Ünlü Alman filozof Arthur Schopenhauer, 21 Eylül 1860’da Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşama gözlerini yumdu. Schopenhauer, Danzigli zengin tüccar bir aileden geliyor. Annesi ise tanıdık bir yazar olan Johanna Schopenhauer. 1809’da Göttingen Üniversitesinde tıp eğitimine başlayan Schopenhauer, bu eğitimini tamamlamayıp felsefe eğitimi almaya başladı. Jena Üniversitesinde 1813’de felsefe doktorasını “Über die vierfache Wurzel des Satzes vom zureichenden Grunde (Yeterli nedensellik cümlesinin dört kat kökü üzerine)” adlı çalışmasıyla aldı ve tezinin ilk okuyucuları arasında ünlü Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe bulundu. Goethe aynı zamanda yazar olan annesinin de arkadaşı. 1820’de Berlin Üniversitesinde ders vermeye başlayan Schopenhauer’in Hegel’le paylaştığı üniversite kürsüsü, atışmalarının ve ayrışmalarının da mekanı oldu. Schopenhauer, dünyayı akılsızlığın nedensellikler bileşkesi şeklinde yorumladı. Acı gerçekleri görmeyi odağına alması da, onu Nietzche’nin en çok etkilendiği filozoflardan yapacaktı. Hayatın anlamsız ve acı dolu gerçeklerinden sıyrılmak için de, istemlerimizi öldürmemizi, bir keşiş gibi yaşamayı salık veren Schopenhauer’un bu düşüncelerinin Budizm etkisiyle oluştuğu hep anlatılageldi. Nietzsche, Schopenhauer’a ilişkin olarak, “Onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım” diyecekti.
Büyük izler bıraktı
Yaşamın anlamı sorgusunu temel odağına alan Schopenhauer, Kant’ın görünenin ötesini işaret ettiği düşünceleri reddetti ve dünyanın birey tasarımı olduğunu, bireyin de istençleriyle şekillendiğini; uzam, zaman ve nedensellik ilişkisi içinde görünen gerçekliğin anlaşılabileceğini savundu. Bu anlamda görünenin ardındaki temel gerçeğin mutlak, değişmez ve sınırsız istemler olduğunu dile getirdi. İdeaları da tasarım olarak dünyayı ve istemleri birbirine bağlayan köprüler olarak değerlendirdi. Temellendirdiği rasyonalizm, gerçeğin bilinebilir olduğu teziyle oluşturulduğu için psikolojiden psikanalize, müzikten edebiyata geniş bir etki yarattı. Ünlü Psikanalist Sigmund Freud, Schopenhauer için “Bunun ilk adımını psikanaliz atmadı. Başı çekenler filozoflardı, hepsinden önce de büyük düşünür Schopenhauer, ki onun bilinçsiz iradesi psikanalizin ruhsal güdülerine karşılık geliyor. O düşünür, insanları cinsel faliyetlerinin anlamını hafife aldıkları konusunda uyardı” diyecekti.
KÜLTÜR SERVİSİ