Geçen hafta, 20. yüzyılın başında Anadolu ve Kürdistan’da milyonlara varan Ermeni, Kürt ve değişik halkların soykırımı karşılığında Türkiye’de saf ırk yaratmayı hedefleyen İttihat Terakki zihniyeti ile günümüz AKP’sinin soykırımcı zihniyet ve uygulamalarını karşılaştırmalı olarak ele almıştık. Bu hafta kaldığımız yerden devam edelim. 

İttihat Terakki’nin ortaya çıkışı, Osmanlı’nın değişen dünya karşısında sancılar çektiği bir döneme denk gelmekteydi. AKP de benzer şekilde cumhuriyetin dünyanın değişim diyalektiğine uyum sağlamada sancılar çektiği bir döneme denk geldi. Bu köklü değişim süreçlerinde İttihat Terakki Almanya’nın korumasında birinci paylaşım savaşına girerken, AKP ise üçüncü paylaşım savaşında ABD korumasındadır. Zaman zaman Rusya’nın yanında yer alsa da, işler son kertede ABD ve NATO eksenli yürütülüyor. 

İki farklı paylaşım savaşına denk gelen İttihat Terakki ile AKP’nin ideolojik duruşlarında da benzer değişim süreçlerine tanık oluyoruz. 

İttihat Terakki Osmanlı’nın ulus devlet şahlanışı karşısında öncelikle Osmanlıcılık fikri etrafında etnisiteleri bir arada tutmayı politika edindi. Bu tutmadı, ümmetçi politika geliştirildi. Ancak bir süre sonra bu da tutmayınca zaten serde olan beyaz Türkçülüğün hakimiyetindeki ulus devlet zihniyeti her yere hakim kılınmaya çalışıldı. 

AKP ise ilk iktidar döneminde liberal sağ görünüşüyle herkese bireysel özgürlük vaat etti. Avrupa’ya entegre olmaya çalıştı. Ne var ki, Avrupa normlarına uyum ve entegre süreci bir türlü başlayamadı. Sonrasında AKP politika değiştirdi. Sıfır sorun politikasıyla Ortadoğu liderliği için yeni Osmanlıcılık fikrine sarıldı. Bir süre sonra bununda çağın değişen gerçekliğinde bir karşılığının olmadığı ortaya çıktı. Sonuçta herkesle kavgalı hale geldi. Bu politikaların ülke içindeki türevleri değişik biçimde uygulanmaya çalışıldı. Özellikle Kürt sorununda çok iddialı göründü. Açılım süreci diyerek herkesi kendi tezgahına çekmeye çalışınca aynı sonla karşılaştı. Dolayısıyla AKP de tıpkı İttihat Terakki’de olduğu gibi sonuçta gerçek kimliğini belli ederek, İttihat Terakki’nin beyaz Türkçülüğü yerine zaten genlerinde var olan yeşil Türkçülüğe dayalı merkezi ulus devleti temel yol edindi.

Gelinen aşamada miadı biten ulus devleti hem de en katı merkeziyetçi politikalarla temel kurtuluş yolu olarak bellemiş bulunuyor. Geçmiş yıllarda ulus devletin tekçi, tekelci sloganlarını defalarca alanlarda haykırdı. Bu da yetmedi.

Cumhuriyet döneminde İttihatçı zihniyetin -ki İttihat Terakki isim olarak olmazsa da devleti şekillendiren zihniyet buydu- tekçi kurumlaşmasını kendi yöntemleriyle uygulamaya koydu. Tek parti dönemindeki kurumlar isim olarak olmazsa bile içerik ve işlev bakımında geliştirilmeye başlandı. Devlet tümden ele geçirildi. Tek şef dönemi Erdoğan şahsında kurumlaştırıldı. Eğitim, yargı, yasa, yürütme, medya tümden tek partinin direktifleriyle ve partiye hizmet eder şekilde tekleştirildi. Parti devletin değil, devlet partinin hizmetine geçirildi. Askeri vesayeti kaldırıp özgürlükler getiriyoruz, diyerek, sivil vesayetle askerin görevleri de üstlenildi. ‘Her şey Erdoğan, her şey AKP için’ olmaya başlandı.

Cumhuriyet döneminin İttihatçı CHP’sinin yerine bu şekilde başka kılıflar altında ittihatçı AKP geçti. Tek partinin Şark Islahat Planının yerine daha yasal kılıfla özel güvenlik alanları, yasakçı zihniyet ve katliamlar TMK ile kurumlaştırıldı. Kürt idamlarının yerini toplu katliamlar almaya başladı. 33 kurşun yerine 34 kurşun (belki de 34 kazan bombası demek daha doğru olacaktır) geçti. Fevzi Çakmak’ın yerine de Necdet Özel ve halefleri, Teşkilatı Mahsusa yerine MİT geçti. İstiklal Mahkemelerinin yerine özel yetkilerlerle donatılmış Erdoğana’a bağlı savcılar mahkemeler aldı. Halk evlerinin Osmanlı ocakları, Türk ocaklarının yerine ise İmam Hatipler inşa edildi, yaygınlaştırıldı. Son dönemlerde sadece yeşil türkçülüğün işi kotaramayacağı anlaşılınca yeşil Türk faşizmine Beyaz Türk faşizmi de eklemlenerek ikisinin ittifakından yeni bir sentez oluşturulmaya çalışıldı. Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtler üzerindeki sansür en üst düzeye çıkarıldı. Gazeteler, Tv’ler, dernek ve her türlü kurumlaşma tasfiye edilmeye başlandı. Kürt gazeteciler, siyasetçiler tutuklandı ve yüzlerce yılı bulan cezalarlar yargılanmaya başlandı. Kürtçe üzerindeki yasaklar bir dönemler kaldırılıyor gibi gösterilmeye çalışılsa da OHAL dönemindeki KHK’lerle en ceberrut tarzda yeniden uygulamaya konuldu. 

Düşünce özgürlüğüne tahammülsüzlük hiç bir dönemle kıyaslanmayacak düzeye vardırılarak düşünen herkes ya zindana konuldu ya da soluğu yurt dışında aldı. 

İnfazlar halen devam ediyor. Kürt kimliği halen tanınmıyor. Bölge ülkeleriyle sadece Kürtler statü sahibi olmasın diye 20.Yy’lı aşan kirli ortaklaşmalara imza atılıyor. Her türlü gizli-açık ittifaklarla Kürt soykırımı adım adım hayata geçiriliyor. Kuzey Kürdistan şehirleri bu amaç uğruna tarihi ve içindeki insanlarıyla yok edilirken, Rojava bu amaçla işgal edildi. 

Fakat tüm bunlara rağmen dün olduğu gibi bugünde Kürt sorunu ülkenin en büyük problemi olmaya devam ediyor. Dün “eşkıya, şaki, çapulcu” denilenlere bugün “terörist” deniliyor. 

Yani anlayacağınız şark cephesinde değişen hiçbir şey yok. Ama bir şey var ki yeni denilen düzen, eski ceberrut düzeni daha aratır cinsten. Erdoğan tüm bu yapıp ettiklerine rağmen faşizme ve kana doymuyor. Onun için sadece Kürtleri değil, ülkenin düzen ve sistemini tümüyle kontrole almak istiyor. Onun dışında düşünen, konuşan, karar veren hiçbir merciinin olmasını istemiyor. Başkanlık referandumu tümüyle bunun için yapılıyor. Bu şekilde Kürt sorununu da 1915’te İttihat Terakki’nin Ermeni soykırım tarzıyla tümden ortadan kaldırmak istiyor. 

Ama bir gerçek var ki sorun olan Kürtler değil ya da İttihat Terakki zamanında sorun olan Ermeniler değildi. Asıl sorun kendi dışında hiç kimseyi, hiçbir rengi, dili, kültürü istemeyen, hazzetmeyen bu tekçi, soykırımcı zihniyettir. 

Yüz yıldır bu faşist zihniyetler halen Kürtler ve Anadolu-Mezopotamya halklarının başına bela getirmeye, bölgede sorun olmaya devam ediyorlar. Asıl sorun bu zihniyetlerin varlığıdır. Eğer gerçekten bir tanımlama getirilecekse Kürt sorunu, Ermeni sorunu demek yerine bölgede sorun yaratan Türk, Fars, Arap egemenlerinin faşist zihniyetlerinin Kürtlerin, Ermenilerin ve tüm diğer halkların başına bela olmalarından söz edilebilir.  İşte Erdoğan AKP bu egemenlerin son faşist gücü olarak onların sadece bir devamı olmaya ve İttihat Terakki’nin yüz yıllık politikalarını bugün de en vahşi yöntemlerle uygulamaya çalışan bir güçtür. 

Onun için siyasetiyle, kurumlaşmasıyla, Kürtler başta olmak üzere halklara olan düşmanlığıyla günümüzün İttihat Terakki’sidir. Ve işte bugün bir eşiğe gelmiş bulunuyoruz. Bu referandumla ya HAYIR diyerek bu faşizme dur diyeceğiz, ya da beyinsiz, faşist güruhun her türlü soykırım ve katliamına karşı sessiz kalarak suçlarına ortak olacağız.