ERDOĞAN ALAYUMAT / MA/İSTANBUL
AKP’nin baro ve meslek örgütlerine yönelik yaklaşımının, “muhalefetin etkisizleştirilmesi” politikasının bir parçası olduğunu söyleyen Avukat Gülizar Tuncer, planlanan seçim sisteminin cunta anayasasının bile gerisinde olduğunu ifade etti.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 5 Mayıs’ta partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, barolar ve meslek örgütlerinin seçim yöntemiyle ilgili acil düzenleme gerektiği yönündeki sözleriyle fitilini ateşlediği tartışma sürüyor. İktidarın kendisine muhalif gördüğü barolar ve meslek örgütleri başta olmak üzere birçok kesim tepki gösterdi. Baro seçim sisteminin değiştirilmesinin “savunmanın baskı altına alınması” anlamına geleceği vurgulandı. Baroların ve meslek örgütlerinin seçim sistemi üzerinden hedef alındığını söyleyen Av. Gülizar Tuncer, Erdoğan’ın uzun süredir baroların ve diğer meslek odalarının konumlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğine işaret etti.
Tam egemen olma çabası
Erdoğan’ın son açıklamasıyla bu işin biran evvel sonlandırılmasını istediğini dile getiren Av. Tuncer, “Adına Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen ve tüm erklerin tek elde toplandığı bu ucube sistemin nasıl bir keyfiyete ve zorbalığa dayalı olduğunu, bütün toplumsal yapıya egemen olma yaklaşımının boyutlarını bu şekliyle daha net görebiliyoruz” dedi.
Baroların seçim sisteminin değiştirilmek istenmesinin basit bir şekilde ele alınmaması gerektiğinin altını çizen Av. Tuncer, nedenini “Çok kapsamlı bir hazırlıkla baroların gücünü sınırlandırma, işlevsiz hale getirme ve hatta tasfiye etme girişimidir. Mevcut siyasi iktidarın kendisine tabi kılamadığı tüm örgütlü yapılara olan düşmanlığının, yalnızca bir meslek odası konumunda olmayan ve demokratik alandaki etkinliğiyle bilinen örgütlere yansımasıdır” sözleriyle açıkladı. Tuncer, böylece İstanbul, Ankara, İzmir ve Amed gibi uzun süredir rahatsızlık duyulan büyük baroların etkinliğinin azaltılmak istendiğini kaydetti.
İtaatkar örgütler istiyorlar
Bu adım atılırken de “Anadolu barolarını etkin hale getiriyoruz” adı altında bir sahtekarlık yapıldığını söyleyen Av. Tuncer, şöyle devam etti: “İktidar bunu yaparken eskiden 300 üyeye bir delege veriliyordu, şimdi bin üyeye bir delege hakkı tanıyacak. Bununla da diğer baroların 2+1 olan temsiliyet oranını 3+1’e çıkaracak. Yine baro organlarının seçiminde ‘nisbi temsil’ adı altında seçilme yeterliğinin altında oy alan grupların da temsili sağlanarak en fazla oy alanların değil de seçilemeyenlerin seçilmesi hedeflenecek. Bireysel adaylıklar dışında gayrı resmi birliktelikler oluşturup liste halinde seçime gitme imkanı varken şimdi tarikat, cemaat, etnik ve mezhepsel temeller üzerinden oluşturulan gruplara da resmi statü tanınarak savunmayı, meslek örgütünü parçalamaya çalışacaklardır. Burada amaç yalnızca demokratik seçim ve yönetim anlayışlarını ortadan kaldırmak değil, yürütmeye bağlı, itaatkar barolar ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) yaratmak ve böylelikle de her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkılması gereken böylesi bir dönemde bu kurumları susturmaktır ki, esas tehlikeli olan da budur.”
Barolar sadece meslek örgütü değil
Baroları yalnızca avukatların mesleğini yürütebilmek amacıyla üye olmak zorunda kaldıkları bir meslek örgütü olarak görmemek gerektiğini vurgulayan Av. Tuncer, “Gerek Anayasa, gerekse Avukatlık Yasası’na göre kamusal niteliği olan barolar, hak ve özgürlük arayışının, adalet arayışının temsilcileri olmakla beraber, haksızlığa hukuksuzluğa karşı çıkmak, insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak hak ve yükümlülüğüne de sahiptirler. Bu yüzden barolar bu görevi yerine getirirken hiçbir güce boyun eğmeyerek, hukuksuzluklara karşı etkin hukuki mücadele vermenin dışında kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyu yaratma yükümlülüğüne de sahiptirler. Dolayısıyla bugün dünyayı kasıp kavuran bir salgın hastalığın yarattığı bu olağanüstü ortam ve koşullarda baroları susturmaya çalışmak özel bir anlam taşıyor” dedi.
Tüm gücümüzle karşı çıkmalıyız
Baroların bu hak savunuculuğu konumunun yok edilmek istendiğini söyleyen Av. Tuncer, askeri cunta tarafından hazırlanan 1982 Anayasası’nda bile özel statü verilerek belirli hak ve yükümlülüklere tabi kılınmış barolar, tabip odaları, TMMOB gibi örgütlerin 40 yıl sonra 1982 Anayasası’nın çok gerisindeki düzenlemelerle cendereye sokularak işlevsizleştirilmek istendiğini dile getirdi.
Sağlık, hukuk, mimarlık, mühendislik, şehir plancılığı gibi toplumsal yaşamın tüm alanlarına ilişkin meslek örgütlenmelerinin varlığına yönelik tahammülsüzlüğün muhalefetin etkisizleştirilmesi politikasının bir parçası olduğunu kaydeden Av. Tuncer, şunları ekledi: “Bugüne kadar bu kuruluşların siyasi iktidarın hukuk dışı uygulamalarına, sağlık politikalarına, sanayileşme, kalkınma, şehircilik planlarındaki rant ve talana dayalı politikalarına karşı gerçekleştirdikleri kamusal denetimden rahatsız olduklarını biliyoruz. Aynı şekilde toplumsal mücadelenin bir parçası olan bu kuruluşların bugüne kadarki süreçte açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, ekonomik sosyal alandaki eşitsizliğe vurgu yaparak, mevcut baskı politikalarına karşı çıkışları da iktidar tarafından rahatsız edici bulunuyordu. Sonuç olarak, mevcut siyasi iktidarın kendisine tabi kılamadığı tüm örgütlü yapılara olan düşmanlığının, yalnızca bir meslek odası konumunda olmayan bu demokratik yapılara tahammülsüzlüğünün bir sonucu olarak bu yasal düzenlemeleri devreye sokarak onları etkisiz hale getirmeyi hedefliyor. Buna bütün gücümüzle karşı çıkmalıyız.”