Enstitü iken kuruma dönüşen TÜİK (İstatistik Kurumu) son işsizlik oranlarını önceki gün açıkladı. Ben diyeyim ana akım siz deyin yandaş çamur medyasında bu haber İsveç merkez bankasının faizi sabit tuttuğu haberinden dahi önemsiz görülmüş olacak ki neredeyse web sayfalarının en görünmez yerlerine saklanmaya çalışıldı. 

Gelelim Kasım 2016 (gerçek zamanlı ya da bir ay gecikmeli bile veri ölçemeyen bir kurum var ortada) "resmi” işsizlik oranlarına; bir önceki aya göre yüzde 1,6 artan işsizlik yüzde 12,1 yükseldi. Sadece bir ayda işsiz sayısı 590 bin (yanlış okumuyorsunuz beş yüz doksan bin) kişi yükselerek 3 milyon 176 bin kişiye yükseldi. Bu neredeyse bir yılda işsizlerin sayısının yüzde 20 artması demek. Genç işsizlik oranı (15-24 yaş arası) ise neredeyse yüzde 25. Her daim yoksullukla ilk karşılaşan ve neredeyse yoksulluk illeti ile tek başına mücadele eden kadınların işsizlik oranı ise yüzde 16. Dahası işsizler içindeki kadın oranı yüzde 38’den yüzde 42’ye yükselmiş durumda. 

Tabi bunlar yukarıda da bahsettiğimiz gibi resmi rakamlar. TÜİK, Devlet İstatistik Enstitüsü iken veri ile bu kadar oynamazdı diye hatırlıyorum. Ama kurum olup sıkı sıkıya hükümete bağlı bir "veri işkence merkezi” olduktan sonra ülkeye hakim olan sahtekarlık furyasına TÜİK de katıldı. Sadece işsizlik değil hesapladıkları her veri de bir sahtekarlık, bir çarpıtma var. İtibarsızlıkları o kadar kez ispatlandı ki Uluslararası finans kuruluşları TÜİK verileri ile hiç bir karar almıyor, TÜİK verilerine güvenmiyor. Söz gelimi enflasyon hesaplanmasında bahçe hortumu ve kadın çorabı kullanırken, halkın yangın yerine dönen mutfağından uzak duruyor. Ya da bu yıl değiştirdiği milli gelir hesaplama yöntemi ile daha da zenginleşen bir ülke yalanına ortak olabiliyor. İşsizlik rakamlarında ki manipülasyon da bu şekilde. TÜİK 3 dönem iş bulamayanı ve gündelikli çalışan yani eksik istihdamı işsizden saymıyor ve hemen hesaptan düşüyor. Bu sahtekarlıkları da hesaba katarak diyebiliriz ki işsizlik oranı yüzde 21,5’dir. İşsiz sayısı da 7 milyonu geçmiştir. Ki bu rakamlar İşkur verileri de değil. Her TC vatandaşı aman devlet benden uzak olsun dediği için zorunlu olmadıkça İşkur kayıdı yaptırmıyor. Bu rakamlar örnekleme yolu ile anket yönetimi ile bulunuyor. Türkiye işsizlik oranı sendikaların hesabı ile yüzde 25’den fazladır. En basitinden bir örnek verecek olursak ne eğitimde ne de istihdamda olmayan gençlerin oranı yüzde 24’tür ve TÜİK bu gençleri işsizden saymıyor. TÜİK ve açıkladıkları verilerin güvenilmez olduğuna dair daha bir çok örneği arka arkaya dizebiliriz. 

İşsizlik rakamları 15 şubatta açıklandı ama hükümet ülkeyi getirdiği hali bildiği için son 20 gündür, SSK primlerinin ötelenmesi, işverene destek (bu işsizlik fonunun yağmalanmasıdır) ve vergi indirim paketlerini art arda açıklıyor. İnşaat, "sarayın çılgın projeleri” ve sıcak parayı merkezine alarak büyüyen Türkiye ekonomisi 7 Haziran seçimlerinden beri çökmüş durumda. Bu çöküntüye 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmeyerek, Kürt illerini yıkarak fiilen demokrasiyi rafa kaldıran bir tek adam da eklenince ekonomik kriz kaçınılmaz oldu. 

Şu anda alınan tüm geçici önlemler krizi 16 Nisan referandumu sonrasına kadar ertelemek haricinde hiç bir şey içermiyor. Aldıkları önlemlerin ruhunda sonuç hayır olursa yağma ile yükümüzü doldurup kaçalım hali var. Varlık Fonu buna en güzel örnek. Fona devredilen varlıklar referanduma yakın ve ya hemen sonrasında yok pahasına satılır ise şaşırmamak lazım. Çünkü düzen yağma düzeni karakteristiğine iyice oturdu. 

Türkiye’ye hakim olan bu sahtekarlık, haydut devlet ilkesi sadece ekonomide ve Kürtlere karşı başlattıkları adına çökertme planı dedikleri savaşta değil hemen hemen her alanda kendini gösteriyor. Erdoğan geçenlerde sanki kendi İstanbul Belediye Başkanlığı yapmamış gibi, 23 yıldır kendi ve kendi zihniyetinden olmayanlar İstanbul’u yönetmiyormuş gibi "bu müteahhitler İstanbul’u mahvetti” dedi. Sanki bu ülkeyi 14 yıldır başkası yönetiyormuş gibi yapmayı çok seviyor. İnsanın, verimsiz projeler ve rant transferi ile semirttiği müteahhitlerden havuz hesabı kurup rüşvet toplayan kendi değil de bizdik sanki diyesi geliyor. 

Türkiye ve Kürdistan ekonomisi aynı gemidir ve bu baskıcı dikta yönetimi karaya oturtmuştur. İşte bu minvalde ekonomik kötü gidişat sarayın korkulu rüyası oluyor. Ayrıştırmaya çalıştığı Kürt ve Türk halkları ekonomik çöküş ile beraber olursa rüyası olan başkanlık gerçekleşmeyecektir. Benim aklıma terlikle kovalanan Ortadoğu diktatörleri geliyor ya sizin?