Zozan SİMA
Doğru ve yanlış tutumlar, iyi ve kötü kararlar ahlaki seçimlerimizle ilgilidir. Ancak bu çok çetrefilli bir konu. Ahlakın göreliliği, neyin ahlaki olduğunun farklılık göstermesi nedeniyle “etik” ile ahlak kavramı farklılaşmıştır. Konu kadınlar olduğunda ahlaki tutumun ne olduğu ya da olması gerektiğinin kriterleri biraz daha karmaşıklaşır. Bir tutumun, kararın veya eylemin iyiliğini kötülüğünü yalnızca yarattığı sonuçlar ve hedefleri belirlemez. Bunlar kadar oluşum koşulları, kişinin bu koşulları nasıl algıladığı ve farklı seçenekleri inceleyerek bir durumda eylemin ya da tutumun iyiliği, kötülüğü hakkında karar verirsiniz. Bu süreci işleten etik konusundaki tartışmaların erkek egemen bakış açısının izlerini taşıması, ortaya bir de kadın etiği gündemini çıkarıyor. Etik-estetiği jineolojinin temel konularından biri haline getiren de kadın etiğinin geliştirilmesi ihtiyacıdır. Feminist etik bağlamında mevcut ahlak anlayışının gerisindeki erkek egemenliğini sorgulayan birçok çalışma yapılmıştır. Erkeklerin belirlediği ahlaki normların kadın köleliğinin en sağlam dayanakları olduğu düşünüldüğünde kadın etiğine neden ihtiyacımız olduğu daha iyi anlaşılır. Ancak kadın etiği, salt egemen erkekliğin ahlaki normlarının eleştirisi ile sınırlı değildir. Kadın etiğini gerekli kılan asıl durum iyi, kötü hakkındaki kararlarımızda kadın özgürlüğüne dayalı bakış açısı geliştirebilme sorunudur.
Bu açıdan Rêber Apo kadın etiğini kadının karar verebilme gücü olarak tanımlar ve etik derken kastettiğim, özgürlük ahlakı ve bilincidir der. Kadın etiğinin konularından biri de eylem ve kararlarımızda, kadın-kadın ya da kadın-erkek ilişkilerimizde seçimlerimizin özgürlükle bağının kurulabilmesidir. Karar verebilme gücü özgürlükle bağlantılıdır. Bilgi ve bilinçle, iradeyle, koşullarla bağlantılı düşünülmelidir. Bir konuda karar almak, adım atmak kadınlar için erkeklere göre daha zordur. Kendisi hakkında karar alamayacağı, alsa bile uygulayamayacağı, uygularsa bedeller ödeyeceği süreçlerle şekillendirilen kadın kimliği göz ardı edilir. Ve genelde kadının kafasının karışıklığıyla açıklanan bu durumu kadınların psikolojisi, hormonları, akıl düzeyinin yetersizliği ile açıklamak istemişlerdir. Bu konuda söylenmiş onlarca “ata”sözü, dini ve felsefi açıklama, hatta bilimsel açıklama ile görünmez kılınmıştır egemenlik. Evet, kadınlar kararlarını zorlanarak alırlar ve bazen aldıkları kararlar anlamsız, saçma, akılsızca görünür. Bir kısmı da öyledir. Ancak altını biraz kazıdığınızda o saçma kararların çok derin kölelik kodları ile bağlantılarına ulaşırsınız. Dolayısıyla kişiyi yargılayabilir, eleştirebilirsiniz ama asıl önemli nokta böylesi kararların alınmasının önünce geçebilecek çalışmaları geliştirme sorumluluğudur.
Yüzüne asit atan adamı affettiğini, onu sevdiğini ve evlenmek istediğini söyleyen Berfin’in tutumu tam da bu konuda incelenmeye değer bir yanlış karar örneğidir. Üzerine sosyolojik-piskolojik analizler yapmayı gerekli kılan bir durumdur. Koronavirüs nedeniyle cezaevlerinde tedbir almak adına önceliği hırsız, katil, uyuşturucu kaçakçılarını kurtarmaya veren devletin de bu süreçle birebir ilişkisini göz ardı etmeyelim. Kadın katillerini koruyan yasaların yanında ilk fırsatta çıkmalarını sağlamak da bir devlet görevi görüldüğünden, bu ihtimal belirdiğinde yapıldı Berfin’in açıklaması. Onun kararının yarattığı şok, neden böyle bir karar verildiğini sorgulamak kadar avukatı ve kadın platformunun tutumu da olayın farklı bir boyutu oldu. Ortaya çıkan ilk tepki madem böyle bir tercih yaptın “ne halin varsa gör, biz yokuz” tutumuydu. Her ne kadar gelen tepkiler üzerine hızla tutum değişimine gidildiyse de bu da en az Berfin’in kararı kadar yanlış bir karardı. Ne için ve kime karşı mücadele ettiğini unutmak anlamına geliyordu.
Özgürlük mücadelesi yürütenler açısından düşmandan gelen her saldırı, mücadele gerekçelerinizi güçlendirici rol oynar. Keskinleşir, bilenirsiniz. Her saldırının ardından daha gür, daha güçlü olmaya dair kararlaşırsınız, sözleşirsiniz. İşte bu yüzden savaşıyorum, bu yüzden bedel ödüyorum ve doğrusunu yapıyorum hissi yaşarsınız. Ama uğruna mücadele ettiğiniz, bedel ödediğiniz kişiler tercihlerini egemenlerden yana yaptığında derin bir yara almış hissedersiniz. Kadın özgürlük mücadelesi yürütenler açısından da erkek egemen sistem kaynaklı saldırılar mücadeleyi keskinleştirirken, kadınların kölelikte ısrar eden kararları benzer hisleri uyandırır. Birlikte eylemler yaptığınız, eğitimlerde bilinç geliştirmeyi hedeflediğiniz kadınların yaşamlarında değişim olmasını, özgürlükçü tercihler yapmasını umarsınız. Kadın etiği bu tercihi yapmayanlar için de mücadele etmeyi sürdürerek, doğru tercihleri sağlayacak bilinci geliştirmeyi, iradeyi güçlendirmeyi esas alacak sorumluluk gösterebilmektir.