İsviçre Gündemi


İsviçre Erdoğan'a muhalif bütün kesimlerin tutuklandığı, susturulduğu bir dönemde Türkiye ile yasa dışı yollardan İsviçre’ye gelen mültecilerin geri gönderme anlaşması yaptı. Bu anlaşmayla yasal yollardan İsviçre'ye gelemeyen muhalif ve diğer göçmenleri diktatörün insafına terk etti.

AB ile Türkiye arasında yasadışı yollardan gelen mültecilerin Türkiye'ye iade anlaşmasının bir benzerine imza atmaya hazırlanan İsviçre tarafsız ve bloksuz konumunu bir de mültecilerden yana bozmuş oldu. Temel insan hakları ve savaş hukukunu esas alan "Cenevre Konvansiyonu"na ev sahipliği yapmış bir ülkenin savaş, politik nedenler ve insan hakları ihlallerinden dolayı yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanlara kapılarını kapatması ve kaderlerini Erdoğan gibi faşizan bir diktatöre terketmesi tarihe bir not olarak düşeceğe ve konvansiyonun ruhunu zedeleyeceğe benziyor. Konuyla ilgili anlaşmanın yapıldığı Federal Entegrasyon dairesi tarafından SRF radyosunda duyruldu. 

Kurum sözcüsü Martin Reichlin Türkiye ile iadeler konusunda anlaştıklarını, Türkiye üzerinden İsviçre’ye yasal olmayan yollardan gelen Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları ile Suriye Vatandaşlarını Türkiye'ye geri iade edileceğini belirtti. Anlaşmanın yakın bir zamanda yürürlüğe girmesi bekleniyor. Her an tutuklanma durumunda olan bir bireyin yurtdışına yasal yollarla çıkma şansı olamayacağı düşünülürse, konunun Cenevre Konvansiyonunun ihlali anlamına geldiği de açıkça anlaşılıyor.

SP’li Parlamenter ve SP Göçmenler Komisyonu Başkanı Mustafa Atıcı'da konuya ilişkin sorularımıza verdiği yanıtta, anlaşmanın vahim sonuçlar doğuracağını belirtti. Atıcı, geçtiğimiz günlerde Türkiye iade edilen bazı kişilerin işkence gördüğünü hatırlatarak, Türkiye'nin mevcut siyasi durumu ve otoriter yönetiminin bütün muhalif kesimleri tehdit ettiğini ve uygulamaların da ortada olduğunu belirterek, anlaşmaya karşı bütün siyasi partilerin, sivil örgütlerin ve yabancı derneklerin harekete geçerek, iadeleri engellemeleri gerektiğini dile getirdi. Ebette Atıcı'nın "kamuoyu ne kadar duyarlı kılınırsa, siyasi ve sivil çevreler ne kadar çok tepkilerini dile getirirse, bizim girişimlerimiz de o kadar etkili olur" sözlerinin altını çizmeliyiz.


HDK-İ ayağa kaldırmalı

İsviçre Halkların Demokratik Kongresi (HDK-İ) kuruluşunu ilan etti. İsviçre Demokratik Güç Birliği deneyimi küçümsenmeyecek bir miras bıraktı. Türkiyeli ve Kürdistanlı güçler arasında ön yargıları yıktı, güven ilişkisini pekiştirdi, ortak eylem ruhunu geliştirdi ve tek sesliliği sağlayan onlarca etkinliğe eyleme imza attı. HDK-İ bu anlamda önemli bir mirası sürdürecek. 

İsviçre kamuoyu ve siyasi çevrelerinin Erdoğan karşıtlığı somut bir siyasi projeye dönüşmek zorundadır. Bunun için de Kürdistan ve Türkiyeli siyasi güçler İsviçre politik gündemine ortak olmak durumundadırlar. HDK Eşsözcüsü Hakan Gürgen'in bu konulardaki bilinen duyarlılığı ve çabası en azından eskinin aşılacağı umudunu vermektedir. Rutin eylemlerle sınırlı kalmayan, salt siyasi değil toplumsal konularda da duyarlılığını gösterecek bir HDK-İ önemli bir boşluğu doldurmaya aday. HDK-İ önümüzdeki günlerde yönetim toplantısı gerçekleştirerek, plan ve projelerini açıklayacak. HDK-İ doğal olarak daha çok tartışılacak ve gündeme gelecek. 

HDK-İ'de Demokratik Güçbirliği bileşenlerinin tümünün yer almaması bir sorun olarak duruyor. Güç birliğinin bütünlüklü hareket tarzı, uyumu, geniş bir kesimi kapsıyor olması ile HDK'nın sınırlı bileşiminin iki oluşumu nasıl ortaklaştıracağı kısa sürede çözüm bulmalıdır.