İsviçre 2016, bu ülkede yaşayanlar için herhangi bir yıl gibi geçti. Sol partiler refahın halkın talepleri ile doğanın korunması politikalarını öne çıkarırken, Sağ partiler yine yabancı düşmanlığı üzerinden politikalar üreterek, merkezlerine ulusal konuları aldılar. İsviçre dış politikası da bilinen düzeyde geçti. uluslararası sorunlar yine ağırlıkta İsviçre'de görüşüldü. İsviçre kısmen bankalarını sağlama aldı, AB ile sağ partilerin yarattığı sorunları bir şekilde tatlıya bağlamayı başardı.

Kürtler açısından 2016 diğer yıllara oranla daha pozitif geçti. Rojava, Kobanê direnişi, HDP'nin başarılı seçim zaferleri, Erdoğan'ın çözümü rafa kaldırarak Kürt halkına ve kentlerine saldırısı, DAİŞ vb. terör gruplarına desteği Türkiye imajını yerle bir ederken, Kürt halkının mücadelesine meşrulaştırdı. İsviçrelilerin Kürtlere yaklaşımı büyük bir değişiklik gösterdi ve bu siyasi partilere de, hükümete de yansıdı. Kürtlerin politik faaliyetlerine tolerans ve destek artarak sürdü. Kürtlerin bu süreçte şiddet olaylarından uzak durmaları, provokasyonlara gelmemeleri de bu sürecin gelişmesine katkı sundu. Bütün bu gelişmelerin ardından Türkiye'nin HDP eşbaşkanları, milletvekilleri ile Belediye başkanlarını tutuklaması, Kürtlerle siyasi zemini yok etmesi, siyasi parti ve kamuoyunun tavrını sertleştirdi. İsviçre hükümeti bu iki kesimin de büyük baskısı altında kaldı. 

İsviçre hükümeti Türkiye'ye yönelik eleştirilere destek verirken, yaptırımlar yerine dialog ile Türkiye'yi etkileme niyetini benimsedi. SP, Yeşiller ve bazı sağ partiler hükümete sık sık Türkiye'ye karşı hangi politikaların izlendiğini, yaşanan gelişmeleri nasıl karşıladıklarını sordu. Söz konusu kesimler hükümetin, BM'nin AGİT ve Avrupa Konseyinin de harekete geçmesi için İsviçre'den baskı talep ettiler. Federal Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter hükümet adına verdiği cevaplarda, Türkiye ile dialog halinde Kürt sorununun demokratik çözümünü talep ettiklerini, tarafların istemesi durumunda arabulucu olabileceklerini ve insan hakları ile demokrasi konularında eleştirilerin de Türk hükümetiyle paylaştıklarını belirterek, hükümetin kamuoyu ve siyasi partilerin baskısı altında olduğunu açıkça hissettirdi. Parlamentoda HDP milletvekillerinin posterleriyle oturumlara katılım sağlanması da kamuoyunda büyük ilgi gördü. İsviçre'nin HDP milletvekillerinin tutuklanmasını Avrupa Konseyi ve AGİT gündemine taşımasıyla da duyarlılığını gösterdi. 2017 yılında İsviçre resmi ve siyasi parti temsilcilerinin programlarına Türkiye'yi alacakları ve ziyaretler gerçekleştirecekleri de belirtiliyor. 

2016 yılında BM, hükümet ve siyasi parti temsilcilerinin Türkiye ziyaretlerinden çıkaracakları raporların 2017'de Türkiye tartışmalarına yeni boyut kazandırması da bekleniyor. BM Cenevre Merkezi’nden Türkiye'ye yapılan insan hakları ihlalleri ve sözleşmelere uyulması çağrıları da kamuoyundaki olumsuz Türkiye algısını güçlendirmektedir. 

İsviçre'de 2016 yılında yıldızı parlayan Kürtler sürekli eylem halindeydi. Geçmiş yıllarda Kürt yürüyüşlerine antipatiyle bakan İsviçrelilerin 2016'da Kürt eylemlerine sempatiyle yaklaşması dikkat çekti. Zaman zaman aynı kentlerde haftada 3 kez eylem yapan Kürtlere İsviçre polisinin toleransı da not edilmeli. Kürt kurumlarının yoğun diplomasisi eksikliklerine rağmen sürecin güçlenmesinde ve pozitif algılanmasında küçümsenemez bir etki yarattı. Demokratik Güç Birliği ya da Halkların Birleşik Devrim Hareketi çalışmaları da 2016 yılında büyük ivme kazandı. Bütün eylemlerdeki ortaklık ve birlikte hareket kitleler arasındaki birliği zirveye taşıdı. 

İsviçre sol hareketler 2016 yılı boyunca Kürtleri ve ortak mücadeleyi temel gündem yaparak, sürece önemli kazanımlar taşıdı. Kürtler 2017 yılında bu kazanım ve avantajlarla giriyor. Kamuoyu ve siyasi çevrelerin bu ilgisinin kalıcılaştırılması ve sonuç alıcı hamlelere dönüşmesi Kürtlerin izleyecekleri siyasetle doğru orantılı duruyor.