Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da dün yapılan ve yetkililerce "intihar saldırısı" olduğu belirtilen saldırıda tamamı yabancı uyruklu 11 kişi yaşamını yitirdi. Elbette insanlıkla ilgisi olmayan bu saldırıların kınanması ve yine insanlık adına mücadele verilmesi gerekiyor.
Ortadoğu’da Suriye üzerine yoğunlaşan pay kapma savaşı ve bununla bağlantılı yaşanan son gelişmeler dikkate alındığında, İstanbul’daki saldırı birçok yönüyle ele alınması gereken bir olaydır. Suriye, Rojava ve Bakurê Kürdistan’da yaşanan gelişmeler bir araya getirildiğinde bu saldırının da daha iyi anlaşılacağı kanısındayım.
Dikkat edilirse Türkiye devlet ve hükümet yetkilileri bundan öncekilerde olduğu bu saldırının hemen ardından da, düşüncelere değil, duygulara hitap etmeye devam etti. Böylece saldırının esas nedeni ve arkasındaki güçler yine karanlıkta kalmış gibi bir hava yaratılacak, bir süre sonra da unutturulmaya çalışılacak.
Saldırının hemen ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından da Başbakan Davutoğlu DAİŞ’ı işaret etti ve kısa bir sürede de saldırganın kimlik bilgilerini açıkladılar. Yine saldırıdan 74 dakika sonra basına yayın yasağı getirildi.
Madem fail belli, neden yayın yasağı? Daha da önem arz eden soru "Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesiyle ilgili ortada duran bunca bilgi ve belgeye rağmen failler açıklanmazken, İstanbul saldırısının faili bu kadar kısa bir sürede nasıl belirlendi?"
Soruların cevabını, Suriye ve Rojava’daki gelişmeler ile Türkiye ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerinin bölge üzerindeki planlarında aramak gerekiyor.
Türkiye’nin Suriye üzerindeki hesapları ve Ezaz, Cerablus, Minbic ile Bab bölgelerini içine alan tampon bölge oluşturma planları biliniyor. Müttefikleri Suudi Arabistan ve Katar’ın da yine aynı bölge ile İdlıb hesapları var. Ancak uluslararası alanda tutmayan bu planını gerçekleştirmek için, birden çok yola başvurarak, müdahale gerekçesini yaratma peşinde.
Son günlerde Lübnan sınırında yaralı nakli adı altında yapılan çete grupları nakilleri gündemdeki yerine koruyor. Yerel kaynaklar Türkiye’nin de birçok çeteyi Ezaz bölgesinde gönderdiği ve bunların içinde de kendilerine Rojava peşmegerleri diyenlerinde olduğunu belirtiyor. Plan çerçevesinde bu çetelerin El-Nursa, Ehrar El-Şam ve Sultan Murat çete gruplarına katıldıkları, bazı bölgelerin bu gruplara devredileceği, DAİŞ’ın ise buralardan çekileceği basına yansıdı. Bu kapsamda DAİŞ 3 köyden çekildi.
Rojava’nın Derik kentinden Kobanê’ye kadar olan kısmında ise, kimi yerlerde Türk ordusu sınırı geçerek işgal girişiminde bulunurken, Girê Sipî ve Kobanê’de ise 24 Ekim 2015’ten beri yapılan saldırılar devam ediyor. QSD güçlerinin Kobanê’de ilerleyişe karşı ise "Fırat’ın batısına geçme bizim kırmızı çizgimizdir" deyip karşı olduğunu dillendiriyor. Ancak özellikle Tişrin Barajı ve çevresinin QSD güçlerince özgürleştirilmesi, yine Ezaz bölgesinde bazı köylerin QSD’nin denetimine geçmesi Türkiye’yi daha zorlamışa benziyor.
Bakûrê Kürdistan’da giderek derinleşen direnişin de tüm planlarını alt üst ettiğini düşünüyor olacak ki AKP Hükümeti bir yandan insanlık dışı saldırılarını arttırıyor, bir yandan da, tepki gösterenleri vatan haini ilan ediyor.
Hem Suriye ve Rojava’da hem de Bakur’da hesapları bozulan Türkiye’nin yeni yollara başvurduğu ortaya çıkıyor. İçine düştüğü çıkmaztan çıkış yolu olarak da Suriye ve Rojava’ya müdahaleyi görüyor. İstanbul saldırısı da bu kapsamda ele alınabilir. Yoksa Roboskî, Amed, Pirsus ve Tahir Elçi gibi birçok katliamın açığa çıkmasını istemeyen Türkiye, neden İstanbul saldırısını hemen aydınlatmış gibi görünmeye çalışıyor. Oysa Pirsus, Ankara ve son olarak İstanbul saldırısını DAİŞ üstlenmedi. Bu da içinde DAİŞ’ın da olduğu bir planı gösteriyor.
Türkiye-Arap ilişkilerinde uzman olan Lübnanlı akademisyen Mihemed Nûrelldîn de El-Sefîr gazetesi için kaleme aldığı makalesinde İstanbul saldısından hemen sonra saldırganın kimliğinin nasıl açıklandığına dikkat çekerek, Türkiyen’nin bu planla Suriye’ye müdahele etmek istediğine vurgu yapmış.
Suriye’deki 5 yıllık süreçte Türkiye’nin tutmayan planları gibi, bunun da tutmayacağı aşikar, ancak statükoda israr ettiği ve zorlandığı için, kolay vazgeçeceğe de benzemiyor.