
Sayir’in yalnızlığı
Festival etkinlikleri için gittiğimiz Dêrsim’den onu görmeden gitmek bir nevi bu tarihini görmezlikten gelmek anlamına geleceğinden düştük yollara. Köy yolunda Sara’nın (Sakine Cansız) mezarını selamladıktan kısa bir zaman sonra Mulu’ya vardık. Evine gittiğimizde bizi kızı karşıladı. Sayir’in rahatsızlığından dolayı Gome Dewreş’e (Esentepe) oğlunun evine gittiğini öğrendik. Dut ağaçlarının gölgesindeki eski evi, Sayir’in yalnızlığına ayna tutuyordu. Oysa sayısız kasetini doldurduğu, keman sesinin taşlarına işlediği evi, bakımı hak ediyordu. Bu duygular içinde yeniden merkezin yolunu tuttuk ve Silo Qiz’ı oğlunun evinde bulduk. 110 yaşına rağmen dinç görünen Silo Qiz bizi çok sıcak karşıladı. Heyecanımız gittikçe artıyordu, zira bir tarih karşısında durmak, onunla konuşmak az değildi.
Babadan kalan keman
Silo Qiz, sözlerine “Babam düğünlere gider keman çalardı, ben de birlikte giderdim, çok küçüktüm öldükten sonra bana kaldı. Kendi kendime öğrendim” diyerek başlıyor. Silo Qiz, yüz yıldır bu geleneği devam ettirdiğini söylüyor ve ekliyor: “Milletin bir yakını ölünce beni mezarına götürüyorlardı, ben onun üzerine söylerdim. Sünnetlerde, düğünlerde söylerdim. Erzurum, Erzincan, Çarsancak, herkes beni götürüyordu. Miletin parası yoktu, davul getiremiyor, beni götürürlerdi hem çalar hem söylerdim. Bu benim sanatımdı.”
Direnişi yüzyılı aştı
Sohbete 110 yaşına rağmen bütün canlılığı ile çaldığı kemanı ile devam ediyor. Kemanı çalarken yüzündeki gülümseme bu kültürün geleceğe inatla direndiğinin kanıtı bir nevi. Aynı zamanda yüzünün takındığı neşe de müzikle arasında olan bağının hiç kaybolmadığını ortaya koyuyor. Yorulmak bilmeyen Silo Qiz’a biraz ara vermesini söylüyoruz. Arada hemen sohbete giren Silo Qiz’in en çok üzüldüğü nokta ise artık kilamlarını söyleyememesi. “Üç senedir sesim gitmiş artık yedemiyorum. Ben artık Silo değilim, Silo ihtiyarladı. Sana şarkı söylerdim, hayret kalırdın. Şimdi hastayım, oğlumun evine geldim” diyerek derinden bir iç çekiyor; geçen yılların hüznünü yaşıyor adeta.
Keman olmasaydı vururlardı
Dêrsim tarihinin en kanlı yılı 38. On binlerce insan o coğrafyada yaşadığı ve Dêrsim kültürünü taşıdığı için yok edildi. Bütün bu soykırıma tanıklık etmiş Silo Qiz da sözü hemen 38’e getiriyor. O yıllarda sanatını icra eden Silo Qiz’in onbinlerce insanın öldürüldüğü soykırımdan kurtuluşu da tamamen sanatı sayesinde. Silo Qiz, soykırımdan sağ kurtuluşunu şu cümlelerle anlatıyor: “Askerler beni albayın yanına götürürlerdi. Akşamdan sabaha kadar her gün askerlere keman çalıyordum, yoksa beni de vururlardı.”
Milletimin üzerine söyledim
Aslında kemanın işe yaramadığı zamanlar olduğunu söyleyip şarkılarındaki sözlerden ötürü ölümden döndüğünü de anlatıyor: “Ben milletin üzerine söylüyordum. Neler, kimler üzerine söylemedim ki aşiretler üzerine söyledim, Çuxur ağaları vuruldu onların üzerine söyledim. Dêrsim üzerine söyledim. Beni şikayet ediyorlardı, hakim beni götürdü, ‘niye hükümetin üzerine söylüyorsun’ deyip ifademi aldı. Ben de dedim, Kürtlerin üzerine söylemişim, hükümetin üzerine söylememişim. Yoksa beni Diyarbekir’e götürüyordu. Ben de söylememişim dedim, beraat ettim.”
Köydeki evimi yapın
Kendisine belirli bir ilginin varlığından da söz eden Silo Qiz, “Gençler, millet çok geliyordu. Keman çalıyordum, oynuyorlardı. Fotoğraf çekerlerdi. Beni severlerdi, her şeyi verirlerdi. Allah razı olsun. Benim kızım köydedir, köye her gün geliyorlar. Erzurum, Diyarbekir’den geliyorlar. Bu iki gündür buraya gelmişim, kimse gelmiyor’ diyor. Bütün bu ilginin yanında Silo Qiz’ın kızıyla birlikte yaşadığı köydeki evi hala yapılmayı bekliyor. Silo Qiz da evinin yapılmadığını belirterek şunları ifade ediyor: “Belediye köydeki evimi yapacaktı. Torunum bırakmadı, ‘biz yaparız’ dedi. Ben de belediyeye diyecem, ben ihtiyarım, bana yapın.”
Yarın: Sanatçılar Silo Qiz’ı anlatacak...
ÖNDER ELALDI