- AKP’nin 2002'de genel seçimleri kazanarak hükümeti kurmasından bu yana tutarlı addedilebilecek politika tercihlerinden biridir, heteroseksüel ve doğurgan aile vurgusu.
HATİCE ERGÜN
Ulus-devletlerin yaygın ideolojik temelini oluşturan milliyetçiliğin, aile-ulus-devlet arasında öngördüğü bağlantılarla ilgili bilgimiz yeni ve sürpriz değil. Farklı modellerle işlese de devlet ile toplumu ve bireyleri hissiyat üzerinden bağlayan milliyetçi taktikler, aileye kutsallık, kahramanlık, ulusal mitler üzerinden romantik özellikler yükler. Heteroseksüel aile yapıları özendirilir; zira kahramanların çoğunlukla erkek veya eril olmaları talep edilir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ülkede 'ikinci kurtuluş savaşı'nı başlatma iddiasıyla harekete geçmesi ve siyaset retoriğini bunun üzerinden işletmeye yönelmesinin üzerinden 10 yılı aşkın zaman geçti. 2014’te Samsun’da başlayan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında 'yeni Türkiye' vurgusunu takiben 2016’daki darbe girişimine karşı yaptığı çağrıda doğrudan bu ifadeyi kullanıyordu. Süreçte, yönetim birbirini tekrarlayan uygulamalara meyletti: Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, genç nüfusu heteroseksüel evliliğe heveslendirmek için krediler önerdi, uyguladı. Erdoğan, zaten 2007’den bu yana “üç çocukta” ısrarcı. Kürtajın engellenmesi için taktikler geliştirildi; kadınların bedenleri devlet masasına yatırıldı. Kadınların çalışma hayatına hane içi emekle kısıtlı katılımını özendirmeye dönük vaatler verildi. İstanbul Sözleşmesi'nden 2021'de çıkıldı. Nihayetinde, 2024'te adet olduğu şekilde Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile iki kurul oluşturuldu: Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu; Nüfus Politikaları Kurulu. 2025’i Aile Yılı olarak yaşadık; 1 Mayıs’ta yayınlanan Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile önümüzdeki 10 yılı da öyle yaşamamız için yönetim elinden geleni yapmaya söz veriyor.
Genelgenin Resmî Gazete'de yayımlanmasını takiben, ilgili politikalarda koordinatör rolünü üstlenecek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının hazırladığı Vizyon Belgesi'nin tanıtım toplantısı, 2 Mayıs’ta düzenlendi. Toplantı kapsamında gösterilen 'Türkiye’nin Ritmi Durmayacak: Hikayemiz Yarım Kalmayacak' başlıklı tanıtım filmi, Erdoğan’ın vazgeçemediği 'ikinci kurtuluş savaşı', ulus-devlet kurma, milleti kurtarma/kurma, geliştirme vurgularını görselleştiriyor; hamasi arkaplan sesiyle aktarıyor. Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim reklamlarındaki (Millet Eğilmez, Cumhur Başkanını seçiyor) kadar güvenlik eksenli, kışkırtıcı, kahraman işaretleyici sembollerle düzenlenmemiş olsa da bu tanıtım görseli de milleti bekleyen tehditlere işaret ediyor: Genç nüfus azalıyor; millet ölebilir.
Milliyetçilik, sevgiyi, korkuyu, hıncı rahat işe koşan bir ideolojik çerçeve sunar. Devlet ve millet için ölebileceğiniz gibi doğabilirsiniz. Devlet ve millet için öldürebileceğiniz gibi doğurabilirsiniz. Milliyetçiliğin farklı formlarından bağımsız olarak bu cinsiyetçi çerçeve açısından bedenlerin asli işlevleri üremek, üretmek ve savaşmaktır. Aile, öncelikle bir üreme organı olarak milletin temeline yerleştirilir. Bu işlevler dışına çıkma ihtimalini taşıyan, bunun için alternatif alanlar sunan birliktelikler, yaşam önerileri tehdit addedilir. Bugün, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemize devam ederken bağlantılı kamu uygulamalarında gözlemlediğimiz geri tepme, özelde LGBTİ+’ları hak sahibi özneler olarak görmeyi reddeden bir yaklaşımın, yönetimin resmi duruşu haline gelmesi ve bağlantılı olarak kamu politikalarına yansıyan nefret söylemi, baskıcı uygulamalar ve şiddetin farklı biçimleri söz konusu hisler dünyasıyla teşvik ediliyor: Korku (tehdit), sevgi (aileye ve metaforik olarak aile kılınan her kuruma, gruba), hınç (heteroseksüel aile yapısının dışında durana).
AKP’nin 2002'de genel seçimleri kazanarak hükümeti kurmasından bu yana tutarlı addedilebilecek politika tercihlerinden biridir, heteroseksüel ve doğurgan aile vurgusu. Hem seçim beyannamelerinde hem de hükümet programlarında bu sabit bir unsur olarak kalır. Bugün geldiğimiz noktada, belki de 24 yıllık bu tutarlılığın kendi içinde birikmesinden kaynaklı nefretle karşı karşıyayız: Kendinden/kendi gibi olmayana, yaşamayana, yaşam hakkı tanımayan bir duruş. Nitekim bu dönemin tam ortasında, yarı yola gelindiğinde, yine Erdoğan’ın ağzından “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz” vaadini duymuştu. Yönetim, geçen 12 yılda bu konuda önemli adımlar atmış ve kindarlığın toplumsal alana yaygınlaşmasında yol kat etmiş görünüyor.
Hak savunusundan, yaşam hakkından, dayanışmadan vazgeçmemek çaremiz olsun.