Rojda YILDIRIM

24 Haziran baskın seçimleri kararı alındıktan sonra halk içerisinde hummalı bir tartışma süreci başladı. Her ne kadar “seçim motivasyonuna henüz girilemedi” ya da “o hava yok” denilse de gerçeğin böyle olmadığını halkın kendisi söylüyor. Şu an toplumda tartışılan tek gündem neredeyse sadece seçimler. Gittiğimiz ailelerde, sokakta, trende olur da birileri Türkçe ya da Kürtçe konuşuyorsa, derneklerde, düğünlerde ve görebildiğimiz bir çok sosyal alanda bu tartışmalara rastlamak mümkün.

Tartışmalarda dikkat çekici eğilimler, görüşler de yansıyor. Erdoğan ve faşist blokun ilk defa bu kadar derin korktuğunu, 24 Haziran seçimlerinin onlar açısından bir varlık yokluk sorunu olduğunun herkes farkında. Bu anlamda “seçimlere var gücümüzle yüklenelim, bu diktatöre son bir darbe vuralım” diyen görüş ağır basıyor. Hatta misafiri olduğumuz İbrahim amca Erdoğan’ı Malezya’nın kaçmak üzereyken yakalanan ve son seçimlerde yenilen eski başbakanı Necip Rezak'a benzetiyor ve “Rezak, Erdoğan’ın kadim dostuydu, o da elinde Kuran’la dolaşırdı, ama kaçarken evinde dolandırıcılıktan sakladığı tonlarca para bulundu” diyor. “Erdoğan’da bir gün kaçmak isteyecek” diye öngörüde bulunurken, “her nedense bütün Rezalar bu diktatöre yakın, demek ki kan çekiyor” dedikten sonra gülmekten kendini alamıyor.

24 Haziran seçimleriyle büyük bir darbe alacağına ve hatta devrilebileceğine inanan tartışmalarla birlikte seçim sonuçları üzerine “ne olacak, Türkiye nereye doğru evrilecek” sorusu da sıklıkla soruluyor. Sürece pozitif bakan, kullanılacak bir oyun diktatörleri devireceğinin farkında olan eğilimle birlikte negatif diyebileceğimiz algılar da yok değil. Bu da “ne yapsak da değişmez” algısıdır.

AKP tarafından başından beri topluma empoze edilmeye çalışılan ve psikolojik savaş yönü ağır basan bu eğilimin kesinlikle bir algı operasyonu olduğu açıktır. Hani çukur medyasının ve Arınç’ın özenle pompalamaya çalıştığı “yazı da gelse tura da gelse Erdoğan kazanacaktır” algısıdır. Erdoğan’ın ekibi ve medya üzerinden yıllardır yapılan ancak şimdi toplum üzerinde bir şantaj olarak kullanmak istedikleri “değişmezlik” psikolojisi toplumların mücadele azmini ve direncini kırmaya dönüktür. Adeta “Erdoğan kaderinizdir, ne yapsanız da değişmez” algısı hakim kılınmaya çalışılıyor. “Kaybetse de iktidarı bırakmayacaktır” algısı umutsuzluk ve karamsarlıkla paralel empoze ediliyor.

Tamam, o bir diktatör, bir savaş suçlusu. Kaybetse de iktidarı kolay bırakmayacaktır belki, ama başaşağıya gidişini kimse durduramayacaktır. Faşizm zayıflayacaktır, demokrasi bloku güçlenecektir. Hitler de kendi sonunu böyle hayal etmemişti. Ama oldu işte... İbrahim amca doğru söylüyor, Malezyalı “kadim dostu” Necip Rezak gibi yargılanmaktan kurtulamayacaktır... Hatta can simidi gibi sarıldığı İngiltere kraliçesiyle verdiği fotoğraf karesi de onu kurtaramayacaktır.

İkinci bir psikolojik savaş konusu da HDP’nin baraj sorunu varmış gibi yapılan tartışmalardır. Normal koşullarda HDP’nin son üç seçimde de görüldüğü gibi baraj sorunu yoktur. Ancak iktidar medyası eliyle yapılan ve toplum içinde yaygınlaştırılmaya çalışılan “baraj” tartışması kesinlikle faşist blokun hile ve düzenbazlıklarıyla ilgilidir. Hırsız hırsızdır. Bu tartışmanın kendisi bile başta HDP ve bileşenlerinin, yine demokrasi blokunun, kadınların, gençlerin, Alevilerin, tüm inançların daha fazla sarılması için önemli bir gerekçedir.

Bu durumda Erdoğan faşist bloku karşısında sarılacağımız tek pusula “bir oy, diktatör devirir” olacaktır.

Bu süreçte gözlemleme şansını yakaladığımız İsviçre seçim faaliyetlerinde önemli ve özenli bir çalışma başlatılmış durumda. Ülkede hızlıca HDP ve HDK bileşenleriyle, yine sol ve demokratik kitle örgütlerinin yer aldığı "Diktatörlüğe Karşı Seçim Platformları kurulmuş. Platform sürece hızlı bir giriş yapsa da asıl yoğunluğa bu haftadan itibaren girecek şekilde programlanmış. Onlarca panel, halk toplantısı ve merkezi miting, sokak ve mahalle çalışmaları, ev ziyaretleri gibi yoğun bir planlama dahilinde çalışmalara başlanmış. İsviçre genelinde 65 seçim komisyonu kurulmuş. Seçmen kaydının büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapan Zürih’te sadece 40 mahalle komisyonu oluşturulmuş.

İsviçre Türkiye ve Kürdistan kökenliler açısından kendi içinde homojen bir yapıya sahip olmamakla birlikte sol ve demokratik yapının ağır bastığı bir ülke konumunda. Oy oranıyla sürekli ivme kazanan ve her seçimde oylarını yükselten parti ise HDP.  7 Haziran seçimlerinde 17.012 oy alan HDP, 1 Kasım seçimlerinde 18.867 oy alabilmiş. Yine en son 2017 yılında yapılan anayasa referandumunda ise hayır bloku olarak 31.231 oy alınmış.

Faşizme karşı ortak mücadele edilip ortak hareket edildiğinde nasıl bir ivme kazanılacağının en iyi örneklerinden biri İsviçre’de sergilenmiş ve HDP birinci parti olmuştu. En son hayır blokunun aldığı 31.231 oy rakamıyla istese daha fazlasını da alabileceğini göstermiştir.

Demekki sihirli kavram çalışmakmış. Darbeyle seçim yapmak isteyenlerin halkların darbesiyle karşılaşacaklarını göstermenin zamanı... Ne demişti 2 milyon insan? “Tamamsa tamam”.