- Bir tabela yazısının krize dönüşmesi, sorunun sadece bir tabeladan ibaret olmadığını gösteriyor. Rojava halkı, Kürtçeyi kırmızı çizgi düzeyinde ele almalıdır.
HÜSEYİN GEDİK
Şam merkezi hükümeti ile Rojava ilişkilerinde normalleşmeye yönelik adımlar beklenirken, beklenmedik krizlerle ilişkiler, bir anda geriliyor. Her seferinde çeşitli gerekçelerle Rojava ile ilişkilerin bozulmasına, gerilmesine, işlerin aksamasına neden oluyor. Şam hükümetinin Hesekê Vilayeti'ne dönük bilinçli, planlı ve kontrollü bir gerilimi tırmandırmasının altında gizli bir ajandanın olduğu görülüyor.
Kaç günden beridir Hesekê’deki adliye binasına asılan tabela yazısı nedeniyle yaşanan olaylar, bilinçli bir tezgâhtan üretilmiş provokasyonla Kürt halkının sabrını, tepkisini sınamaya çalışıyorlar. Kürtlerin yoğun yaşadığı ve Kürt valinin atandığı ilde asılan Arapça ve İngilizce yazılı tabelada Kürtçeye yer verilmemesi, doğal olarak halkın tepkisine yol açtı.
Kürtleri tahrik eden ve sokağa çeken şiddet olaylarına dönüştürmenin provaları yapılıyor. Tabela önce Arapça yazılıyor. Halk tepki gösterip tabelayı indirince bu sefer de Arapça ve İngilizce yazılmış yeni bir tabela asılıyor. Halk yine tepki gösterip tabelayı indirince Şam hükümetinden tepkiler yükselmeye başladı. Gerekirse Kürt Vali'yi görevden almayla tehdit etti. Ardından Arap halkını kışkırtarak Suriye ordusunu kente davet etmeleri için sokağa dökmeye kalkışmaları niyetlerini açıkça ortaya koydu.
Kürtlerin refleksi normaldir
Kürtlerin ulusal kimlik üzerinden refleks göstermesi, protesto etmesi, tabelada Kürtçe yazı talebinde bulunması, son derece doğal bir haktır. Bir tabela yazısının krize dönüşmesi, sorunun sadece bir tabeladan ibaret olmadığını gösteriyor. Bir bardak sudan fırtına koparılıyor. İşi, Hesekê’ye müdahale etmeye kadar vardırıyorlar.
Dil-Kültür meselesi, her halkın olduğu gibi Rojava Kürtlerinin de en doğal hakkıdır. Bunun için yıllardır mücadele eden, bedel ödeyen ve BAAS rejiminden topraklarını özgürleştiren Kürtlerin, ana dilde tabela talep etmesi krize dönüşüyorsa hesaplar başkadır. Tabela kriziyle halkı sokağa çekerek, Araplar ile Kürtleri karşı karşıya getirip çatışmaya yol açmalarının altında son derece sinsi bir plan vardır. Arap milliyetçiliğini körükleyerek Kürtlere karşı nefret söylemlerinde bulunmaları, Hesekê’ye QSD güçleri yerine Suriye ordusunu istemeleri, niyetlerini ortaya koyuyor.
Arkasında Türk devleti var
Öteden beri Arap milliyetçiliğini, cihatçı kesimleri ve bazı Arap aşiretlerini kışkırtarak Kürtler ile bir çatışma içine girmelerinin hazırlıkları yapıldığı biliniyor. Yaşanacak olası çatışmaların ardından da vuku bulan olaylara müdahale adı altında Şam güçlerinin Hesekê ve dolayısıyla Cizîr’deki Kürt bölgelerine yerleşmesinin zemini hazırlanıyor. Bu planın arkasında Türk devletinin olduğu da iyi biliniyor.
Tabela provokasyonuyla Şam hükümetinin Kürt bölgesine girmesi planlanıyorsa şimdiye kadar sözde entegrasyon adına yapılanların sadece göz boyama ve oyalamadan ibaret olduğu anlaşılır. Entegrasyon adı altında kirli planlarla Rojava’yı tümden denetim altına alma ve Kürtleri de yavaş yavaş buna alıştırmaya yelteniyorlar.
Bu türden provokasyonların zamanlaması da manidardır. Efrîn halkının geri dönüşü başlarken, tabela olayıyla Kürtçeyi tedavülden kaldırma girişimini aynı ana denk getirmek de bir aklın ürünüdür. Daha önce de benzer olaylar yaşanmıştı. Alevi katliamının olduğu dönemde Rojava ile el sıkışıp gündemi kendi lehine çevirmeleri, Dürzi katliamı sırasında da benzer bir taktiğe başvurarak dikkatleri başka yöne çekmeleri, bunun artık alışılmış bir yöntem haline geldiğini gösteriyor.
Kürtlerin tabela tepkisini nerdeyse büyük bir mesele haline getirerek olayı sakinleştirme adına yapılan çağrıların hedefi de yanlış seçiliyor. Provokasyonu gerçekleştiren, Kürtçe dilinin kamuda kullanılmasını engelleyen hükümet güçleridir. Tabela krizinin maksadını, arkasındaki güçlerin kirli planını deşifre etmek, tepki göstermek yerinde bir protesto eylemidir. Demokratik tepkilerini zamanında ortaya koyarak provokasyonlara izin vermemelidirler.
Kamuda Kürtçe ısrarı sürmeli
Kürtler, sadece basit bir protestoyla yetinmeyip daha da ileri giderek Kürtçeyi kamusal alanda serbestçe kullanmada ısrar etmeli ve bu konudaki mücadeleyi süreklileştirmelidirler. Kürt esnafların, tümü Kürtçe tabelalarını yaygınlaştırarak provokasyona karşılık vermeleri gerekir. Tabela krizini ana dil kampanyasına dönüştürerek bütün işyerlerine Kürtçe tabela asıp devlete geri adım attırmalıdırlar. Dil-Kültür alanında devlete ciddi bir karşılık verilmeden kazanımlarını koruyamazlar. Kurumlar arası yazışmalarda, devlet dairelerinde, resmi belgelerde Kürtçenin kullanılması için ısrarcı olumalılar.
Rojava halkı, Kürtçeyi kırmızı çizgi düzeyinde ele almalıdır. Resmileştirmenin bütün yolları denenmelidir. Kürtçe pratikte yaşamın her alanında uygulanmalıdır. Kimlik kartı ve araba ehliyeti gibi belgelerde Kürtçeye yer verilmesi, temel talepleri olmalıdır. Kürtçeyi şimdiden devletin resmi dili haline getirip güvence altına almazlarsa ileride bu fırsatı bir daha bulamazlar.
Şam yönetiminin, Rojava’ya saldırmak için tabela krizi örneğinde olduğu gibi çeşitli provokasyonlara baş vuracağı muhakkaktır. Rojava halkı, bu konuda azami derecede duyarlı davranmalı, bilinçli ve örgütlü hareket ederek yerinde ve zamanında tepki göstermeyi bir yaşam biçimi haline getirmelidir. Dönemin dili ve eyleminin siyasal mücadele olduğunu bilerek, Rojava’ya kurulacak tuzakları bozacak gücü ve iradeyi her zaman göstermelidirler.