İsviçre Gündemi


Türkiye'de genel seçimlere yönelik çalışmalar sürerken, HDP’nin dile getirdiği politikaları, İsviçre modeli perspektifinde bir kez daha hatırlatmakta yarar bulunuyor. HDP’nin "özerk yerel yönetimler" söyleminden, farklı inanç ve kimliklerin iradesinin parlamentoya yansımasına kadar seslendirdiği talepleri İsviçre modeliyle büyük benzerlikler taşımaktadır. İsviçre’de yönetim biçiminde kantonlar bir başka anlamda eyaletler bulunmaktadır. Her kantonun parlamentosu ve yerel yönetimi bulunmakta ve her kesim oy oranına göre temsil edilmektedir. 

Kantonlardan Ulusal Parlamento'ya ordan da Fedaral Parlemento'ya uzanan bir sistem işletiliyor. İsviçre’de adeta her kanton kendi içinde bağımsız bir ülke gibi bütün imkanlara sahip bulunuyor. Politik oluşumlar, eğitim ile kiliseler kantonlara bağlı ve onların iredesine göre şekilleniyor.

İsviçre’nin genelinde 26 kanton var. Bu 26 yerel yönetim ve parlamento anlamına geliyor. Fransızca, Almanca, İtalyanca ve Romence ülkenin resmi dilleri. Her kanton kendi resmi dili yanında diğer dillerin de gelişimini sağlıyor. Dengelerin iyi yürümesi için ülkede özel TV kanalı bulunuyor. Ulusal TV'ler dışındaki yerel kanallar da kanton hükümetlerinin denetiminde. TV’lerde yayınlar ülkenin resmi 4 dili esas alınarak yapılır. İsviçre tek etnik ve dinsel gruptan oluşmuş toplumsal bir yapıya sahip değil. Daha da ötesi İsviçre gücünü farklı ulusal kimlikleri birarada yaşatmaktan alıyor. İsviçre’de nüfusun yüzde 65'i Almanca, yüzde 18'i Fransızca, yüzde 10'u İtalyanca, yüzde 2'si Romanca ve yüzde 6'sı ise diğer dilleri konuşuyor. İsviçre’de dinsel dağılım ise şöyle; nüfusun yüzde 44.3'ü Hıristiyan Protestan, yüzde 47.6'sı Roman Katolik, yüzde 0.3'ü Hıristiyan Katolik, yüzde 0.3'ü Musevi, yüzde 7'sini ise diğerleri oluşturuyor.

İsviçre’de doğrudan demokrasi hakim. Yani parlamentodan çıkan her kanun halkoyuna sunulmak zorunda. Tasarılar ancak halkın onaylaması durumunda yasa haline gelebiliyor. Bu durum eyaletlerde de geçerli. Eyaletler de yasa tasarılarını halkoyuna sunmak zorundadır. Halkın tercihi belirleyicidir. Tüm bu sürece rağmen herhangi bir yasayı değiştirmek için halktan toplanan 100 bin imza yeterlidir. Bu sayıdaki imzayla sözkonusu yasa yeniden meclise gönderilir. Mecliste yeniden geçen yasa halkoyu ile de yeterli çoğunluğu sağlarsa o kanun yeni halini almış olur.

Kanun yapmada; Federal hükümet; PTT, DDY, trafik, avlanma, orman, balıkçılık, çevre, gümrük, milli savunma, eyaletlerin toprak hakları, baraj, çiftçilik, iktisat, ticaret, sosyal sigorta konularında yetkilidir. Bu tür konularda yapılmış ve yapılacak kanunlar merkezi yapının kontrolü altındadır.

Her eyalet oy oranına göre merkezi hükümette temsil edilir. Hükümet oluşurken de tüm üyeler kazanan parti milletvekillerinden oluşmaz. Bir parti seçimleri tek başına kazansa bile hükümeti tek başına kuramaz. Hükümette diğer partilerin temsili de esas alınır ve koltuk dağılımının tek parti yönetiminin tekelinde oluşmasına müsade edilmez.  İsviçre’de siyaseti genellikle ekonomik durumu iyi insanlar yapar. Ama seçilen her kişi bulunduğu şirketteki görevini bırakır. 

Eğer farklı kimlikler, azınlıklar, dinler yok sayılırsa bu sistem Türkiye’ye uymaz. Yok Türkiye’nin bir halklar, farklı kimlikler, inançlar bahçesi olduğu kabul edilirse, sistem o topraklarda da yeşerir. HDP bu anlamda tek şanstır. 

İsviçrelilerin aklı bizden fazla değildir!