İsviçre Gündemi


İsviçre yabancılar yasasının sertleştirilmesini onayladı. Mayasını İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) oluşturduğu, hükümet partilerinin destek verdiği “sertleştirme” referandumu, halkın büyük çoğunluğu tarafından onaylandı.
Aslında İsviçre insan haklarını, mülteci hakkını, savaş ve işkence mağdurlarına karşı insani değerlerini, vicdani ret hakkını oylamaya sundu ve kötü bir sınav verdi. İsviçre bu oylama ile birlikte yurdışında İsviçre elçiliklerine yapılan başvuruları reddetti. İnsanlık dışı savaşları katılmayı reddedip, vicdani ret hakkını kullananların başvurularına set çekti, mültecilerin özel merkezlerde tutulup, toplumdan izole edilmesini, onları tehlikeli, vahşi birer varlık olarak tanımlanmasına ‘evet’ dedi.
İsviçre halkı kandırıldı mı? Yoksa İsviçre halkı neyi reddedip neyi kabul ettiğini biliyor muydu? Aslında bakarsanız ikisi de doğru. Evet halk kandırıldı, zira özellikle sağ çevreler, onlara yakın basın organları İsviçre’deki bütün olumsuzlukların kaynağı olarak yabancıları gösterdi, hedef yaptı. Yabancıların karıştığı kimi olayları bilinçli bir şekilde manipüle ederek, halkı ön yargılarla kuşattı. Bu o kadar “başarılı” yapıldı ki, sosyal demokrat çevreler bile bu söylemlerin altında, yeni yasanın geçmesine onay verdiler.
İkinci etken ise sistem. Sistem gittikçe daha fazla “ego” toplum yaratmaktadır. Salt kendisini önemseyen, herşeyin merkezine kendisini ve maddi beklentileri koyan bir toplum kültürü geliştirdi. Bu toplum siyasetin kendi işi olmadığını, devletin her şeyi kendisi yerine yapacağını, onun söylediği şeyin mutlak doğru olacağını daha fazla benimsemeye başladı. Yabancıların iç düşman olarak algılanması da bu duyguyu pekiştirdi.
Elbette asıl eleştiriyi bu ülkede yaşayan yabancılara ve temsilcilerine yapmak gerekir. Bütün bir kamuoyunu sağ partilerin söylemlerine terk eden, kendileri için hangi yasaların yapılıp yapılmadığını, gelecekleri hakkında hangi politikaların devreye koyulduğunu bilmeyen, merak etmeyen, sorgulamayan bu kesimler yabancı düşmanlığının büyümesinde, bu türden referandumların aleyhlerine sonuçlanmasından da pay sahibidirler. Malesef her zaman olduğu gibi yabancılar referandum öncesi ne ciddi kampanyalara katılabildiler, ne kamuoyuna mesajlar verdiler, ne de konuyu ciddi anlamda tartışabildiler.
İsviçre’de en büyük yabancı topluluklar arasında sayılan Kürt kurumları da herzamanki gibi kendi gündemleri dışını çıkamadılar. Referandum öncesi düzenlenen imza kampanyalarında, gösterilerde, ortak panellerde çok cılız ya da kimi duyarlı bireylerin çabalarıyla yer alabildiler. Kürt kurumlarının özellikle yeni politik sürece uygun olarak, İsviçre politikalarında, yabancılara ilişkin konularda kendilerini hissettirmeleri beklenmelidir. Bunu yapmadan toplumsal ihtiyaçlara cevap olunamayacağı ve diğer halklarla ortaklaşmanın yakalanamayacağı bilinmelidir.