Dün Türk medyasına düşen bir habere göre, İstanbul Bostancı’da bir apartmanın dördüncü katındaki dairede temizlik yapan 42 yaşındaki Rukiye Şimşek, camları silerken dengesini kaybederek aşağıya düştü ve öldü. Bu haberin hemen ardından  gelen haber yine bir kadın cinayetiydi, bu kez ortada sadece katil bir koca yoktu. Devletin karakolu, savcısı büyük bir hata yapmış, şiddet mağduru Cevriye’nin başvuruları sonucunda yanlışlıkla katil kocayı koruma altına almış, mağdur kadını ve onu korumaya çalışan annesini göz göre göre ölüme göndermişti.

Bu olaylar ilk ya da istisna değildi ne yazık ki. Ve kimse bilmiyor, daha ne kadar ölecek kadınlar, daha ne kadar sıkıştırılacaklar ölümle yaşam arasına. Neden, ne için çekecekler bu işkenceyi? Zira ne katil kocaları durduracak ne de iş cinayetlerini önleyecek bir çaba var halihazırda.
Türkiye’de, resmi kayıtlara alınmadıklarından gayrı resmi rakamlara göre 2012 yılı itibari ile 600 bin ev işçisi; yani gündelikçi kadın çalışan var. İş Yasası ve İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nda istisnai haller arasında sayılarak görmezden gelinen ev işçilerine sağlanan hiçbir yasal koruma yok. İş yasasından yararlanamadıkları gibi sigortalı olabilmeleri de yasanın aradığı koşullar çalışma koşullarına uygun olmadığından neredeyse imkansız.
Her tür yasal korumanın dışında tutulmaları nedeniyle, uğradıkları pek çok mağduriyet kolaylıkla hasır altı edilebiliyor. Ücretlerinin ödenmemesi, haksız yere işten çıkartılmaları, iş güvenliği kurallarının ihlal edilmesi ve tacize varan davranışlara tahammül etmek zorunda bırakılıyorlar. Kıdem tazminatı, yıllık izin, emeklilik, sağlık yardımı ve sair sosyal haklardan yoksunlar.
Ancak iş güvenliği ihmallerinin neden olduğu iş cinayetleri, uğradıkları emek sömürüsünü de cinsel istismarı da gölgede bırakıyor. Nitekim Ev İşçileri Dayanışma Sendikası’nın açıklamasına göre, 2011 yılında 51 ev işçisi kadın, “iş kazası” sonucu öldü, 3 bin ev işçisi kadın ise iş kazası geçirdi, 400 kadın taciz ve tecavüze uğradı. Bu vahim tabloya karşılık, ölüme sebep olan olaylar bile resmi kayıtlara iş kazası olarak geçirilmiyor.
Devletin gözü önünde ve bir anlamda onayı ile kayıt dışı ve kuralsız olarak çalıştırılan ev işçisi kadınlar, ciddi bir ölüm ve yaralanma riski ile çalışmaya mecburlar. İşsizliğin her geçen gün arttığı, kadınların istihdamda dezavantajlı konumları düşünüldüğünde, aç kalmamak için bu çalışma koşullarını kabul etmek zorunda kaldıklarını anlamak hiç de zor değil. Nitekim, Türkiye İstatistik Kurumu’nca yapılan çalışmaya göre de, kadınlar nüfusun yaklaşık yarısını oluşturuyorlar ve çalışan kadınların yaklaşık üçte biri ücretsiz aile işçisi durumunda bulunuyor. İşsizlik oranı kadınlarda  yüzde 10.8, erkeklerde ise yüzde 8,5 seviyesinde yer alıyor.  
Diğer bir yandan, ev işçiliğinin daha çok kadınlarca yapılıyor olması, bu alanı genel tablodan koparmıyor aslında. SGK’nun 2012 raporuna göre, resmi olarak kayıtlara geçen iş kazası sayısı 74.871 ve bu sayı önceki yıla gore yüzde 8 daha fazla. Raporda, gerçekleşen ölüm olayının daha az olması öne çıkarılarak durum hafifletilmeye çalışılsa da kayıtsız ve kuralsız çalışmayı, kaza sayısı ve sonuçlarını kapsamayan bu raporlarla hafiflemek nasıl mümkün olabilir?
Ev işçisi kadınlar bugün, İş Kanunu ve İş Güvenliği Kanunu kapsamına alınmak, İLO Ev İşçileri Sözleşmesi’nin imzalanmasını sağlamak, sendikalaşmaları önündeki engellerin kaldırılması ve ille de hayatta kalmak için mücadele ediyorlar. Bugünkü durumunun sorumlusu olan sistem kapitalizm, devlet ve toplum erkek olunca işleri kolay değil elbet. Ancak, yeni anayasanın, demokratikleşmenin tartışıldığı, devletin ve toplumsal yaşamın yeniden dizaynını zorlayan bu günleri, kadınlar da kendileri için bir şans olarak değerlendirilebilirler diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?