Yerel yönetimler, yapılan hizmetler kadar bir ülkenin demokratik yapısı yönündeki gelişmeler açısından da büyük önem taşıyor. Demokratik yaşam çizgisinin yaşama dahil edilmesi açısından zemin fırsatı yaratan yerel yönetimler, belediyeler; stratejik plana uygun olarak bir şehri yönetme, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturma, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlama, uygulama, izlem, değerlendirme ve bunlarla ilgili raporları meclise sunma açısından önemli rol alıyor. Dêrsim Belediye Başkanı Edibe Şahin, demokratik, ekolojik, özgür kadın belediyecilik anlayışını Dêrsim özelinde değerlendirdi.


Kadın belediyeciliği Dêrsim coğrafyasında nasıl karşılanıyor?

Kadın belediyeciliği açısından bence Dêrsim şanslı. Öncelikle kadına güven çok. “Kadınlar ranta bulaşmaz” diye bir algı tam yerleşti. Çünkü bizden önceki belediyecilik ciddi anlamda ranta bulaşan, borçlarla boğuşan, buradaki personelinin ödemesini bile yapamayacak durumda olan bir belediyecilikti ve biz, bu kadar eksilerden alarak getirdik. Aslında bütçemiz hala çok düşük. Buna rağmen aynı bütçeyle hem belediyeyi büyüttük, hem daha fazla kurum açtık, daha fazla müdürlükler kurduk. Belediyemiz, halkın parasını halkla birlikte bütçeliyor. Neyin nereye gideceğini halkla beraber yaptığı için, planlamalar da doğru ortaya çıkıyor. Bu, doğrudan halka hizmet olarak dönüyor. Bu anlamda güven çok çok fazla.
Diğer yandan kadınlar çok daha fazla belediyeye gelmeye başladı. Her şeyden önce kadınlar belediyeyi tanıdı; belediyenin ne iş yaptığını öğrendi. Kadınlara nasıl hizmet edileceğini öğrendi ve bu kapıları kullanmaya başladı. Cesareti arttı.

Kadın belediyeciliği anlayışı Dêrsim’de neler değiştirdi?

Kadın bakış açısıyla özgürlükçü, katılımcı, ekolojik toplumu yaratma hedefiyle Dêrsim’de de bir kadın kenti modeli oluşturmak istiyorduk. Özellikle de Dêrsim’de geliştirilmesi gereken ayak; ekoloji ve kadın ayağıydı. Unutulmaya yüz tutmuş Kızılbaş inancı, ekolojik toplumu, ekolojik tabanlı kentleşmeyi yaratmada bizim için çok iyi bir arka plan oluşturuyor.
İlk olarak buradaki personelimize eğitim verdik ve çalışmaları aktardık. Özellikle belediyemizde çalışan kadın personel üzerinde ağırlıklı durarak, bu modelimizi oluşturma noktasında stratejik planımızı çıkardık. Öncelikle belediyenin içerisinde bununla ilgili birimler kurarak başladık. Belediye Meclisi’nde Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu ile Çevre ve Ekoloji Komisyonu kurduk. Başkanlık kurulunda bir kadın bir erkek seçilmesi, kadın-erkek eşitlik komisyonunun mecliste oluşturulması, yine burada çalışan kadınlardan bir kadın kurulunun oluşturulması, yönetimde sadece erkeklerin yer alması üzerine kadın çalışanlarımızı da bunun için teşvik edilmesi, getirdiğimiz yenilikler arasında. İlk yılımızda kadın danışmanlık merkezimizi açtık. Cinsiyetçi rolleri reddettiğimiz, kadın bakış açısına sahip olduğumuz için bunları yaptık. Ardından kentteki yoksulluk haritasını çıkarmaya çalıştık. Tabii yoksulluk en fazla kadın ve çocukları vuruyor. Bu anlamda da giysi bank gibi çalışmaları başlattık.

Kirmanckî UNESCO tarafından kaybolan diller listesine alındı. Belediye olarak bu konuya ilişkin çalışmalarınız var mı?

Geldiğimizden beri kendi anadilimizde hizmet etmeyi önümüze koyduk. Bu çerçevede halk toplantılarımızda, halk günlerimizde, mahallede, sokakta, çarşıda, görüştüğümüz her yerde, resmi ortamlarda kendi dilimizi konuştuk. Dolayısıyla dilimizi özendirdik. Çünkü daha önce çocuklar bu dili köy dili olarak görüp küçümsüyordu. Ama bizim tarafımızdan kullanılması, tabelaların değiştirilmesi ve bu dillerde de hizmet vermemiz oldukça ilgi uyandırdı. Dolayısıyla anadile karşı farkındalığı da yükselttik. Bu süreçten sonra “Dilimiz nereye gidiyor” diye halk tartışmaya başladı.

Dêrsim deyince akla gelen özgünlüklerden biri de; inanç olayı. Halkın inancını rahatlıkla yaşayabilmesi için belediye olarak girişimleriniz oldu mu?

İnancımızın insanlığın önemli bir değeri olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce doğayla insan arasındaki bu diyalektik yapılanma, şimdiki ekolojinin de felsefesini oluşturacak bir durumda. Dolayısıyla bunu ve kadın-doğa-toplum ilişkisini öne çıkararak kutsal mekanlarımızı öne çıkarmak, bunları işlemek, halka geri kazandırmak, bütün halkta morali yükseltti. Tabii en çok da kadınlar bundan mutlu oldu. Dolayısıyla bu çerçeveden baktığımızda kadının kapitalist modernitede kaybettiği şeyleri tekrar kadınla birlikte kazanma noktasında çalışmalarımız oldu.

Kadın istihdamına dönük çalışmalarınız olacak mı?

Bu konuda Dêrsim’de farkındalık yaratmak gerekiyordu. Dêrsim aslında çok zengin bir mirasın üzerinde oturuyordu ama bunun çok farkında değildi kadınlar. Zira kendi oturdukları evleri doğal haliyle hizmete açtıklarında buradan kazanabileceklerdi. Fakat bu noktada bir sıkıntımız vardı: Savaş. Her şeyden önce barışın gelmesi ve güvenlikli bir ortamın olması gerekiyor. Çünkü buraya yönelik önyargılar çok fazla. Ama buraya gelen, buraya dokunan buradan ayrılmak istemiyor. Bu süreç içerisinde amacımız; kendi kimlik ve inancımızı anayasal güvence altına alabilmektir. Burada hizmet ürettiğimiz oranda siyaseten de önde olmamız, bunu örgütlememiz gerekiyordu. Halktan bana, çok siyaset yaptığıma dair eleştiriler de geliyordu. Daha sonra anlattık. Bizim dediğimiz siyaset mi, bu ülkenin önünü açan çözüm önerileri mi? Artık herkes biliyor ki, barış olmazsa buradaki zenginliklerin de kimse farkında olmayacak. Bu nedenle bu süreci sahiplenme, Dêrsimlilerde daha üst düzeyde oldu. Bu süreç gerçekten sağlıklı yürütülür, akamete uğramadan devam ederse, en hızlı patlamayı yaşayacak olan Dêrsim ve Dêrsimli kadınlardır.

Dêrsim’in coğrafik yapısının korunması konusunda belediye olarak neler yapıyorsunuz?

Geldiğimiz yıldan beri Dêrsim’de yapılması planlanan HES’ler ve barajlara karşı bir mücadele yürütmemiz gerekiyordu. İnsanlar genel anlamda karşı olduklarını söylüyordu ama bir araya gelip demokratik tepki gösterme sözkonusu değildi. Sadece festivalden festivale işleniyordu bu konu. Ama biz biraz daha örgütlü bir hale getirmek için mücadele yürüttük. ÇED’lerin ne olduğunu, baraj ve HES’lere neden karşı koymamız gerektiğini, alternatif enerji kaynakları var mı, kentimizde bunları nasıl kullanabiliriz gibi konularda mahalle mahalle, köy köy, kahve kahve gezerek halkta ciddi farkındalıklar yarattık. Orman yangınları, mayınlı alanlar gibi benzeri konularda ciddi bir hassasiyet oluştu.
İkincisini de, belediye olarak ÇED raporumuzu yazarak süreci sonlandırdık. En son zaten bir barajla birlikte bir ziyaret alanımızı kurtarmak için kadınlardan öneri geldi. Barajın kapakları tutulduğunda o güzergahta bulunan kutsal mekanlarımız hızla suyun altında kalmaya başladı. Gola Çeto dediğimiz yer de kent merkezine en yakın kutsal alandır; aynı zamanda Munzur ve Pülümür sularının birleştiği noktadır ve Cemevimizin hemen alt tarafındadır. Kadınlar gelerek, burası için ne yapılabileceğini sordular. Biz de belediye olarak kadınların önerisi üzerine çalışmalara başladık. Şu günlerde çok gündemde olan yıkım kararı çıktı. Halkta bu konuya ilişkin çok ciddi tepki var. Bu nedenle bakanlık bu konuda geri adım attı. Halk, “Bizi inançlarımızla, her şeyimizle yok etmeye çalışıyorlar” diyordu. Bu oluşan hassasiyet diğer alanlara da yayılıyor; devam ettiriyoruz.


GÜLŞEN KOÇUK/JINHA/DÊRSÎM