Almanya Gündemi

Önümüzdeki pazar günü Nordrhein Westfalen’de (NRW) eyalet meclisi bileşeni seçilecek. Normal koşullarda seçimlere daha 2 yıl vardı, ancak 2010’daki seçimlerin ardından ‘azınlık hükümeti’ olarak yönetimi oluşturan Sosyaldemokrat-Yeşiller koalisyonunun bütçe planı Mart ayında meclisteki diğer partilerin oyları ile reddedilince meclis feshedildi ve erken seçim kararı alındı.
Mevcut kamuoyu yoklamalarına bakılırsa SPD ile Yeşiller, çoğunluğu elde edecek. Hıristiyan muhafazakarların oyların yüzde 30’unu almaları beklenirken, Korsanların yüzde 7, FDP’nin ise yüzde 6 alması bekleniyor. 2 yıl önceki seçimlerde yüzde 5.6 ile ilk defa eyalet meclisine seçilen Sol Parti’nin durumu yoklamalara bakılırsa oldukça kritik; barajı aşmayabileceği belirtiliyor.
NRW eyaletinde yaşayan 18 milyon kişiden 13.2 milyonu oy kullanma hakkına sahiptir. Bunların ne kadarının Kürt olduğunu bilemeyiz tabii ancak NRW, Almanya’daki 16 eyalet arasında en büyük Kürt nüfusunun olduğu eyalettir. Yanılmıyorsam özellikle de Ruhr bölgesindeki sanayi, yine otomotif sektörü nedeniyle NRW, Kürt ‘misafir işçilerin’ en fazla göç ettiği eyalettir. Vatandaşlığa geçenlerin oranının bu kesimde daha yüksek olduğu hesaba katıldığında, 13 milyon seçmen arasında büyük bir Kürt kitlesinin de bulunduğu anlaşılır. Dolaysıyla önemli bir Kürt seçmen potansiyelinden bahsedebiliriz.
Biliniyor, YEK-KOM öncülüğünde bir süre önce Kürt kimliğinin Almanya’da resmen tanınması için bir kampanya başlatıldı. Zira tahminlere göre en büyük 2. veya 3. göçmen grubunu oluşturan Kürtler, Almanya’da da kendi kimlikleriyle tanınmayıp ya Türk, ya Fars ya da Arap olarak kategorize ediliyor ve kolektif haklarından yararlanamıyor. Alman devleti ayrıca son 30 yılda Kürtler söz konusu olduğunda bir nevi beşinci işgal kuvveti gibi davranıp, görülmedik bir kriminalizasyon politikası uyguladı. Örneğin Kürtleri yargılamak için özel mahkeme salonları inşa etti, çeşitli eylem ve etkinlikler yasakladı, hapis cezaları ve işkencenin beyazı olan tecrit ile ‘ıslah’ edemediği siyasetçilere siyaset yasağını vermekten çekinmedi, Özgür Politika gazetesini hukuksuz bir şekilde kapattı, Roj TV’nin canlı yayın aracına el koydu, vs. vs. Bu listenin sonu gelmediğinden, şimdilik bir nokta koyalım. Zaten amacım, biz Kürtlerin Almanya’da aktif siyaset yürütmek için sayısız nedene sahip olduğunu gözler önüne sermektir.
Kuşkusuz bu duruma karşı kesintisiz ve çok yönlü bir mücadele de yürütülüyor. Öz örgütlülük alanı olarak Kürtlerin kendilerine ait örgütlenme araçları - halk meclisleri gibi - işin bir yanını oluşturuyor. Sokak bir diğer alan. Ve bir de kurumsal-parlamenter zemin var. Ancak bu parlamenter zeminde de mücadele etme konusunda oldukça geç kaldık. Mevcut durumda tek tük bazı eyalet meclislerinde Kürt milletvekilleri var. Dünkü seçim için Schleswig-Holstein’de genç Kürt kadını Seyran Papo yarışıyordu. Önümüzdeki pazar günü ise Hamide Akbayır ve Ali Atalan’ın yeniden NRW meclisine girip girmeyeceği belirlenecek.
Yukarıda da belirttiğim gibi, aday oldukları Sol Parti’nin (DIE LINKE) yüzde 5’lik barajı geçmeme riski var. Bu durumda her oy çok önemli. Ancak Almanya’da yaşayan Kürtler olarak nedense sahip olduğumuz seçme ve seçilme hakkını pek kullanmıyoruz. Fakat sesimizin meclislerde duyurulmasını, siyasi irademiz ve haklarımızın parlamenter zeminde savunulmasını istiyorsak, oy kullanmak zorundayız. Ki belki de Almanya’daki göçmen gruplar arasında en fazla da sesini duyurma ihtiyacı ve gerekçeleri olan Kürtlerdir. NRW’de yaşayan ve oy hakkına sahip Kürtler, önümüzdeki pazar günü bu gerçeği unutmamalı.