30 Ekim’de yapılan ve 11 saat süren MGK toplantısının ana gündemi, adına "kamu güvenliği" denilen politikaların hayata geçirilmesiydi. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti, 6-7 Ekim olaylarından duyduğu büyük korku ile, devlet terörünü yasalaştırdı ve "yeni yönetim tarzı" olarak uygulamaya geçirdi.
Zaten problemli olan ve hukuk demeye bin şahit isteyen sistem, bütünüyle lağvedilerek tamamen keyfi bir yönetime geçildi. İç Güvenlik Yasası ve "makul şüphe" gerekçesiyle, polise ateş açma, ev baskını, gözaltı ve sorgulama yetkisi verildi.
Bu yetkiyi kullanmaya başlayan polis, ilk ciddi denemeyi Cizre’de yaptı. Cizre’deki olaylardan sonra Emniyet Müdürü görevden alındı. Davutoğlu ve yardımcıları Cizre’deki olayları araştırmak ve faillerini bulmak yerine, cinayetleri örtbas etmekte deneyimli olan Ercan Demir’i Cizre Emniyet Müdürlüğüne atadı. Ercan Demir, Hrant Dink cinayeti sırasında Trabzon İstihbarat Müdürü idi. Bu cinayetin Trabzon bağlantıları örtbas edildi. Ercan Demir hakkında açılmak istenen soruşturmaya Trabzon Valiliği izin vermedi. Bu zat şimdi Cizre’nin emniyet ve güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiştir.
MGK toplantısından sonra, "çözüm süreci"ne taban tabana zıt uygulamalar devrededir. Ama Davutoğlu, Yalçın Akdoğan ve hükümetin diğer üyeleri, bütün bu uygulamalara rağmen, çözüm sürecinin rayına oturduğunu ve iyi gittiğini belirtiyorlar.
Oysa, 30 Ekim MGK toplantısından sonraki AKP pratiği, kapsamlı ve daha şiddetli bir savaş hazırlığı yapıldığını gösteriyor. Bu iddianın kanıtları mı?
1. AKP, PKK’nin halk üzerindeki etkisini kırmak amacıyla, Çiller-Güreş-Ağar döneminin politikalarına dönüş yaptı. 90’ların ajan-tetikçi örgütü yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Erdoğan, Davutoğlu ve Arınç Hüda-Par’ı "yeni" keşfettiler. Polise dayalı güvenlik politikası iflas edince, onun yerine hizbulkontra tetikçileri ile Kürt halkı tehdit edilmek isteniyor.
2. AKP Hükümeti başta Kürdistan olmak üzere, Kürtlerin yoğun yaşadığı ve örgütlü oldukları tüm il ve ilçelerde, planlı bir gözaltı ve tutuklama operasyonu yürütüyor. Bu kapsamda son üç ayda 1500 kişi tutuklandı. AKP siyasallaşan toplumdan korkmaktadır, bu nedenle sistematik bir yıldırma politikası uygulamaya konulmuştur.
3. Seçimlere kadar durumu idare edip, sonrasında savaş politikalarına dönüşü planlayan AKP, halkın örgütlü gücünü dağıtmayı; üniversitelerdeki öğrencileri baskı ile yıldırmayı, yereldeki inisiyatifli ve deneyimli halk öncülerini tutuklayarak saf dışı bırakmayı hedeflemektedir. Bu politika, Haziran seçimlerinde HDP’yi zayıf ve etkisiz bırakmanın da bir parçasıdır.
4. AKP polisi, gösterilerdeki öncülüğü ve inisiyatifi kırmak amacıyla gençliğe yönelik olarak, polise ateş açma ve öldürme yetkisi verdi. "Makul şüphe" denilen şey polise verilmiş, "muhaliflere karşı cinayet işleyebilirsiniz, biz sizin arkanızdayız" güvencesinden başka bir şey değil.
5. AKP’nin gençliğe yönelik, örgütlülüğü dağıtma ve yıldırma politikası için Cizre, Silopi, Yüksekova ve Hakkari pilot bölge seçilmiştir. Bu kent merkezlerinde, askeri araçların desteği ile polis konvoyları ve marşlar eşliğinde yapılan gösteriler bu planın parçasıdır. Yurtseverliğin ve devrimciliğin bir yaşam biçimi haline geldiği bu kentlere ve burada yaşayan gençliğe yönelik fiili saldırılar; AKP basınının provokatif manşet ve haberleri, polisin açıktan gençleri katletmesi, AKP Hükümetinin gençliğe yönelik yeni dönem politikasının yansımasıdır.
Bütün bu verilerden anladığımız, AKP’nin, "çözüm süreci"ne hala doğru ve samimi bir giriş yapmadığıdır. Dolayısıyla bütün bu kötülükleri "iyi" diye göstermek, işler yolunda gitmediği halde "iyi gidiyor" demek, "bu işler öyle aniden ve herkesin gözü önünde olmaz, yavaş ve derinden ilerler" demek kendimizi kandırmak anlamına gelir. AKP’nin zamana oynama politikasına en büyük destek anlamına gelir.
İyi şeylerden söz edeceksek eğer, gençliğin daha çok örgütlenmesi; üniversite gençliğinin sindirme politikalarına karşı örgütlenmesini büyütmesi; halkın ev baskınlarına, gözaltı ve tutuklamalara karşı çıkması; yereldeki silahlı çetelere ve polis işbirlikçilerine karşı öz savunmasını geliştirmesi iyi şeydir.
İyi giden şeyler olsaydı eğer görünür olurdu. Bu iyi şeyleri anlatmak ve göstermek de gerekmezdi.