
AKP iktidarının hükümete geldiği günden itibaren yol yapımından sonraki en büyük icraatı inşaat oldu. 2013’te Gezi Parkı’na Topçu Kışlası inşa edileceğinin duyulması üzerine başlayan protestolar sonrasında ülkede Batı’da görülen en büyük ayaklanmalardan biri yaşandı. Şimdilerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi deyimiyle “Tarihi eser inşa etme” sevdası yeniden nüksetmişken İstanbul’un çeşitli yerlerinde farklı rant projeleri hayata geçirilmeye başlandı. Bu yeni rant projelerinden biri de; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin halkı bilgilendirmeksizin sessiz sedasız başlamayı planladığı ve Kabataş İskelesine yapılacak olan martı biçimindeki aktarım merkezi. Konu hakkında herhangi bir bilgi henüz meslek odaları ya da kamuoyu ile paylaşılmış değil.
Martı projesi için yapılan imar planı değişikliği, muhalefet partisinin itirazlarına karşın, 13 Mayıs 2016 tarihinde Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nden oy çokluğu ile geçti. Henüz askıya çıkmamış plan değişikliği için resmî bir açıklama olmasa da projenin bayram sonrası başlanacağı söylentisi var.
Geniş bir alana yapılması planlanıyor
Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Beyoğlu Kent Dayanışması aktivistlerinden Deniz Özgür, yapılması planlanan martı biçimindeki aktarım merkezi projesi için, henüz net bir şekilde kamuoyuna sunulmuş bir şey olmadığını söylüyor. Daha önce servis edilen çizimlerden yola çıkarak bir takım yorumlar yapabildiklerini belirten Özgür, meseleye ilişkin şunları dile getiriyor: “Meslek örgütleri de aynı şekilde bilgi sahibi değiller. Bu çizimlere göre, yaklaşık 3-4 katlı büyük bir yapının iskeleye kondurulacağını görüyoruz. Bu yapı kanat çırpan bir martı görünümünde olacak. Bunun dışında iki oval yapı ana binanın sağ ve solunda inşa edilecek. Ana yapının içinde restoranlar, küçük dükkanlar, resim galerileri, kafeler olacak. Bütün bunların yapılabilmesi için gerekli alan da deniz doldurularak sağlanacak. Henüz net olmasa da 10 metrekareye yakın bir alanın doldurulma riski var.”
Çizimlerden yola çıkılarak yapılan yorumlara göre proje alanı, Dolmabahçe Cami yanındaki balıkçı barınağından başlayıp Mimar Sinan Üniversitesi binasına değin uzanacak. Deniz Özgür’ün aktardığına göre Koruma Kurulu ve ÇED raporu süreci de henüz belirsiz olan projenin süreci işletilmeye başlanmış. Hatta İDO, Beşiktaş'a taşınacağını açıkladı.
İnsanlar mağdur olacak
Bu projeler kapsamında elbette ilk etapta iskeleler kapanacak. Bu da her gün binlerce insanın kullandığı Kabataş iskelesi ve Kabataş- Taksim füniküler hattının da aynı şekilde kapanacağı anlamına geliyor. Öte yandan Üsküdar, adalar, Kadıköy, Yalova iskeleleri, İDO ve Bursa deniz otobüslerinin tamamen başka alanlara kaydırılacağını ifade eden Özgür “Meclis-i Mebusan Caddesi de trafiğe kapanacak. Üstelik bütün bunların ne kadar süreceği bilgisine de sahip değiliz. Burada bir günlük bir kapatma veya değişiklik gün içinde burayı kullanan on binleri yüzbinleri mağdur edecektir. Burası İstanbul ulaşımının kalbi konumunda” olduğunu da sözlerine ekliyor.
“İBB'nin şehirde tekel oluşturmaya hakkı yok”
Konu ile ilgili olarak görüşlerini aldığımız Mimar Korhan Gümüş ise Martı projesi için şunları söylüyor: “Martı, Semazen, Boynuzlu Metro Köprüsü... gibi projeler rekabet normlarına aykırı olarak, kapalı bir çevrenin geliştirdiği fanteziler. Martı projesi de diğerleri gibi yıllardır ortalıkta dolaşıyor. Taksim'deki Kışla rekonstrüksiyonu gibi. Birçok yerde otoyol kavşakları (Haliç) tünel ve dolgu projeleri hazırlandı. Bunların da tartışılması gerekir. Önce çoklu bir düşünce ortamı oluşturmak İBB'nin görevi. Bu inşaat yıllarca sürer ve İstanbullular mağdur olur. Bostancı, Kadiköy ve Adalar'a yolculuk yapacak insanları sıkışık trafikte Beşiktaş'a, Bakırköy'e göndermek saçma. Örneğin adım adım, bir eylem planı çerçevesinde kimseyi mağdur etmeden bir proje hazırlanabilir. Ancak daha önemlisi, yapıldıktan sonra geri adım atmak zor. Neden Kabataş'taki transfer merkezi için bu dayatmaya razı olalım?”
İBB "sosyal tesis", "marina" veya "otopark" adı
altında birçok yeşil alanı, deniz kenarını, İstanbul'un en değerli yerlerini
baştan savma projeler ve kendi kurduğu şirketler aracılığıyla tekelci yöntemler
kullanarak imara açıyor. Bu kıyılarda geleneksel kullanım biçimlerini, küçük
üreticileri, esnek kullanım biçimlerini yok ediyor. İBB'nin şehirde böyle bir
tekel oluşturmaya, imtiyazlı şirketler oluşturmaya hakkı yok.”
Suzan A. Demir