İsviçre’nin Basel kentinde Kanton Parlamentosu seçimlerinde yarışacak olan Kürt kökenli kadın adaylara, aile içi şiddet, kadın örgütlenmesi ve kuşaklar arası sorunları sorduk. ‘Kadın örgütlenmesi toplum açısından hayati önem taşıyor’ tespitini yapan adaylar, göçmen topluluklarda gizlenen aile içi şiddetin ise açığa çıkarılmasından yana.
28 Ekim 2012’de gerçekleşecek Kanton Parlamentosu seçimlerinde Elif Doğan Yeşiller Partisi’nden aday. Doğan aile içi şiddetin en çok kadınları ve çocukları hedeflediğini belirterek, “Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerden gelenlerde şiddet yaşansa da, Avrupalı kadınlar ve çocuklarda aile içi şiddet mağdurudur” dedi. Bu sorunun eğitim ile çözüleceğine işaret eden Doğan, “Kadın özgüven sorunu yaşıyor. Kuşaklar arası sorunlar göçmen ailelerde çok yaşanıyor. Kültüründen ve dilenden kopan gençler ise aileleriyle daha derin uyuşmazlıklar yaşıyor” diye konuştu.

‘Göçmenlerde şiddet daha fazla’

Genç adaylardan Eda Çamlıbel de, özellikle doğu toplumlarından gelen ailelerde şiddet vakalarının daha yoğun olduğunu dile getirerek, “Töre, namus, gelenek ve görenek gibi bazı terimler öne sürülerek şiddet uygulanıyor. En az fiziksel şiddet kadar psikolojik şiddetin de yaşandığı bir gerçek” dedi. Çamlıbel, “Biliyoruz ki aile içi şiddet özellikle göçmen toplumlarında gizli tutularak resmi kurumlara ulaşmıyor. Bu nedenle biz göçmen derneklerde aile içi şiddet konusunu gündemleştirerek ve örgütlenerek bir çok şeyi açığa çıkarabiliriz” diye konuştu. Çamlıbel şunları belirtti: “Üçüncü kuşak göçmenlerin, yine bizim gibi toplumların kendi içinde dayanışma, daha fazla sosyal ilişki geliştirilmesi gibi özellikleri var. Kendi olumlu değerlerimizi kaybetmeden, modern yaşam biçimine uyumlu projeler geliştirmeliyiz. Partilerde, devlet dairelerinde az sayıda kadın var. Kadınların bu kurumlarda ayrı örgütlenmesi ve toplumsal ayrımcılığa karşı birlikte mücadele etmesi gerekiyor.”

Kurumlar yetersiz kalıyor

Yine genç adaylardan Melike Filiz Altuncular-Çakal, aile içi şiddette yönelik, fiziksel şiddetten çok psikolojik şiddetin daha ağır ve vahim bir hale geldiğini belirterek, “İsviçre’de bu tür ailevi sorunlarla ilgilenen kurum ve kuruluşlar yeterince bulunmaktadır” dedi. Çakal, derneklerin aile içi şiddete yönelik projeler üretmesi gerektiğini vurgulayarak kadınların örgütlü olmasının hayati bir önem taşıdığını belirtti.
‘Şiddet aile içinde gizli’
Edibe Gölgeli ise aile içi şiddetin sadece fiziksel şiddet olarak algılandığını belirterek en şiddetlisinin psikolojik şiddet olduğunu belirtti. Özellikle cinsel şiddet vakalarının her geçen gün arttığına dikkat çekti. Gölgeli, “Bu şiddet türü de diğer şiddet türleri gibi sadece aile içinde gizleniyor” dedi. Sığınma evleri başta olmak üzere, kadını bilgilendirme bürolarının ve danışma merkezlerinin artması gerektiğini de sözlerine ekleyen Gölgeli, parlamentodaki önceliğin bu ve benzeri sorunları gündeme getirmek olduğunu da vurguladı. “Kuşakların birbirlerini anlaması için özellikle Kürdistani kurumlarla bir çok çalışma yaptık” diyen Gölgeli kadınların mutlaka örgütlenmesi gerektiğini belirterek, birinci kuşak Kürt ve göçmen kadınların en çok acı çeken kesimler olduğunu söyledi. Gölgeli son olarak “Örgütlü olmayan kadın kesinlikle bu erkek egemenlikli yaşama karşı duramaz, kendisini savunamaz. Kadın ailenin ve toplumun omurgasıdır. Bu nedenle topluma ve aileye karşı sorumluluklarımız var. En önemlisi bunun bilincine vararak örgütlenmemiz gerek” dedi.

‘Ortak alanlar yaratılmalı’
İki dönemdir Basel Kanton milletvekilliği görevini sürdüren Sibel Aslan ise aile içi şiddetin üçüncü nesilin yetişmesiyle birlikte çocuklara yöneldiğini belirtti. Aile içi şiddetin, yaşam biçiminden kaynaklandığını belirten Aslan, konuyla ilgili sekiz yıldır bir çok proje ürettiklerini, fakat bu ve benzeri sorunların sadece projelerle giderilmeyeceğini sözlerine ekledi. Aslan, sadece göçmen kadınlarla değil, tüm kadınları kapsayacak ortak alanların yaratılması gerektiğine dikkat çekerek, “Kadınlar her şeyde önce kendi gücünün farkına varmalı. Daha fazla siyaset alanlarına açılmak, daha fazla sivil toplum örgütleri arasında yer almak, daha fazla sosyal yaşam alarını açmak gibi hayatın tüm alanlarında kendilerine ulaşmalılar.”

ALİ ONGAN/BASEL