Sokakta büyük bir sessizlik hakimdi. Yerinden kalkıp pencerenin yanına gitti. Penceredeki kırmızı perdeye uzanan eli bir süre havada askıda kaldı. Korkuyla yutkunarak elini geri çekti perdeden. Beşikte derin bir uykuya dalmış olan kızına baktı. Patlama seslerinden günlerdir uyuyamamıştı. Büyük patlamadan sonra geceden sabaha süren derin sessizlik boyunca ise adeta bir ölü gibi uykuya dalmıştı. Bir türlü uyandıramıyordu. Emzirmek için zorla dürterek uyandırmış beş dakika deli gibi annesinin memesini emdikten sonra tekrar uykuya dalmıştı.
Eğilip kızını gözlerinden öptü. Kızından başka kimsesi kalmamıştı yeryüzünde içinin sıcaklığını çoğaltacak. Ne kadar masum ve ne kadar her şeyden habersiz uyuyordu. Doğduğu gece babasının ve abisinin evin önüne düşen bir top mermisiyle bu hayattan ayrılıp gittiğinden habersiz. Oğlunun ve kocasının acısı ve hasretiyle bir daha kucakladı kızını gözleriyle. Aniden beşiğin başından kalkıp kararlı bir şekilde pencereye yürüdü, pencerenin ucunu aralayıp sokağa baktı. İçi börek dolu tepsi top mermisinin açtığı çukurun içerisinde öylece duruyordu. İçine acı bir ağırlık çöktü. Eli perdeyi kapatmaya varamadı. Perdedeki her kıpırtının bir keskin nişancı kurşunuyla buluşacağını bile bile ayrılamadı pencerenin önünden, elini çekemedi perdeden. Kızının ağlama sesine dönmesiyle pencerede bir kurşunun patlaması bir oldu. Pencerenin dibine diz çöktü. Sürünerek kızının yanına ulaştı. Kucağına aldı, memesini ağzına verdi. Jîn* koymuştu kızının adını. Babası, abisi ve komşularının pek çoğu tank ve top mermileriyle bu hayattan ayrılırken Jîn koymuştu ölümün içine doğan kızının adını. Kızı, memesini emerken Sara’nın aklı yine börek tepsisine değdi. Neden kimse almamıştı hala börekleri tepsiden.
Kışın başında un, peynir ve yağ almıştı kocası en çok. Evlerinde bu üçü varsa zengin sayıyorlardı kendilerini. Aileleriyle birlikte yaktıklarında evlerini ikisi tek başlarına çıkagelmişlerdi Suriçi’ne. İkisinden başka kurtulan olmamıştı katliamdan. Önceki seferde de yağ, un ve peynirlerini yere döküp yakmıştı askerler. Ondan olsa gerek ikisi de un, yağ ve peynir alıyorlardı evlerine alabildikleri kadar. Yakılan bütün aile fertlerini de hesap ederek alıyorlardı un, yağ ve peyniri. Daha on altısındaydılar ikisi de. Yüreklerinin acısı aynı evde aynı yastıkta buluşturmuştu ikisini. Bir karı koca ortaklığından çok acının ortaklığıydı onlarınkisi, öylesine sessiz, öylesine derinden. Ailelerini çoğaltmak istiyorlardı, yangın öncesine dönmek. İki çocukları olmuştu daha yirmisine varmadan. Ailelerini çoğaltmak için sığındıkları Suriçi’ni kuşattığında asker, terk etmemişlerdi evlerini. Kalıp direnmeyi seçmişlerdi. Kalıp burada çoğalacaklardı siperlerde bekleyen yüzleri poşuyla örtülü gözleri kara, yürekleri ak gençlerle birlikte.
Kızını yaşatmak istiyordu Sara ne pahasına olursa olsun. Köyünü yakanlara, ailesini ikinci kez yok edenlere inat kızı sürdürsün istiyordu ailesini. Yoksa çoktan bir koşu gitmişti karşı evdeki yüzü poşulu yaralı gençlere bakmaya. Her gece bir tepsi börek yapıp bırakıyordu sokağın ortasına. Ertesi sabah uyandığında boş tepsiyi sokaktan içeri çekiyordu. Tepsi boş döndüğünde anlıyordu ki karşı evdeki gençler hala sağlar. Yaralarından boşalan kanlar hala çekip almamıştı soluklarını bedenlerinden. O yaralı gençleri de dahil etmişti ailesine Sara.
Tepsi doluydu. Kimse almamıştı börekleri. Akşama kadar sürdü ağrılı bekleyiş. Karanlık çöktüğünde sokağa kızını sırtına bağlayıp evin kapısından sessizce sızdı sokağa. Kızını beline bağlamıştı keskin nişancının hedefi olmasın diye. Top mermisinin açtığı çukurun içine inip börek tepsisini kucağına aldı. Çukurdan çıkıp sokağın öbür ucundaki evin önüne henüz ulaşmıştı ki bir vınlama sesiyle birlikte sabah çocuğunu doyuran göğsünden aşağıya kanlar boşalmaya başladı. "Keskin nişancı" diye geçirdi içinden. Kızını belinden sıyırıp üzerine kapandı. Bedenindeki bütün soluk usulca boşaldı önünde duran börek tepsisinin içine. Önüne düştüğü kapının önünden yüzü poşulu bir kadının eli uzanıp önce Jîn’i, sonra Sara’nın soluksuz kalmış bedenini, sonra börek tepsisini içeri aldı.
*Jîn, Kürtçe “yaşam” demek.