Feminist epistemoloji ve metotları konusunda uzman Dr. Muriel Gonzalez Athenas, tarihçiliğin teori ve yöntemleri, cinsiyet araştırmalarının gelişimi ve modern tarih araştırmaları üzerine Köln Üniversitesi’nde dersler veriyor. Aynı zamanda Feminist, Irkçılık Karşıtı ve Özsavunma Örgütü’nde aktivist olan Öğretim Görevlisi Gonzales Athenas, Mart ayında Kürt kadın kurumlarının gerçekleştirdiği Jineoloji Konferansı’nın da konuşmacısıydı.

Konferansı; fikirlerin, deneyimlerin ve kuramların bir araya getirilmesi ve ağlaştırılması, devrimi, özgürleşmeyi tasdik etme yolunda bir adım olarak niteleyen Athenas Gonzales, devamla konferansa ilişkin düşüncelerini şöyle dile getirmişti: “Katılımcıların heterojenliği ise, ayrıca bir umut ve motivasyon kaynağıydı. Kişisel olarak, sadece katılımcıları ve konuşmacıları değil, tartışılan içerikleri de merakla bekledim. Zira program çok şey vaat ediyordu. Kuşaklar açısından olsun, sınıf ya da etnik kimlikler açısından olsun farklılıklar o kadar zengin ve verimliydi ki, bunun radikal başka bir dünya için, Kürt Özgürlük Hareketi’nin düşünceleriyle enternasyonalist dayanışmanın bir altyapısı olması gerektiğini ve hatta zaten böyle olduğunu söyleyebilirim. İyi bir başlangıçtı. Çok şeyi tartışmak ve çok şey söylemek istedik, herkesle gönül istediğince tartışma imkanı olamadı. Bilinçlenme süreçlerini ve ağlaşmaları geleceğe yönelik etkili bir şekilde geliştirmek için, çok daha fazla zamana ihtiyacımız var.”
Feminist bilimsel araştırmaların bilim tarihi olarak açığa çıkarılması, bilimin yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunan Gonzales Athenas ile jineolojiye dair bir söyleşi yaptık.
 
Jineolojiye dair düşünceleriniz neler? Diğer bilimlere bir alternatif olma iddiasını taşıyan jineoloji, diğer bilimler nezdinde kabul görür mü sizce?
Kavram üzerine çok şey söyleyemem. Çünkü maalesef Kürtçe konuşamıyorum ve bu nedenle Kürt Hareketi içerisinde kavramın nasıl algılanıp aktarıldığını bilmiyorum. Akademik olsun ya da olmasın, bir bilim fikrini; yani geleceğe yönelik bir görüşün eşlik ettiği bir sorgulamayı, düşünce şemalarını ve böylece politik pratiği dönüştürebilmek için analiz etmek gereklidir. Akademi ya da üniversiteler hapishanelerdir; kapitalist-ataerkil toplumların psikiyatri kurumları, sisteme hizmet eden bilgi sistemleri üretirler. Yani düşünceme göre, bunu göz önünde tutan ve aynı zamanda bilgi üretiminin ve ağlaşmanın alternatif yollarını üreten bir strateji mutlaka gereklidir. Jineoloji devrimci bir düşünce olduğu için, üniversitelerde her zaman eleştiri ve redde maruz kalacaktır. Üretici ve dayanışmacı değil, hegemonyal düsturların iktidar savunusuna yarayan bir eleştiriye... Bunu göz önünde tutmalıyız. İyi yanı; üniversitenin pek çok insana ulaşması. Bu nedenle devrimci bir hareket, düşünceleri ve böylece insanları harekete geçirebilmek için kendini bağımlı hale getirmeden, bunu kesinlikle kullanmalıdır.
 
Kapitalist modern zamanda kadın biliminin yaşama, kendini deneyimleme şansı var mı?

Direnişçi düşüncelerini korursa ve bu sistemde ‘pastadan bir parça’ koparmaya bakmazsa elbette vardır. Mesela, üniversitelerde karşı rüzgar güçlenirse ve çalışmayı neredeyse imkansız hale getirirse... Kadın bilimi, birazcık daha fazla güç elde etmek ya da elde tutmak için boyun eğdirmeye izin vermeden başka yollardan gitmelidir. Kapitalist sistem hep rüşvetle yedirir ya da Marx’ın dediği gibi -her zaman amaçları ve radikal yöntemler pahasına- kamulaştırır. Başka yollar bilginin üretildiği ve müşterekleştirildiği dernekler, klüpler, politik gruplar olabilir. Zaten müşterek düşünce ve müşterek pratik, her zaman için kapitalist-ataerkil sistemin altını kazıyan şeylerdir.


Jineoloji toplumsal bilinci harekete geçirebilir, toplumun beyni işlevini üstlenebilir mi? Jineolojinin ‘nasıl bir toplumsallık’ sorusuna vereceği cevap ne olmalı sizce?
Elbette bu imkana sahiptir ve ulaşıyor, harekete geçiriyor, yanıt veriyor. Nihai bir nokta koymaksızın, daimi bir hareket ve buluş içinde yanıt veriyor. Bence feminizmin ya da daha doğrusu feminizmlerin iyi yanı bu. Feminizmler gibi bir yüzyıl içinde iki kez ortaya çıkan, bu kadar heterojen olan ve kendini her alanda yeniden ve yeniden bulan başka bir hareket tanımıyorum. Ve jineoloji, benim için bir feminizm.
Yanıtlar, jineolojinin tartışma halinde bulunduğu toplumsal alanlar yelpazesidir. Cinsiyet, iş, kültürel çalışma, direniş, sınıf, antikapitalizm, ırkçılık, çevre vs. Bütün toplumsal alanlarda cinsiyet ya da kadın-olma belirleyici bir rol oynuyor. Jineoloji tüm bu alanlarla uğraşıyor ve alternatifler hakkında düşünüyor. Bunu yaparken uzun bir direniş deneyimine başvurabiliyor. Sadece kendi deneyimine değil, diğer özgürleşme hareketlerinin deneyimlerine de... Bir şeyleri değiştirmek için tarihten yararlanmalıyız. Şeylerin hep oldukları gibi kalmaları gerektiğini göstermek için değil.

Buluşmalar kapsamında jineolojiye dair başka ne tür adımlar atılabilir?

Tabii ki başka konferanslar, oturumlar, toplantılar, seminerler vs... Bilgi üretimi uzun soluklu ve çok aktif bir hikayedir. Karşılıklı alışveriş ve dayanışma içinde oluşmalıdır ki, kafalar gerçekten değişebilsin. Öncülük olmamalıdır; herkes herkesten öğrenmeli. Kürt dağlarındaki kadından gündelik yaşamını, ailesini, çocuklarını, yiyecek stratejisini, işini dillendirmesini dinlemek kadar, sürgünde yaşayan kentliyi dinlemek de önemli. Kısacası; daha fazlasına gönlüm var! Kürt olmasam da feministim, sürgünüm ve evet, otonomum. Kürtlerle alışveriş ve dayanışma istiyorum.
 
Bu konferansın jineolojinin diğer kadın hareketleri nezdinde kabulü ve gelişimi için yeterli zemin yarattığını düşünüyor musunuz?

Bunu şimdiden söyleyemem. Otonom kadınlar ve lezbiyenler olarak uzun bir zamandır Kürt hareketiyle beraber çalışıyoruz. Göreceğiz...

Jineolojinin yaşam bulması için nasıl bir kurumsallaşma, nasıl bir örgütlenme öngörülmeli?

Daha çok bu tarz buluşmalar öngörülmeli. Sadece üniversitede değil, sağlık merkezlerinde, gençlik merkezlerinde, atölyeler gibi yerlerde de... Karşılaşmalar yani! Birlikte öğrenmek, sadece akademide ön cepheden ders vermek değil. Beraberce gündelik hayatı örgütlemek ve bizi kadınlar ve lezbiyenler olarak ne ilgilendiriyorsa, onun hakkında konuşmak. Ve araştırmak. Herkes neyi istiyorsa ve neye imkanı varsa, şeylerin altyapılarını araştırmak, cinsiyetlerin ve ilişkilerinin derinlerine inmek. Ayrı ayrı cinsiyetlerle ve beraber. Kadınlar ve lezbiyenler erkeklerden ayrı bir alanda bir araya gelip alışverişe girebilmeli, ama beraberce tartışma alanları da olmalı. Erkeklerin de ayrı bir alanda bir araya gelebilmeleri gibi.

Dayanışmacı eleştiri sinerji yaratır

Öğretim Üyesi Muriel Athenas Gonzales, Kürt Kadın Hareketi’nin feminizme ve dünya kadın hareketlerine yönelik eleştirilerine dair yönelttiğimiz soruları da cevapladı.

Kürt kadın hareketinin güncel bilime olduğu kadar feminizme de eleştirisi var. Gelinen aşamada kapitalizmin liberalizm tuzağına düştüğü ve sistemin bir parçası olduğu, böylece kendini aşamadığı söyleniyor. Feminizm bu açıdan kendini sorgulamalı mı?

Daha önce de söyledim; benim için feminizm yok, feminizmler var. Tabii ki kurumsallaştırılmış, yani kamulaştırılmış bir feminizm mevcut; cinsiyet ana akımı, toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi... Ama daha yüzyılın başında, ilk kadın hareketinden beri daha radikal kanatlar da var. Kadınlar ve lezbiyenler sokakta, ataerkillikte ve Kürt hareketinde de hayatlarını tehlikeye atıyorlardı, atıyorlar. Bu da feminizmdir. Feminizme eleştiri tarih dışıdır ve eskidir. Ayrıca, kendini sürekli ve bazen fazlasıyla eleştirenler de, ne hikmetse kadınlar ve lezbiyenler olmuştur hep. Bunun dışında heterojen bir hareketi bir olguya indirgemek ve mesela feminizmin ne olduğunu iddia etmek ataerkil bir stratejidir, Alman devletinin bütün direnişlere uyguladığı yöntemdir bu. “Kaotikler şunu yaptı”, “kadınlar şöyledir”, “yabancılar şunu yapıyorlar” gibi genellemelere dikkat etmek gerekir. İnsan yaşar, çeşitli ve tikeldir. Bununla beraber dayanışmacı eleştiri ve analiz, iyi bir antrenman.
 
Kürt Kadın Hareketinin, dünya kadın hareketlerine şöyle bir eleştirisi de var: Akademik alanda incelenmesi gereken çok önemli bir deneyim olmasına rağmen uluslararası alanda Kürt kadınlarının tecrübeleri tartışılmıyor ya da oldukça oryantalist bir bakış açısı ile ele alınıyor. Kürt kadın mücadelesinin deneyimleri neden görmezden geliniyor? Böyle bir eleştiriyle ne yaparsınız?
Tabii ki jineolojiyle devam ederim. Ve akademiyi göreceleştiririm. İlkin; sırf akademi Kürtleri görmek istemiyor diye, Kürtlerin varlığı inkar edilemez, değil mi? İkincisi; akademi devrimci değil ki! Bazen, çok ender tarihsel anlarda, 1968 gibi, ama şu sıralar Avrupa’da böyle bir an yok. Tersine, akademi daha ziyade karşı devrimci, tutucu ve az yaratıcı. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en kapsamlı krizini yaşıyor, bunun yansımasını, seçkinler nalbantı olarak itibarını kollamaya çalışan akademide de görüyoruz. Radikal feministler olarak orada tutunmak için çabalamak zorunda mıyız hep?
 
Jineoloji feminizmin ayağa kalkmasına yardım mı eder, yoksa feminizmi tasfiye edip geri planda kalmasını mı sağlar sizce?

Ne biri, ne diğeri. Üretici bir ağlaşma ve ortak çalışma mevcut. Feminizmler jineolojiyle birlikte ya da onsuz varolmaya devam edecek. Soru daha ziyade şu: Devrimci toplumsal dönüşüm anlamında sinerjetik etkiler nasıl oluşturulabilir? Çeviri: Susanne Rössling


SONGÜL TALAY/SOZDAR DÊRSIM/KÖLN