azade, hoyratlığın kırıntısını taşımadan hiçbir duyuşlarına. Yoksa kurmaca mıydı erkekliğimle kadınlar arasında kurduğum riyasızlık. Hikayelerimin kurmacasından geri döndüğümde gerçekliğine hayatın, aynı kurnaz, sığ ve hoyrat erkek mi oluyordum. O zaman sadece hikaye yazmaya boğsam, kurmacaya boğsam hayatımı, gerçekliğimle boğmamak için kadınları.