
Ortadoğu’nun kaos ortamında yaptığı çalışmalar ve yürüttüğü mücadele çizgisiyle Ortadoğu‘da olduğu kadar dünya kadınlarının da umut hareketine dönüşen Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, kendini yeniden yapılandırma çalışmalarını her alanda yürütmeye devam ediyor. Bu çalışmalardan biri de kısa süre önce kamuoyuna deklare edilen PAJK 9. Olağan Kongresi’ydi. Kongre’de jineoloji üzerine yapılan tartışmaları, ilgili kararları ve bugüne kadar yürütülen tartışma ve çalışmaları PAJK Jineoloji Komitesi Üyesi Zozan Sîma’ya sorduk.
Kongrede jineoloji hangi çerçevede tartışıldı ve yapılanmasına ilişkin hangi kararlara gidildi?
PAJK 9. Kongresi gerek yapıldığı süreç gerekse de aldığı kararlar itibariyle önemliydi. Birçok konuda önemli kararlaşmalar oldu. Keza jineoloji tartışmalarını yürütmek bakımından da önemli bir zemindi. Mevcut kadın sorunlarının klasik anlamdaki yapılanmalarla, örgütlenmelerle değil, biraz da jineolojiyle anlamına kavuşmuş kurumlarla yapılması gereği tartışmalarımızda gündem oldu. Kongre, jineolojinin daha fazla pratikleşmesine ve yaşamın hangi alanlarında nasıl örgütleneceğine dair bir çerçeve oluşturdu. Bu anlamda PAJK’ın yeniden yapılandırma çalışmalarında da jineolojiye özel bir yer verildi. Özellikle akademilerin jineolojiyi yaşamsallaştırmasındaki rolü gündeme geldi. Çünkü jineoloji ağırlıklı olarak üniversite kampüslerinde bir bilim dalı olarak gelişmeyecek; yaşamın içinde gelişecek. Bundan dolayı da biz akademilere önemli rol yüklüyoruz. Ama bu akademiler toplumdan kopuk akademiler olmayacak. Toplumda kadına dair tüm sorunların çözüm kaynağı olabilecek.
Bunun dışında jineolojinin; yani kadın bilimi çalışmasının nasıl yürütüleceğine dair de bazı kararlar alındı. Bugüne kadar yürütülen çalışmaların eksik kalan, yeterince amacına ulaşmayan, kapsamına denk olmayan yanlar değerlendirilerek, bazı planlamalar geliştirildi. Jineolojiyi daha etkin bir şekilde gündemleştirme, kendi dışımızdakilerine de taşırma ve farklı kesimleri de bu çalışmaya katma yaklaşımı gelişti.
Bazı konuları da zaman içinde sürekli tartışma ihtiyacı var. Örneğin; bir kadın partisi, bir kadın ideolojisi ile jineoloji arasındaki bağlantı nasıl olacak? Kadın biliminin kadın örgütleri ve feminist çevreler ile ilişkisi nasıl olacak? Nitekim biz kadın bilimini sadece Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin sorumluluğunda görmüyoruz. Tabii ki bu konuda iddialı ve ısrarcı olacağız ama sırf kendi başımıza yapacağımız bir şey değil. PAJK jineolojinin, jineoloji de PAJK’ın temsiliyetini yapabilecek. Bunu örgütsel bağ anlamında söylemiyorum ama bu değerleri parti olarak en çok da PAJK’ın temsil edeceği zeminde geliştirmek istiyoruz. Yani; jineoloji kadın konusunda bir veri ortaya çıkardığında, kadın konusunda attığı adımları pratikleştirmede, PAJK’ın bu sorumluluğu üzerine alan bir tanımlamayla kendisini ele alması gerektiğini düşünüyoruz. Bunda tabii feminist hareketler de, sosyalist yapılardaki kadın ve erkekler de jineolojinin yarattığı değerler ve veriler üzerinden kendi çalışmalarına çok güçlü dayanaklar oluşturabilirler. Kongrede genel itibariyle üzerinde en çok durulan şey; jineoloji tartışmalarını giderek daha yaygınlaştırmak ve kurumsallaşmasını sağlama temelindeydi.
Jineoloji kadınların, halkların ve toplumun özgürlüğü konusunda nasıl bir çıkış yapabilir? Hangi alanlarda kendini yapılandırmalı ve nasıl bir yöntem izlemeli?
Hala yoğun tartıştığımız bir konudur. Kürdistan Kadın Hareketi olarak yaptığımız birçok çalışma, attığımız çok önemli adımlar var. Ama bundan daha fazlasını yapacak potansiyelimizin olduğunu da biliyoruz. Bu anlamda jineoloji bizim için de bir çıkıştır.
Diğer bir yanı ise, bir tıkanmayı yaşadığını düşündüğümüz tüm kadın özgürlük hareketleri için de bir çıkış yaptırabileceğine inanıyoruz. Kadınların öldürüldüğü, köleleştirildiği, mağdur bırakıldığı Ortadoğu gibi bir coğrafyada, etkili bir kadın hareketine örgütlenmesine sahip olmak, bir kadın partisine, ordusuna, militan bir güce sahip olmak çok önemli bir kazanım. Bu tabloyu her alana yansıtmak istiyoruz. Yani Kürdistan Kadın Hareketi sadece savaşan bir hareket değil. Bir toplum projesi var, kadın sorunlarına çözüm yaklaşımı var.
Bunun yanında uygulamada, pratikleştirmede yetersiz kaldığımız yanlar da var. Mesela kadınların, hatta toplumun ekonomik sorunlarından, politikada kadının varlığına kadar, politikanın eril değerlerden arındırılması, demokratik siyasetin gelişmesi konusunda da düşüncelerimiz, projelerimiz var. Ama bu konuda uygulamada bizim de yetersizliklerimiz var. İşte jineolojiyle bunları da aşama çabası gelişecek.
Jineolojinin gelişeceği alanlar geniş. Temel konularımızdan birini felsefe oluşturuyor. Felsefenin kadın bakış açısıyla geliştirilmesi bizim için önemli. Demografya hakeza öyle. Önderliğimizin belirttiği alanlar içerisinde demografya, ekonomi, tarih, etik, estetik gibi alanlar, toplumsal sorunların en ağırlaştığı, mağdurunun da en fazla kadınların olduğu, kadın bakış açısıyla ele alındığında yaratacağı dönüşümle tüm sorunlara çözüm oluşturabilecek alanlar. Bunları temel alanlar olarak belirlemiş durumdayız. Bunlara ekoloji ve sağlığı da dahil ediyoruz. Örnek verecek olursak; ekonomiye veya tarihi olagelen bakışla ortaya koyduğunuzda sonuç başka, kadının konumunu ortaya koyarak ele aldığınızda ise bambaşka sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin, teorisyenlerin ekonomiye dönük de yaptığı tanımlamalar var.
Ne gibi tanımlamalar?
Ekonomi teorisyenleri ekonomiyi, dünyanın sınırlı kaynaklarını insanların sınırsız ihtiyacı için paylaştıran bilim olarak tanımlarlar. Ama ifadenin kendisi bile sorunlu. Ekonomi; en sade ifadeyle tüm canlıların beslenme ihtiyacının giderilmesi faaliyetidir. Evin ihtiyaçları ya da beslenme, tarihten bugüne kadar hep kadının örgütlediği bir alan olmuş. Ancak belli bir dönemden sonra kadının elinden ve beslenme ihtiyacından çıkmıştır. Bir kere dünyayı cansız bir varlık olarak görmek bile başlı başına hatalı. Dünya, sadece insanın ihtiyaçlarına kaynak sağlayan bir yer olarak görülüyor. Diğer yandan insan bencil, açgözlü olarak tanımlanıyor. Yani insan tanımı da yanlış, doğa, dünya tanımı da, ekonomi tanımı da... Dolayısıyla buna dayalı geliştirilen tüm teoriler de insanların beslenme alanı değil de, tamamen bir sömürü alanı olarak gelişiyor. Doğa katliamları buna dayalı olarak yapılıyor. ABD’de insanların yarısı obezite sorunu yaşarken, Afrika’da insanların büyük bir bölümü açlıktan kırımı yaşıyor. Çok büyük tarım alanları sanayiye peşkeş çekildiğinden ortadan kalkmış vaziyette. Beslenme ihtiyacıyla bağlantılı olmayan, dünyanın yüzde 10’luk kesiminin sürekli zenginleştiği, geri kalan kesimin ise sürekli fakirleştiği bir diyalektik oluşmuş. Ekonomiyi kadına dayalı yeniden tanımlamak, aslında bu varolan sistemin eleştirisini ve örgütlenmesini de deşifre ediyor.
Kadın ekonominin içindeymiş gibi çokça reklamı yapılıyor ama kadın ekonominin içinde değildir. Kadın ucuz iş gücü olarak kullanılıyor.
Burada kadın emeği bir değer olarak tanımlanmıyor. Örneğin ev içi emek ya da annelik emeği değer kategorisinde ele alınmıyor...
Evet, Marx bile kadın emeğini üretken emek olarak tanımlamamış. Ekonomi içinde kadının durumunu değerlendirdiğinizde ortaya bambaşka bir tablonun çıktığını görürsünüz. Jineoloji biraz da bunları gerçekleştirecek. Eğer ekonomi tanımını kadına dayalı yapıyorsak, ekonomik sistemimizi de kadına dayalı gerçekleştireceğiz. Üretim alanları oluşturacağız. Mevcut sistem ihtiyacı olduğunda kadınları işe aldı, ihtiyacı olmadığında ise evlerine gönderdi.
Demografya konusuna da eleştirel gözle bakıyoruz. Şu an devletler demografyayı belirliyor. Kadınlar dışında herkes söz hakkına sahip. Devletler işlerine gelince kadın bedenini sömürerek çok çocuk yapmaya teşvik ediyor, işlerine gelmediğinde kürtaj hakkı tanıyarak ya da farklı tedbirlerle doğumu engelliyor. Devletlerin asker ve işçi ihtiyaçlarına dayalı olarak belirledikleri bir alan haline gelmiş. Gerçekleşen yer kadın bedeni ama kadının hiçbir söz hakkının olmadığı bir alan. Eleştirdiğimiz nokta şu: Bu konuyu daha bilimsel yanlarıyla ele alan, çözümleyen bir yaklaşımdan ziyade, meseleyi kadının kürtaj hakkına sahip olunup olunmamasına sıkıştırmak, devletlerin nüfus politikalarını eleştirmenin ötesinde çocuk doğurma üzerine felsefik olarak da tartışma yürütmek lazım. Kadın erkek ilişkisine kadar bunu tartışmak gerekir. Biz bu sorunları “sistem içinde nasıl bir değişim yaratırız” gibi çözüm yaklaşımının yanında kuramsal olarak da dayanaklarını oluşturan ve dönüşümünü sağlayan bir perspektifle ele alıyoruz. Jineolojinin ilgili olduğu alanların hepsi için geçerli bir durum sözkonusudur.
Jineolojinin dayanağı birikimlerimizdir
Ortadoğu gibi bir kaos zemininde kadın biliminin çıkış şansı ne kadardır?
Jineolojinin çıkış yapacağı zemini değerlendirdiğimizde, bazıları bizi çok iddialı bulabilir. Bu konuda söz söyleyebileceğimiz çok önemli pratiklerimiz var. Bugün Kobanê’deki direniş, yirmi yıllık birikimin sonucudur. Tüm dünyada etki yarattı. Bu etkinin temel dayanağı ise oradaki kadınlardır. Dünyanın birçok yerinde kadınlar savaşta yer aldı, ama Kobanê’yi Kobanê yapan; oradaki kadınların mücadele biçimidir. Ortadoğu’ya, dünyaya dayatılan erkek egemenliğin en vahşileşmiş biçimine dur diyebilen tek güçtür. Bir yandan erkek egemenliğinin en çirkin, en faşizan biçiminin dayatıldığı bir zeminde kadınların bu kadar dik durması, kendi kimliği ve ideolojisiyle mücadele ediyor olması, bu değerleri temsil ediyor olması, aslında jineolojinin çıkış yapabileceğine dair en büyük örneği gösteriyor.
Oradaki kadınlar toplumsal anlamda çok önemli dönüşümler yaratıyor. En yaşlısından en gencine kadar kimse kadınsız, YPJ’siz bir slogan, bir cümle kuramıyor. Jineolojinin dayanak yapacağı şey de bu birikim ve tecrübedir. Yoksa çok şeyler söylenmiş, çokça tahliller yapılmış ama burada yaşam biçimi haline getirildi. Kadın doğası orada yaşam buldu. Birçok insan bundan ilham alarak gidip mücadeleye katıldı. Yani temsil ettiği değerler de çok güçlü oldu. Önderliğimizin hep ifade ettiği tanrıçalık kültürü böyle bir şey. Yaşam artık o kadınların etrafında şekillendi, yaşama kadınlar yön verdi. Güzellik anlayışından mücadele anlayışına kadar bütün değerler o kadınlarda temsil buldu. Bu anlamda Ortadoğu’da yaşanan kaosta da jineoloji aslında bu değerlerin akademik bir ifadeye kavuşması, bunların temsil edilmesi ve yayılmasını ifade edecek. Sadece Kobanê’yle sınırlı kalmayacak. Bunlar dünyada yaşam bulması gereken değerler. Biz bunları jineoloji ile ifadeye kavuşturmak istiyoruz.
ESENGÜL AMARA/BEHDÎNAN