
Neden böyle bir oluşuma gidildi?
Doğada hiçbir varlık, kendi sonunu getirmek için insan kadar yeni inşalara gitmemiştir. Oysa insan, evrenin en esnek yapılı zekasına sahiptir. Fakat kapitalist modernitenin güçlenmesi doğrultusunda çalıştığı için, yaşanan toplumsal sorunlara köklü çözümler getirememiştir. Aksine insanın tüm düşüncesi, aklı ve duyguları çarpıklaştırılarak insan üzerinden her türlü tasarrufunun gelişmesine zemin oluşturmuştur. Kapitalist moderniteyi bu yönlü çokça eleştirmek gerekir. Fakat kapitalist modernitenin bugünkü yapısına ulaşıncaya kadar, toplumun tarihsel evrelerinde iktidarcı ve hegemonik ele alış biçimleri yaşanmıştır. Bu nedenle tarihsel toplumu doğru anlayabilmek, iktidarın ve hegemonyanın gelişimini doğru tanımlayabilmek gerekir. Kapitalist modernite döneminde inşa edilen tüm bilimlerin temelinde erkeğe göre kavramsallaştırma ve kuramsallaştırma vardır. ‘Bilinen yollardan yürüyenler, daha önce ulaşılan köylere çıkar’ özdeyişi burada manasına ulaşır. Toplum ve yaşam tanımlanacak ve toplumun özgürlük eğilimli yaşamı istenecekse, başta kurtulmamız gereken husus erkeğe göre yapılmış toplum yorumlamalarıdır.
Biz kadınlar, içinde yaşadığımız ve yaşamak istediğimiz toplumun cinsiyetçilikten arınmış, özgür, demokratik, eko-ekonomik olmasını istiyoruz. Bu nedenle de tüm kavramlarımızı ve kuramımızı da bu doğrultuda inşa etmenin anlamlı olduğunu düşünüyoruz.
Kapitalist modernite ile birlikte yürüyen bilimin, toplum sorunlarına cevap olmayacağı açıktır. Tarihin hiçbir döneminde şimdiki kadar kadına dönük şiddet, militarizm, toplumsal savaşlar, ekolojik yok etmeler, kültürel kıyım, işsizlik, yoksulluk, açlık vb. sorunlar yaşanmamıştır. Bu sorunlar bir zorunluluk olarak yaşanmadı ve yaşanmıyor. Tarih hiçbir zaman zorunlu bir ilerleyiş değildir. Bu sorunları yaratan erkeğin iktidarcı ve hegemonik yaşam ihtiyaçlarıdır. Tüm toplumsal sorunların temelinde, erkeğin bu amaçlar uğruna kadını içinde tuttuğu statü vardır. Bu nedenle tarihsel toplumumuzu doğru anlayabilmek için sosyal bilimin yeniden inşasına ihtiyaç vardır.
Kadın bilimi derken neyi kastediyorsunuz?
Ana akım olarak gelişen sosyal bilim yorumu, bilimi toplum üstünde yorumlamaktadır. Oysaki bilim, kadının edindiği bilgiyi paylaşıp, çoğaltmasıdır. Bilim, toplumsal bir birikim ve güncel olarak da üzerine katılanlardır. Hiç kimse bilimin ve bilginin bir günde ortaya çıktığını iddia edemez. İnsanın ilk bilmesinden günümüze kadar kümülatif ilerleyen bilginin toplamı olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan arkeolojik araştırmaların sonuçlarının da ortaya çıkardığı gerçeklikle görüyoruz ki, bilim ve bilgi konusunda kadın başattır. Tıp, astronomi, tarım, ekonomi, kültür, eğitim vb. birçok alanda kadının toplumsal sorumluluk ve ilişkilerdeki statüsünden kaynaklı olarak önemli gelişmelere imza attığı anlaşılıyor. Halen yürütülen birçok arkeolojik kazı ile yeni bilgiler ortaya çıkmaktadır. Kadının ilk toplumsallaşmayla birlikte başlattığı bilgi ve bilim arayışları ve katkıları daha sonraları cadılık, simyacılık geleneği olarak ifade edilen döneme kadar da çok güçlü bir şekilde yansımasını bulmuştur. Fakat kapitalist modernite bilim zemininden ilk elden kadını kovmuştur. Kadının zekası hep görmezden gelinmiş, sözde bilimsel tespitlerle düşük zekalı olduğu iddia edilmiştir. Bilimin en büyük yanılgısı da; kendisini ortaya çıkaran iradeye ihanet içine girmiş olmasıdır.
Bilgiyi ve bilimi ortaya çıkaran, bir birikime dönüştüren kadına saygının gereğini yerine getirmek, tüm bilimlerin borcudur. Biz kadınlar, kadın hakikatinin açığa çıkarılmadan, toplumsal hakikatin de açığa çıkarılamayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle jineolojinin, kadının ve toplumun anlamını açığa çıkarmada çok güçlü kuramsal dayanakları açığa çıkaracağına inanıyoruz. Modernist sosyal bilim yerine, yeni bir sosyal bilim inşasında da önemli bir adım olarak jineolojiyi görüyoruz. Bu nedenle jineolojiyi tüm dünya kadınlarının gündemine alıp, yeni bir tartışma zemini oluşturmayı önemsiyoruz. Bu doğrultuda kadın biliminin kavramsal ve kuramsal yapısını oluşturmayı ve eylem planlamasına gitmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.
Jineolojiyi temel olarak sosyal bilimlerin neresine oturtuyorsunuz?
Bu soru yeni sosyal bilimlerde önem kazandığı gibi, jineolojinin kavramsal ve kuramsal çerçevesinde de önem kazanan sorudur. Sosyal bilimlerin kuramına yönelttiğimiz temel eleştiri, yöntemleri, tarihe bakış açısı ve epistemolojisidir. Sosyal bilimlerin yönteminin toplumu, özellikle de kadını anlamlandırmada yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle tarihi, üzerine ölü toprağı örtülmüş, karanlık dehlizlerde yaşananlar olarak algılamıyoruz. Jineolojiyi sosyal bilimlerin bir disiplini olarak ele almanın ötesinde toplum bilimin ta kendisi olarak ele almanın, toplumsal tarihi en doğru yorumlama ve anlamlandırma yöntemi olacağına inanıyoruz.
Neden jineoloji kavramlaştırmasına gidiyorsunuz? Kadın bilimi denilemez mi?
Jin, Aryen dillerinde kullanılan bir kelime köküdür. Jin, jiyan, zen, ceni, cihan, şen gibi sözcükler, yaşama ve kadına karşılık gelmektedir. Kadın ve yaşamı aynı kelime kökeninde kullanmak sadece etimolojik bir tanımlama değildir. Bu aynı zamanda epistemolojik (bilginin kaynaklığı anlamında) ve ontolojik (varoluşsal) bir tanımlamadır. Kadının yaşamla özdeş olduğu, aynı kaynağı verdiğini de gösterir. Ontolojik anlamda kadını, kadim Aryen halkları en güzel ve sade biçimiyle tanımlamışlardır. Bu tanımlamayı hem tarihe hem de kadına toplumsal varoluşu içinde anlam vermek açısından önemli buluyoruz. Tarihe anlam veremeyen hiçbir gücün ne günceli ne de geleceği yaşayabilecek iradeyi de ortaya çıkaramayacağına inanıyoruz.
DÎLAN ŞEVAL/BEHDÎNAN