- Jîna Emînî’nin ardından ‘Jin Jiyan Azadî’ serhildanı dört yılını doldurdu. Bu serhildan, kadın özgürlüğünü merkeze alan bir mücadeleyi ve insanlığın kadim özgürlük arayışını yeniden tanımladı.
LEYLA EREN
Jîna Emînî, 16 Eylül 2022’de İran rejiminin ahlak polisleri tarafından saçlarını kapatmadığı gerekçesiyle katledilmişti. Bunun ardından Rojhilatê Kürdistan ve İran genelinde protesto eylemleri başlamıştı. ‘Jin Jiyan, Azadî’ serhildanı bugün dördüncü yıl dönümünü doldurdu. Özellikle bu slogan ile bugüne kadar verilen mücadele, insanlığın binlerce yıllık özgürlük arayışı ve mücadelesiyle benzerlik taşır. Özgürlüğün kaynağının ve özünün kadın özgürlüğüne dayandığı gerçeği ya bilinç düzeyine çıkarılamadığı ya da kabul görmediği için, özgürlük arayışları hep aynı çemberin etrafında dönüp durmaktadır.Oysa bunca ağır bedellere ve dizginlenemez bir özgürlük hasretine rağmen, insan aklını ve gönlünü birleştirerek geçmişine, bugününe ve geleceğine bakmalı, böylece hakikati görebilmelidir. Kadın özgürlüğünü esas almayan bir özgürlük arayışı ya da mücadelesinin varacağı sonuç, ne yazık ki yine erkek egemen zihniyetin başka bir suretinden ibarettir.
Bir manifesto
İran rejiminin bugünkü baskısına karşı ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganı, herkesin zihninde ve ruhunda köklü bir gerçeklik yaratmış ve bu mücadele artık her yere yayılmıştır. Bugün sahiplenilen bu direniş, kadın toplumunun ve kadın gerçekliğinin özündeki o manifestonun bir ifadesidir. Bu manifestoyu yaratan gerçeklik, Jîna Emînî şahsında vücut bulmuş ve her kadının mücadelesini bugüne taşımıştır. Yaşanan idamların bir amacı da tam olarak bu gerçekliğin önünü kesip, var olan serhildanları zayıflatmak ve kadın mücadelesinin özgürlüğünü bugünlere getiren Önder Apo’nun felsefesiyle yaratılan o büyük manifestoyu bastırmaktır. Özgürlüğe dair bugünkü düşünceyi doğuran ve bu yürüyüşü başlatan isim Önder Apo olmuştur.
Gerçekleşen devrimci ruh
İnsan ve insanı yapan toplumsallık, kadın renginde ve kadın karakterindedir. İlk oluşum karakteri, her zaman hakiki karakteri ifade eder. İlk form olan toplumda, kadın özünü ve rengini görebiliriz.
Çeşitlenmek isteyen ilk kendinden yarattığı ilk form olarak kadın toplumunu, bu anlamda evrenselleşen değerlerini kendi gerçeğiyle bütünleştirerek evrensel anlam çıkışını gerçekleştiren bir toplumsallık formu olarak tanımlayabiliriz. Herkesin bedeninde ve ruhundaki form zenginleştikçe, toplumsal formun bugüne gelen yaşamı, tüm evrenselleşen değerlerini içine çeken, ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganıyla birleşen bir gerçekliktir. Bu zihnimizde büyüyerek yaşam gerçeği olan kadın bağrında, yeni bir umut soluğuyla gerçekleşen bir form olmuştur.
Çoğalmayı, çeşitlenmeyi, güzelliğin özgür akışını kendinden başlatarak tüm toplumsal öğelere yayan, akışkanlığını bir değişim ve pratiğe dönüştürmüş özgürlüğün simgesi, ‘Jin Jiyan Azadî’ şiarıyla gerçekleşen o devrimci ruh oldu.
İdeallerini gerçekleştirmek bir borçtur
Kadın, kendini gerçekleştiren bu çok sesli varoluşun bir adımını cesaretle bu yola taşımıştır. Jîna Emînî’nin bu yoldaki yürüyüşü, kendi özgünlüğünü ve zekâsını her hücresiyle zenginleştirerek bugünkü mücadeleyi yaratan, değerlerine sahip çıkan kadın gerçekliğiyle bütünleşmiştir. Bu kutsallık, sadece özgürlüğün yolunda atılan bir adım değil, tüm dünyaya kadın gerçeği ve bilinciyle yaratılan Jîna Emînî gerçeğidir. Bugün verilen mücadelenin ve yaratılan umudun mimarı olan Jîna Emînî, başındaki eşarbı değil, saçının her telinde taşıdığı o onurlu duruşla anılmaktadır. Saçlarını kesmesi ve başındaki eşarbı atarak dayatılan namus ezberlerini bozması, tekil bir özgürlük arayışı değil; bugünkü dirilişin ve büyük mücadelenin meşalesi, Jîna Emînî’nin başındaki o sembolik eşarbın alevinde yankı bulmuştur.
Bu mücadeleye söz katarak onu yeniden büyütmek, her alanda simgeleştirmek ve onun açtığı kutlu yolda yürüyerek ideallerini gerçekleştirmek, hepimizin omuzlarındaki sarsılmaz bir borçtur.