İzninizle, bir aylık süre yokum...
***
İzne çıkarken, son notlara baktım. En başta „Kürdistan meselesinin son misyon adamı Kemal Burkay“ öne çıkıyordu.
Kemal Bey, Kürdistan’ı kurmaya adanmış parti ve Kürdistan dağlarında adamlarını kaybeden eski „gerilla lideri“dir. Dünyanın bulunduğu yerde yakalanması için TC, hakkında, „kırmızı bülten“ çıkarmıştı. En çok aranan Kürtlerden biri yani...
Şimdi, „misyonunu yerine getirmek“ üzere „dönmüş“ bulunuyor. „En yüksek „himayeye mahzar“ bir şahsiyet. Görüldüğü yerde, bir Türk bayrağı yayıp, önünde konuşturuyorlar, Tunceli aslanı Kemal Beyi...
***
Kemal bey, „Haydi gülümse“ denildikçe, Televizyon ekranlarından, bize gülüş gönderiyordu. Bazan „elindeki çürük malı, sağlam“ niyetine satmaya çabalayan, işportacıyı hatırlatan gülümsemelerinden birinde, gücünü abartırken, „biz“ diyordu, ara nağme olaraktan. „1978’de Diyarbakır Belediye başkanlığını kazandık, devlet bize imkan verseydi, sonraki aşamada 80-90 tane daha kazanır, başkasına meydanı kaptırmazdık“ diyordu...
***
1978 yılında, Diyarbakır Belediye Başkanı seçilen Mehdi Zana hayatta ve Stokholm’de sürgün yaşıyordu. „Burkay’ın kıymetini bilin, sizi Belediye Başkanı yapmış“ dedim. „He valla, haberim yokmuş“ dedi, Zana ironik gülüşüyle. Sonra, „işin“ aslını anlattı:
„O dönemde, Burkay, ‘Özgürlük Yolu’ adındaki derginin adı etrafında icrai faaliyet eylemekteydi. Ben de beraberdim. Diyarbakır Belediye başkan adayı olmaya karar verince, yardım almak için, arkadaşım Aydın Hasan’ı, gönderdim. Burkay, ‘karısının bile oy vermeyeceği birine neden yardım edelim ki’ cevabını gönderdi. Bunun üzerine ben gittim. Bütün adamlarının huzurunda, bana ‘1700 tane oy alabileceğinin garantisini ver seni destekleyelim’ dedi. İlişkimiz o an koptu. Diyarbakır’a döndüm. Hiç bir parti ve örgüte bağlı olmadığımı bildirileri dağıtıp, ‘Kürdüm’ diyerek ve işe giriştik. Seçime bir hafta kala Diyarbakır’a geldiğini duydum. Ama yüzünü görmedim. Adamları da bana oy vermediler.“
„Misyonsal“ geçim dünyası bu ya, Burkay’ın „Diyarbakır seçim zaferini“ yazdım diye şimdi, „her gelene gülümseyen“ kimileri, daha çok söveceklerdir, bana.
***
Önündeki bir başka not, „Kürdistan yararına yeni pencere“ başlıklı. Merkezi Londra’da „Demokratik Gelişim Enstitüsü“ kuruldu. Bu bir düşünce kuruluşu. Başında da, Kürdistan’ın dört parçası hakkında çalışmalar yapan, kitaplar yayımlayan „Kürt İnsan Hakları Kurumu“nun başkanı Kerim Yıldız bulunuyor. Kurum, Amerika’da daha yeni „evrensel hukuk“ ödülünü kazandı.
Yılmaz Ensaroğlu, Prof. Mithat Sancar, Prof. Sevtap Yokuş’un yer aldığı Enstitü, ilk çalışmasını TC’den parlamenter ve yazarlara „yerinde seminer“ niyetine, İrlanda ve İskoçya’yı gezdirip, barışın oluşum şartlarını göstererek başlattı. Kürtler için, bu da dünyaya açılan bir pencere...
***
Başka notta, „bir kişi isyan etmişse, onu saf dışı etmek kolay“ diye yazılı. „Aşiret isyanının bastırılması zor, bir halkın isyanının söndürülmesi ise imkansız. İsyancılar Çin’de, Hindistan, Afrika, İrlanda, Güney Kürdistan, Bask, Qebek’te ve en son da Güney Sudan’da işgalciye karşı kazandı...“
TC bir imkansızı, terörle başarmak istiyor. Bu amaçla 1990’lar terörüne dönüşte. Karlıova’da yıkıma, insan avına çıkarak, Başkale’de işkence tezgahı kurarak...
1990’larda da bunu yapıyorlardı. Bir halk isyan etmişse, terörün ilaç olmadığını hala anlayamadı, bu kafa...
***
Son not, „yalan hayat“la ilgili. TC aydını ve politikacılarının „Kürt sorunu var, kanama oluyor, ama kardeşlerin birliği devam ediyor“ yalanı, bizi güldürmeye devam ediyor.
Öylesine bir kaynaşmış, yek olmuş „birlik“ ruhu ki Trabzon’da, Diyarbakır plakalı araç olay oluyor, Mersin’de taşlanıyor, Kürtler görüldükleri yerde barbarca linççe uğruyor, kurtulanlar polisçe tutuklanıyor, hapse konmayanlar topluca ülkelerine gönderiliyorlardı.
Yurdunda esir Kürt, dilini konuşuyor diye seviniyor, ama rehinlerden Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Manisa’da Kürtçe konuşma suçundan mahkum oluyor, üniversiteler Kürtçe lisans yapmayı yasaklanıyor, Kürdistan’ın seslerinden Aynur Doğan İstanbul’da barbarların saldırısına uğruyor, gittiği Hamburg’da da TC konsolosluğu tarafından başka türlü protesto ediliyordu...
Kemal Burkay’ın iddiasıyla insaniyet tam gaz ilerliyor, ama ben, zorlanarak dışlanan, taşa tutulanların, ezenlere, „gel kardeşlik oynayalım“ ısrarını anlayamıyorum.