Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet denildiğinde; ;akla daha çok Doğu toplumları, geri bıraktırılmış coğrafyaların insanları gelir! ‘İlerlemenin’, ‘gelişmenin’, ‘uygarlığın’, ‘demokrasinin’ ve ‘insan haklarının’ beşiği sanılan (!) Batı toplumlarında kadınların birçok hakka sahip olarak özgür ve mutlu yaşadıkları varsayılır. Oysa gerçek hiç de sanıldığı gibi değil...
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA-EU) tarafından yapılan ve kısa süre önce sonuçları açıklanan kapsamlı bir araştırma Avrupa Birliği’ne mensup ülkelerdeki kadınların maruz kaldıkları şiddetin boyutlarına ışık tutuyor.

42 bin kadınla görüşüldü

Araştırma, AB üyesi 28 ülkede 18-74 yaş arası 42 bin kadar kadınla yapılan görüşmelerin sonuçlarına dayanıyor. Araştırmada  kadınlara evlerinde ve işyerlerinde fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete uğrayıp uğramadıkları, takip ve cinsel tacize maruz kalıp kalmadıkları, çocukluk çağlarında şiddete uğrayıp uğramadıkları sorulmuş. Araştırmaya göre, 62 milyon kadın şiddet mağduru! Avrupa’da her üç kadından birinin fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını ifade eden rapora göre, kadınların yüzde 5’i tecavüze uğruyor, yani her yirmi kadından biri tecavüze maruz kalıyor; AB üyesi ülkelerde yaşayan her on kadından biri onbeş yaşından önce cinsel şiddete maruz kalıyor; her beş kadından biri eşleri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz bırakılıyor. Ancak kadınların yüzde 67’si en ağır ev içi şiddet olaylarını bile polise bildirmiyor. Evlerinde güvende olmayan kadınlar sokakta ve işyerlerinde de ayrıca baskı ve tacizle yüzyüze kalıyorlar. Araştırma kapsamındaki kadınlardan yüzde 18’i onbeş yaşından bu yana takip edilmekten mağdur olduklarını, yüzde 55’i ise çalıştıkları yerlerde cinsel tacize uğradıklarını ifade etmiş.
 
Sözde demokratik ülkeler!

Araştırmanın gözler önüne serdiği çarpıcı gerçeklerden biri, gerek refah düzeyleri ve gerekse kadın-erkek eşitliği ve demokratik- leşme düzeyi bakımından nispeten önde olan ülkelerde yaşanan ve polise bildirilen fiziksel ve cinsel şiddet olaylarının dikkat çekecek kadar yüksek olması! Örneğin;  Danimarka yüzde 52, Finlandiya yüzde 47, İsveç yüzde 46 ile ilk üç sırayı alıyor. Onları yüzde 44 ile İngiltere ve Fransa izlerken Polonya ise yüzde 19 ile en son sırada bulunuyor!
Araştırmanın ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri, fiziksel ve cinsel şiddetin kadınlar üzerindeki duygusal ve psikolojik etkilerinin yıllarca sürebildiği. Bu da tedavi ve terapi olanaklarının ve bu amaçla kurulmuş kurumların yaygınlaştırılması ihtiyacını ortaya koyuyor.  

FRA-EU: Ev içi şiddet özel değildir

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA-EU) raporunda AB üyesi ülkelere ev içi şiddeti özel bir sorun olarak değil bir toplumsal sorun olarak ele alma ve cinsel tacizle ilgili yasaları gözden geçirme çağrısında bulunuyor. Aynı şekilde, yoğun alkol kullanımı ile ev içi şiddet arasında bağ olduğu tespiti yapılıyor. Özellikle genç kadınların saldırıların hedefinde olduğuna dikkat çeken rapor, yaygın taciz uygulamalarının varlığına karşın kimi ülkelerde bu sorunun açığa çıkarılmasına pek de iyi gözle bakılmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle de saldırıların çoğunun yetkililere duyurulmadığı ifade ediliyor. Sorunla mücadele için yürütülen kampanyaların kadınlar kadar erkekleri de kapsaması gerektiği belirtiliyor. Kadınlara yönelik şiddetin tüm Avrupa Birliği ülkelerinde önemli bir insan hakları ihlali olduğunu dile getiren FRA-EU Başkanı Morten Kjaerum, “Bu sorun hergün toplumları etkiliyor; dolayısıyla AB ülkeleri sorunla mücadele için harekete geçmeli” diyor.

İstanbul Sözleşmesi ne içeriyor?

Son on yıldır kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla birçok kampanya gerçekleştiren AB bu doğrultuda yeni adımlar atmaya hazırlanıyor. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkeden 25’i tarafından imzalanan ve AK üyesi on ülkenin onaylamasıyla 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’, kısa adıyla ‘İstanbul Sözleşmesi’ bu amaçları içeren ilk Avrupa sözleşmesi niteliğinde. Önleme, koruma, kovuşturma ve şiddet mağdurlarına sağlanacak hizmetler konusundaki asgari standartları belirleyen Sözleşme, onaylayan ülkelere acil destek hattı, sığınma evi, tıbbi hizmetler, danışmanlık ve hukuki yardım gibi hizmetleri sağlama yükümlülüğü de getiriyor.
Kadınlara yönelik şiddet biçimlerini (cinsel şiddet, fiziksel ve psikolojik şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti ve taciz amaçlı takip vb.) tanımlayan Sözleşme, bunların suç olarak kabul edilmesi için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunuyor. Bir yıl içinde seçilecek bir grup bağımsız uzman ülke ziyaretleri yaparak, dönemsel ülke raporlarını değerlendirerek sözleşmenin hayata geçirilmesini denetleyecek.
İstanbul Sözleşmesi kadına uluslar arası bir koruma şemsiyesi açmakla birlikte pratikte etkili olması için bir ‘eylem planı’nın hazırlanarak yürürlüğe konulması gerekiyor.  Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için toplumun bir zihniyet dönüşümünden geçirilmesi ihtiyacı bulunuyor!
Sözleşme ayrıca şu somut düzenlemeleri getiriyor: Sözleşmeyi onaylayan ülkeler şiddet gören kadına ‘mülteci’ statüsüyle ‘sığınma’ hakkı verebilecek; şiddet nedeniyle eşinden ayrılan kadın, o ülkenin vatandaşı olmasa da ‘sınır dışı’ edilemez ve ‘ikamet izni’ verilir; kadına yönelik şiddete ‘yataklık’ edenler de cezalandırılacak; devlet radyo ve televizyonlarında her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yayın yapılacak; ilk ve orta öğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın-erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulacak...

Görüldüğü gibi, kadına yönelik şiddet sorunu gelişim düzeyleri ne olursa olsun tüm toplumların ortak sorunu. Sorunun boyutları farklı farklı da olsa ataerkil eğitim ve düşünce sistematiği; iktidarcı ve cinsiyetçi toplum ve devlet yapılanması, egemen dinsel bakış açısının kadın üzerindeki hakimiyeti sürekli beslemesi gibi nedenler dünyanın her yanında kadınlara dönük şiddetin yaşanmasına ve toplumu içten içe çürütmesine yol açmaktadır. Kadına yönelik her türden şiddetin önlenmesi için yürütülen kampanyalar, çıkarılan yasalar vb. çok önemli olmakla birlikte sorunun köklü çözümünün bir sistem sorunu olduğunu asla göz ardı etmemek gerekmektedir. Ataerkil, devletçi, iktidarcı ve cinsiyetçi  bakış açısı ve kişilik yapılanmasıyla mücadele temelinde tepeden tırnağa yenilenip demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmayla buluştukça ve toplumu bu temelde dönüştürdükçe kadınların şiddetten kurtulması köklü olarak sağlanabilecektir.


FİDAN YILDIRIM